Dört devletin yasaklısı

26

Kürtler’in kadim sesi Şivan Perwer 1976’dan beri doğduğu topraklara dönemiyor. Türkiye’deki son konserini yıllar önce Urfa’da vermişti. “Dört devletin yasakladığı bir sanatçıyım” diyen Perwer’le Taraf Gazetesi Almanya’da konuştu.. Şivan Perwer’le Bonn’daki Şivan Perwer Kültür ve Sanat Vakfı’nın merkezinde görüştük. Beş katlı merkezde hâlâ inşaat çalışmaları devam ediyor. Dört yıl önce kurulan vakıf, Alman devleti tarafından resmen tanınıyor. Şivan Perwer sorularımızı yanıtlamadan önce kısaca vakıf hakkında bilgi veriyor. Kürt müziği ve sanatıyla ilgili çalışmalar yapmak için oluşturulan vakfın bünyesinde bir müzik okulu, kayıt stüdyosu ve konser salonu da bulunacak. Hep yasaklı olan, Kürtlerin bu kadim sesine “yasak” sözcüğünün kendisi için ne ifade ettiğini sorarak başlıyoruz söyleşiye.

Ben dört ülkede dinlenen, dört devletin yasakladığı bir sanatçıyım. Tabii Kürtler’in olduğu her yerde dinleniyorum. Başka uluslardan insanlar da beni seviyor, dinliyor. Ama en çok Kürtler’in yoğun olarak yaşadığı Türkiye, İran, Irak ve Suriye’de dinleniyorum. Bu dört devlet de beni yasakladı. Birkaç yıldır Irak Kürt Federe Yönetimi Bölgesi’nde bu yasak kalktı. Ama ondan önce en sıkı yasağı Saddam rejimi uyguluyordu bana. Benim kasetlerimi, albümlerimi dinledikleri için bir çok insanın başı belaya girdi. İşkence gördüler, hapse atıldılar hatta öldürüldüler. Bazı Kürt kadınları ağlayarak anlatıyordu bana; oğlunun ya da kocasının sadece benim türkülerimi dinlediği için asıldığını. “Yasak” sözcüğünün ne anlama geldiğini en iyi ben bilirim herhalde.

‘GECEYİ TARLADA GEÇİRDİM’ •
Kaç yıl oldu gurbet?
1976’nın haziranında çıktım Türkiye’den. O günden beri doğduğum topraklara ayak basmak nasip olmadı. İran Kürdistanı’na gidemedim henüz. Birkaç kez Suriye üzerinden güneye gittim. Suriye yetkilileri tutuklamıyorlardı beni ama hemen gönderiyorlardı. Orada uzun süre kalmamı istemiyorlardı. Hatta birkaç kez konser için başvurdum, kabul etmediler.

Yurt dışına çıkışınız nasıl oldu?
Kaç kaç çıktım desem yeridir. İlk kez 1976 yılında Ankara’da sahneye çıktım. O zaman Gazi Üniversitesi’nde matematik okuyordum. Kürt kökenli milletvekillerinin düzenlediği bir gecede spontane çıktım. İstanbul’da yaşayan Kürt kökenli bir türkücüyü davet etmişlerdi, Atakan Çelik. Sahneye çıktıktan sonra seyirci Kürtçe parçalar söylenmesini istedi. Çelik de, “xazale xazale” diye başladı ama Türkçe devam etti. Bu zoruma gitti. Arkadaşlara “Bana bir saz bulun, sahneye çıkmak istiyorum” dedim. Bazı arkadaşlar çok sevindi, bazıları Kürtçe söylemenin tehlikeleri için beni uyardı. Dedim ne olursa olsun, getirin sazı! Şivan Perwer diye beni anons ettiler. Ben sahneye çıktım ve dedim ki “Size gerçek ‘xazale’yi söyleyeceğim. “Xazale” Kürtçe bir türküdür. Beş-altı Kürtçe parça okudum, salon coşkudan ve heyecandan yıkıldı. Polis beni almak istedi ama arkadaşlar beni arka kapıdan çıkardılar. Kaçırdılar yani. Sonra Viranşehir gecesi yapıldı, sonra bir Hakkari gecesi oldu. Rahmetli Ahmet Arif de katılmıştı; Rahmi Saltuk vardı. Aynı durum yaşandı. Polis tertip komitesini zorluyor, beni istiyor. Sahnenin önünü arkadaşlar tuttu, polisin beni almasına engel oldular. Bazı arkadaşlar gözaltına alındı, beni yine kaçırdılar.
Son konserim Urfa Suruç’ta oldu. Jandarma polis bütün kapıları tuttu. Rahmetli Muhterem Biçimli de vardı. O konser dolayısıyla tutuklandı ve uzun yıllar hapisanede kaldı. Bu sefer beni kaçırmak istemiyorlardı. Çare kalmayınca, arkadaşlar sinemanın bir duvarını yıktılar, bir gedik açtılar; oradan kaçtım. Geceyi tarlaların arasında geçirdik. Hem biz kimsenin başını belaya sokmak istemiyorduk hem insanlar baskılardan dolayı korkuyorlardı. Ertesi sabah bir akrabama haber verdim, belediye fen işleri müdürüydü; geldi, beni arabasıyla aldı, sınıra götürdü. Sonra mayınlı tarlalardan geçip Suriye’ye çıktım. Oradan Almanya’ya geldim.

‘SANATÇI HERKESE SÖYLER’ •
Sesinizin bu kadar etkili olduğunu ne zaman fark ettiniz?
Benim ailem yoksul bir çiftçi ailesi. Babam da dayılarım da çok güzel türkü söylerdi. Benim sesim daha çok dayıma benziyor. Büyük kardeşimden de çok şey aldım, çok türkü öğretti bana. Dengbejler gelirdi bizim eve, babam onları severdi. Gece yarılarına kadar oturur türkü söylerlerdi, hikâye anlatırlardı, çiğ köfte yoğururlardı. O hikâyeler anlatılırken sanki hikâyelerin kahramanlarından biri olurdum. Babamın kucağına sığınır, dinlerdim. Ertesi gün onların söylediği türküleri, destanları ben söylerdim. Herkes şaşırırdı. O hikâyeleri dinlerken bir duygu oluşuyordu. Zaten yazı olmadığı için, Kürtler her şeyi türküyle anlatmışlar. Birinin dişi ağrısa, dişinden başlayarak bir hikâye, bir türkü yaratmış. İlkokuldan sonra babam beni okula göndermek istemedi. Medresede eğitim görmemi istiyordu. İsyan ettim. Çok asi bir çocuktum, haksızlığa dayanamazdım. Annemin zoruyla devam edebildim öğrenimime. İki anneden 14 kardeşiz. Benim annemden yedi kardeşiz. Annem çok genç vefat etti, babam sonra tekrar evlendi, ondan da yedi kardeşimiz oldu. Ben daha Avrupa’ya çıkmadan annem ölmüştü. Onun da sesi güzeldi, lorileri hâlâ kulağımda.

Yurt dışına çıktıktan sonra nasıl bir süreç yaşadınız?
Önce Heidilberg’de dil öğrenimi gördüm. Sonra Bonn Üniversitesi’nde müzik bilimleri bölümüne kaydımı yaptırdım. O zaman bir grup profesör, Kürt müziğiyle ilgili bir araştırma yürütüyorlardı. Onlar özellikle benim Bonn Üniversitesi’ne kaydolmamı istediler. Araştırmalarında onlara yardım etmemi istiyorlardı. Bir süre birlikte çalıştık. Sonra kaydımı Köln Üniversitesi’ne aldım. Üç yıl orada okudum, ama konserler yoğunlaşınca ayrılmak zorunda kaldım.

Yurt dışında ilk konseriniz nerede gerçekleşti?
İlk konserimi Berlin’de verdim. Gelmeden önce verdiğim konserler ses getirmişti. Yani ben gelmeden adım buralara gelmişti. O zaman burada birçok Kürt siyasi grubu vardı. DDKO’nun Avrupa’daki yan örgütü Burusk vardı, Sosyalist Parti’nin yan örgütü Hevra vardı, PKK’nın yan örgütü Bahoz vardı, bir de yeni oluşan Kava’nın sempatizanları vardı, Rizgari’nin sempatizanları vardı. Her grup beni yanına çekmek istiyordu; sen bir ozansın partili olmalısın gibi söylemlerle geliyorlardı. Bazı haksız eleştirilere, baskılara uğradım. Ve bir türküyle bu baskılara yanıt verdim: “Hevalê bar giran im, hevalê şoreşger im. Ozanê gelê bindest… Emekçinin ve devrimcinin yoldaşıyım, ezilen halkın ozanıyım…” Çok şey ifade etti bu türkü. Bir sanatçı herkese söyler. Birlik istiyordum, tamam örgütlerin olması gerekiyor ama bu kadar birbirlerine karşı olmaları gerekmiyordu. Ben yeni gelmiştim, geldiğim ülkeyi biraz tanımak istiyordum, insanları biraz tanımak istiyordum, hemen bir gruba katılmak istemiyordum. Her şeye rağmen Berlin’de tarafsız arkadaşların da desteğiyle ilk konseri gerçekleştirdim.

‘BEN ÇOCUK RUHLUYUM’ •
Nasıl geçti bu ilk konser? 
Biraz Suriyeli Kürtler vardı, biraz Türkiyeli Kürtler. Konser çok coşkuluydu ve ilgi çok yüksekti. Sonra diğer konserler oldu, değişik ülkelerde sayısız konser verdim. Halkım beni çok seviyor. Ben de onları. Bazı Kürtler, “Sen sadece yaşa, şahsın gözümüzün önünde olsun yeter. Artık türkü söylemesen de olur, senden alacağımız kadar aldık” diyorlar. Ben çocuk ruhlu bir insanım. İnsanlar bana tapsın, kendilerini parçalasınlar istemem. Çok basit ve sade yaşamak istiyorum. Benim için her insanın bir değeri vardır. Her insanın sevgiye ihtiyacı vardır. Beni seven her insanın da, benim sevgime ihtiyacı vardır. Birçok arkadaşım, “O kadar ortada görünme, insanlarla muhatap olma” diyor. Ama insanlar beni yıllardır dinliyor ve seviyor. Ben ona beş dakika ayırsam ne olur?

Türkiye’deyken bir albüm çalışmanız oldu mu?
İstanbul’a gittim. Plak yapmak, kaset çıkarmak istiyordum. Ama kimse yanaşmadı Kürtçe kasete. Korkuyorlardı. Ben geldikten sonra, kayda aldıkları birkaç türküyle plak yaptılar. Galiba onlar da toplatıldı ve ceza aldılar. Basit teyplerle kayıt yapıyorduk, onlar yayılıyordu.

Kaç albüm yaptınız bugüne kadar?
Hepsini toplasan 30-32 eder.

İlk albümünüzün ismi neydi?
Govanda Azadixwazan (Halaylar Özgürlük İstiyor) 1976’da çıktı. Türkiye’deyken yaptığım türküleri burada modern stüdyolarda kaydettik. Sonra böyle devam etti; her sene bir tane çıkardım. Bazen bir senede iki albüm yaptığım oldu. Türkü boldu yani. Hem Kürt klasik halk müziği hem de kendi yaptığım türküleri söyledim. Kürt dilini iyi kullanmak için çok yoğunlaştım. Yeni sözcükler aradım, buldum bunları kullandım. Başka diller de konuşabiliyorum, ama ancak Kürtçe ile kendimi bütünüyle ifade edebilirim. Benim bulduğum sözcükleri şimdi Kürt medyası da kullanmaya başladı. Bazen biri beni durdurup “Çocuğumun ismini senin türkünden aldım” dediğinde başka bir tat alıyorum.

“İSTERDİM Kİ, SEVEBİLDİĞİM BİRİYLE EVLENEYİM” •

Yeni bir albüm çalışmanız var mı?
Beş senedir albüm yapmadım. Çok yoğunlaştım. En az beş albüme yetecek kadar stran birikti. Ancak bu beş yıl hayatımın en zor yıllarıydı, bunu da söylemeliyim. Şimdiye kadar ne umutsuz oldum, ne küstüm, ne de soğudum hayata. Temiz yaşadım, kendime iyi baktım, spor yaptım. Ancak son beş yılda öyle olaylar üst üste geldi ki, hayatımda yüz yıla bedeldir. Yıkılacak hale geldim. Çevremle ilgili bunlar. Bana çok baskı yapıldı, üstüme çok gelindi. En sevdiğim insan bile sırtını döndü. Yapayalnız kaldım. Belki başka zaman anlatmak gerek bunları. Bu duruma karşı sanata sığındım. Yaptığım parçaların büyük bölümü benim yaşadığım bu süreçle ilgili. Sıkıntılar ve zorluklar insanı çoğu zaman yaratıcı yapabiliyor. Parçalar hazır ama stüdyoda daha kaydını yapmadım. Bunların içinde aşk var, siyaset var, destan var ve birçok parça yaşadıklarımla ilgili. Umarım çok yakında güzel bir albüm çıkaracağım.

Bu anlattıklarınız aşka dair mi?
Evet. Kadın-erkek birlikteliği ruhsal bir birlikteliktir. İki ruhun bir olmasıdır. İki ruhun birbirini tamamlamasıdır. Çok gençken evlendim, evliliğim benim isteğimle olmadı, toplumun isteği ile oldu. Çevremin isteğiyle oldu. Ben isterdim ki çok anlayabildiğim, anlaşabildiğim, sevebildiğim biriyle evleneyim. Ve ona karşı dürüst olayım. Fakat toplum isteğiyle evleniyorsun, toplumun yarattığı değerlerle evleniyorsun. Mutlu olamıyorsun, elin kolun bağlanıyor.
Neden mutlu olamadınız? Evliliğimde aradığımı bulamadım. Mutlu olamadım. Evet bir oğlum var, onu çok seviyorum, benim herşeyim. Ama evlilikte benim aradıklarım yoktu. Sevdiğim kadınla arkadaş olmak, ondan öğrenmek, kadın-erkek özgür bir şekilde birlikteliğe katılmak; o zaman evlilik sağlam olur. Evlendim, seneler sonra boşandım. Çok zor bir boşanma oldu. Öyle eleştiriler, öyle saldırılar oldu ki, sanki ben bu evlilik için doğmuşum, bu insanla birlikte olmak için doğmuşum… Sanki onun için yaşamam gerekiyor gibi yaklaştı herkes. Herkes boşanıyor ben de boşandım.

“TÜRKİYE BENİM ÖZLEMİM” •
Türkiye’ye gideceğinize dair söylentiler var. Bir gün dönerseniz neler yapmak istiyorsunuz?
Onu bekliyorum. İyi bir organizasyon olursa giderim. Kimi diyor “Benim konferansım var gel”, kimi diyor “Benim Nevroz’um var gel.” Kimse benim güzel bir şekilde dönmem için, yani benim için bir organizasyon yapmayı düşünmüyor. Beni toplantıları için çağırmasınlar, yıllarını gurbet elde geçirmiş Şivan Perwer olarak çağırsınlar. Özlemim budur. Gidersem, inanıyorum ki Kürt kültürüne önemli katkılarım olur. İki halkın dostluğu için önemli katkılarım olur. Kürtler’e de söylerim, Türkler’e de söylerim türkülerimi. Diğer halklara da söylerim. Bunun bedeli ne ise de ödemeye hazırım. Ama kime gideyim? Baksana gideceğim kimse yok. Halkıma giderim, ama devlet herhalde bana hoşgeldin demeyecek. Çünkü Kürt kültürünün, Kürt dilinin önünde engeller duruyor. Belki dışarıda kalıp katkılarımı sürdürmem daha iyi. Belki gitmeden ölürüm de burada. Ama gitmek benim özlemim. Diyarbakır’a, Urfa’ya, Hakkari’ye, Malatya’ya, İstanbul’a, İzmir’e, Karadeniz’e gitmek isterim. Türk halkına da söylerim türkülerimi.
Derim, “Size Kürtçe söylemeye geldim. Biz Türkçeyi dinliyoruz, seviyoruz. Siz de bizim stranlarımızı, destanlarımızı dinleyin. Yasaklar iyi değil, ben bu yüzden yıllardır dışarıda kaldım, siz de bizi sevin. Eğer Kürtçe söylediğim için rahatsız oluyorsanız, gelin dövün beni. Ama niye bu kadar kavga, kimin için? Bu ülke herkese yeter.” Gidip özgürce söylemek istiyorum. Kürtler’in, Türkler’in birbirlerini anlamasına faydam olur.

Belki bir Kürt -Türk organizasyonu sizi Şivan Perwer olarak davet eder.
Güzel olur.

“BARIŞ RÜYALARIMA GİRER” •

Son günlerde Kürt sorununa barışcıl çözüm konuşulmaya başlandı. Bu konuda düşünceleriniz nedir?
Barış çok güzel bir sözcük. İnsanın insanlaşmasına hizmet eder. Kürt halkı her zaman barış istemiştir. Kürtler kimseye saldırmadı, ama Kürtler’e çok saldırı oldu. Ülkesi parçalandı, dili-kültürü yasaklandı. Kürtler’i asimile etmek için yasalar çıkarıldı. Böyle tarihsel bir kültürü neden yok etmek isterler, anlamıyorum. Barış sürecinin başlaması çok iyi. Ben de bu sürece katkıda bulunmak isterim. Rüyalarıma giren, hasretini çektiğim şey barıştır benim. Dünyanın birçok şehrinde konserlere çıktım; Avrupalı, Amerikalı, Afrikalı sanatçılarla aynı sahneyi paylaştım. Ama ne yazık ki şimdiye kadar Türk kökenli bir sanatçıyla aynı sahneyi paylaşmak nasip olmadı. Bu çok kötü. Birçok Kürt kökenli sanatçı Türkçe söyledi, ben de Türkçe söyledim. Türkçe yaptığım bazı türkülerim de var. Bir Türk sanatçı çıkıp Kürtçe söylesin. Yanı başlarında bir halk yaşıyor, onun durumuyla biraz ilgilensinler. Kürtler onların dayıları, halaları, amcaları, sevgilileri, kardeşleridir.

Birlikte sahne almak istediğiniz Türk sanatçı var mı?
Çok isterim. Ama maalesef kimse yanaşmadı. Mesela Sezen Aksu’ya teklif götürülmüş ama kabul etmemiş. Böyle bir projenin barış sürecine katkısı olur.

Sinemayı hiç düşündünüz mü?
Çok teklif aldım ama projeler beni tatmin etmediği için kabul etmedim. Kendime ait bir projem var ama henüz hayata geçirmek için maddi kaynak yaratamadık.

( Taraf/HÜSEYİN KALKAN/BONN )