Rojhilat: Kürt müziğini restore ediyorum

49

Son albümü “Ji te Dur Bum” albümü ile büyük beğeni toplayan şarkıcı İbrahim Rojhilat, Kürt halk müziğini restore etmeye çalıştığını söylüyor. Bir şarkının ilk yorumunu da kendisini yapmak istediğini dile getiren Rojhilat, “Daha önce yorumlanmış bir eser çok fazla ilgimi çekmez” diyor.İbrahim Rojhilat “Ji te Dur Bum” adlı solo albümüyle tekrar dinleyicileriyle buluştu. 16 yıllık müzik hayatında BENGI adlı albümüyle ilk solo çalışmasını yapan İbrahim Rojhilat “Ji te Dur Bum” albümüyle müzik hayatını taçlandırdığını belirtiyor.

Rojhilat, Brüksel`de olduğu sırada “J, Te Dur Bum”, “Nêrgiz”, “Gula We me”, “Binor”, “Gidîno”, “Fatim”, “Seba Yarê”, “Hêvî”, “Gulam”, “Ji Bîramin Naçî” ve Potbori adlı eserlerin yer aldığı “Ji te Dur Bum” albümü ve genel olarak müzik hayatına dair bir ANF’ye konuştu.

-Dinleyicililerinle ilk olarak Koma Rojhılat grubuyla tanıştın. Sonra solo olarak müzik hayatına devam ettin. Neden böyle oldu? Bu süreç nasıl gelişti?

-Koma Rojhilat, 1991’de Mezopotamya Kültür Merkezi bünyesinde kuruldu. O yıllarda bir açlık grevi ziyaretinde MKM sanatçılarıyla tanıştım. Ardından bu arkadaşların önerisiyle MKM ye gittim. O donem MKM bünyesinde yoğun bir kültürel-sanatsal çalışma faaliyeti yürütülüyordu.Buraya gelip sanatsal çalışmalarda bulunmak isteyen bazı arkadaşlarla beraber grubumuzu Koma Rojhilat’i kurduk. O dönemlerde birçok etkinlik ve konserler verdik.Ayni zamanda müzikal yeteneklerimizi geliştirmek için birçok teorik ve pratik çalışmalar yaptık.Gurup elemanlarının dönem dönem değişmesi ve guruptan kopması gurubun istikrarını sarssa da, bu olumsuzluklara rağmen gurup 2001 yılına kadar Koma Rojhilat çalışmalarını sürdürdü. Bu dönem içerisinde yurt içi ve yurt dişi birçok değişik etkinliğe katildik. Yine 1997 yılında, “ MEZRABOTANIM EZ „ adli bir albüm çıkardık. Belirli sebeplerden dolayi istikrarını koruyamayan gurup, son olarak 2001 yılı Newrozu için gittiği Avustralya da son konserini verdi. Ve gurup elemanları bireysel tercihleriyle farklı alanlarda yaşamlarını sürdürme kararı aldılar. Bende Avustralya’da kalarak oranın ülke vatandaşlığı hakkini alıp müzik çalışmalarımı guruptan ayrı bireysel olarak sürdürdüm. Gurubun kurucusu olmam, yıllarca verdiğim emeğime sahip çıkmak, gurubu ve ismini yaşatmak ve sahiplenmek adına İbrahim Rojhilat olarak müzik çalışmalarımı bu döneme kadar sürdürerek ilk solo albümüm“BENGI“ ve daha sonra, ikinci albümüm olan ‚’JI TE DUR BUM“la bireysel çalışmamı taçlandırdım.

-Solo olarak çıkardığın ilk albüm BENGİ oldu. Bengi’den nasıl bir sonuç aldın?Müzik hayatına katkısı nasıl oldu Bengi’nin?

-Evet BENGI benim kendi sanatsal ve müzikal duygularımı samimi ve doğal bir şekilde açığa çıkardığım, sevdamı yansıttığım, kendimi tanımladığım, duygu dünyamın bir ifadesi oldu.Repertuarımı kendim seçtim, yönetmenliğini kendim yaptım, maddi ve manevi tüm zorluklarını kendim yaşadım. Eksiklikleri ve güzellikleriyle yarattığım ilk göz ağrım oldu BENGI…Çok şey öğretti bu çalışma bana, bir çok iliksi geliştirdim, albüme emeklerini veren müzisyenlerle birlikte bir çok şey öğrendim. İşin mutfağına girdim, bastan sona her anini yaşadım. Sonuçta çok beğeni aldı bu çalışma ve bu beni oldukça mutlu etti. Özellikle sanatçı dostlarımdan aldığım izlenim ve değerlendirmeler beni mutlu etti. Genel olarak BENGI albümü halkın her kesiminden olumlu not aldı. Bu durum bana güç verdi, moral verdi ve ben doğru bir yolda olduğuma inandım. Çünkü gelişen yoz ve arabesk bir müzikal tehlikenin karşıtı bir çalışmaydı benim çalışmam, buna inandım. Dengbejlik geleneğinin sahiplenildiği otantik anonim değerlerin korunduğu, müzikal olarak doğu enstrümanlarının yaygın kullanıldığı, arabesk motiflerden uzak bir çalışmaydı, duygu yüklüydü, samimi ve doğaldı.

2 YILLIK ÇALIŞMANIN ÜRÜNÜ ALBÜM

-Son albümün ‘Ji Te Dûrbûm’ adıyla çıktı. Ne kadar sürdü bu albümün hazırlığı?

-İkinci çalışmam olan ‘Ji Te Dur Bum’ yaklaşık 2 yıllık bir yoğunlaşmanın ardından tamamlandı. Sadece repertuar secimi bir yil sürdü diyebilirim. Ardından demo, kayıt ve stüdyo aşaması derken yaklaşık iki yıllık bir emeğin sonucu olarak tamamlandı. Albüm yaklaşık iki ay kadar önce piyasaya cıktı. Avrupa’da “ MİR MÜZİK, Türkiye’de ise “ KOM MÜZİK dağıtım ve yapımını üstlendi.

‘Jİ TE DURBUM’ YAŞAMIMDAN BİR KESİT

– Ji Te Dûrbûm. İlk okunduğunda insani farklı düşünmeye sevk ediyor. Kimine ülkeden uzaklığı, kimine yardan uzaklığı, anadan, dostlardan vb. bir çok şey… İbrahim Rojhilat neyi düşündü bu parçayı yazarken ve okurken?

-“Ji te dur bum” aslında ilk olarak akla sanki sevgiliden uzak kalmışlığı anlatma izlenimi veriyor yada genelde bir aşk şarkısıymış gibi algılanıyor… Oysaki öyle değil..Ben bu şarkıda aslında tarif edemediğim, belki de gözümle göremediğim, kulağımla işitemediğim, tarif edemediğim yakınında olamadığım ve uzaklaştığım maddi-manevi değerlerimden bahsediyorum. Blar belki çocukluğum, gençliğim belki doğup büyüdüğüm memleketimin coğrafyası, belki ailem; annem babam… Belki de şehit düsen can arkadaşlarım, yoldaşlarım, belki de saat akşam vakti besi vurduğunda Erivan radyosundan kulaklarımın zarından yüreğimin derinliklerine isleyen dengbejlerin yanık sesleridir. Ama şunu söylemeliyim ki ” Ji Te Dur Bum” benim hislerim, duygularım ve yaşamımdan bir kesit…

-Müziğini icra ederken ağırlıklı Kurmanci lehçesini tercih etmişsin. Gerçi bir parçayı Zazaca da okumuşsun. Diğer lehçelerin de albümlerde yeteri kadar yer aldığını düşünüyor musun?

-Önceki albümde de bu albümümde de bir zazaca parça var ama kesinlikle yeterli değil. Belki kendi başına tam şive değil ama bide İç Anadolu Kürtlerinin ağzıyla BINOR adlı bir parçayı okumuşum. Onun dışında sorani lehçesinden uygun bir şarki bulamadım. Büyük bir eksiklik. Kinlikle bütün lehçelerden şarkıların olması gerekir albümde. Aslında bu durum beni rahatsızda ediyor. Çünkü ulusal bir sanatçı olmanın gerekliliği tüm lehçelerden ve tüm kesimlere hitap etmekten geçer. Kendimi bu konuda yetersiz buluyorum. Hatta ve hatta gerekirse bir tanede Türkçe okuyabilirdim. Çünkü sanatın dili yoktur, sanat sınır tanımaz, sanat özgürdür, evrenseldir… Dolayısıyla verilmesi gereken mesajların yerini bulabilmesi için doğru, anlaşılır bir dil ve ifade kullanmaktan geçer. Dil ve lehçede bunlardan bir tanesidir.

– Bir sanatçı, bir müzisyen olarak kendini ulusal düzeye taşırma konusunda İbrahim Rojhilat kendini nereye koyuyor?

-Ben kendimi yöresel bir sanatçı olarak görmüyor ve nitelendirmiyorsam o zaman onun gerekliliğini de yerine getirmeliyim. Toplumun her kesimine hitap etmenin yöntemlerini kullanmalıyım. Bu anlamda ileriki çalışmalarımda bu eksikliklerimi tamamlamaya gayret göstereceğim…

‘GÖZLERİMİ KAPATIYOR SÖYLEDİĞİM ŞARKIYLA YAŞIYORUM’

-Bazı sanatçıların müzik yorumlarını dinlerken insan yoruluyor.Sen kendi sesine yönelik şimdiye kadar nasıl bir tepki aldın dinleyicilerinden ?

-Genelde bana kadife bir sesin var, insani yormayan ve hatta dinlendiren bir tınısı var diyorlar..Tabi bu dinleyicilerin düşüncesi saygı duyuyorum bir o kadarda mutlu oluyorum. Ama gerçekten ben çok fazla bağırmanın ya da tiz söylemenin, sesi yormanın, boğazını yırtarcasına bağırmanın cok gereksiz olduğunu düşünüyorum. Sesin rengi rahat bir yorumla ortaya çıkar, kendini hissettirir. Sesin yüreklere ve duygulara adeta yalın bir rüzgar esintisi misali dokunması gerekir. Şarkıların, klamlarin duyguları incitmeden, dinleyiciyi rahatsız etmeden yorumlanması gerekir. Ben böyle yapıyorum şarkı söylerken. Gözlerimi kapatıyor, söylediğim şarkıyla yasıyorum o ani. Böyle olunca ses ve yorum rengini, kimliğini buluyor ezgilerimde. Onun dışında en fazla önem verdiğim şey kendi yorum ve ses rengime göre repertuarımı seçiyorum. Bu çok önemli. Yorumlayamayacağım bir şarki ne kadar güzel olursa olsun, beğenilirse beğenilsin onu asla söylemem. Bir şarkıyı okurken onu öncelikle hissetmem gerekir, yasamam gerekir, sevmem gerekir. Başkalarının yorumladığı bir eseri kolay kolay yorumlamam ikinci bir kez. Bir eser, bir şarkı elimden geldiğince ilk benden dinlenmeli, ilk ben yorumlamalıyım bu benim kendimce belirlediğim uymaya özen gösterdiğim bir ilkem. Ancak öyle İbrahim Rojhilat olabilirim. Ben kendim olmalıyım, bir başkası değil, taklit etmemeliyim kimseyi. Var olan bir şeyin kopyası olmamalıyım. Bunları yaparsam basarili olabilir, farklılığımı kabul ettirebilirim. Bu is zor bir istir ama başarmalıyım.

POTPORİ BİR RENKLİLİKTİR

-Parça seçimlerini yaparken potporiye özel bir önem verdiğini ve her kasetinde mutlaka potporiye yer vereceğini söylüyorsun. Potbori senin için neden bu kadar önemli?

-Potpori mantığımda geleneksel, anonim, otantik halk şarkılarından küçük bir defile yapma, motif sunma düşüncesi var. Genelde hareketlidir bu şarkılar, halay tarzındadır. Bir yaşamdır halay, renkliliktir kültürümüzde. Değişik bir çok yöreden derlenen minik bir çiçek bahçesi gibidir bu eserler…Bu çiçek bahçesinden bir demet sunmak benim için bir gerekliliktir…Bir çok yöre insani kendisini bu potpori şarkılarda bulur, değişik yörelere ait oyunlar potporilerde sergilenir. Bir albümü komplike düşündüğünüzde potpori de bu albüm içinde değişik bir formatta kendisine yer bulur benim çalışmalarımda. Albümlerimde sürekli yer verecegim. Otantik ve anonim değerlerimizin korunması ve icrası şarttır…

-Dinleyici genel olarak müzik dinlerken her parça onda farklı bir duygu, his yaratır. Sen müziğinde neyi daha çok esas alıyor ve dinleyiciye hangi tadı daha çok tattırıyorsun? Hüzün mü, tebessüm mü…?

-Dediğim gibi albüm komplike bir çalışmadır. Bir çok duygunun, bir çok değişik konuların, islendiği, deşifre edildiği bir çalışmadır. Bir sunumdur. Her eserde değişik duygu ve konular anlatılır. Her kes bir şeyler bulabilmelidir. Yedi yaşındaki çocuktan yetmiş yaşındaki yaşlısına kadar herkes bir şeyler görebilmeli hissedebilmelidir bu bütünlüklü çalışmada. Kimisi aşkı, kimisi terk ettiği yakılmış yıkılmış köyünü, kimisi yitirdiği şehit kardeşini, oğlunu. Kahramanlıkları, tarihi, doğayı, coğrafyayı, hayata dair her şeyi bulabilmelidir, hissedip yasayabilmelidir. Dolayısıyla hüzün, tebessüm, mutluluk, acı, umut, kararlılık, sevgi, ask vb. her şey islenmelidir. Sanat birazda misyonel anlamda budur. Sanatçının görevi de budur. Reel, gerçek şeyleri topluma vermek, toplumun umutlarına, sevdalarına, beklentilerine ışık tutmaktır…Onlara moral olmak, güç vermek ve perspektif sunmaktır. Ama deminde dediğim gibi sesime, yorumuma ilişkin genelde yumuşak bulduklarına dair görüşler aldığım için sanırım dinleyici müziğimi dinlerken hem müzik ziyafeti çekiyor hem de aynı zamanda duygusal, ruhsal olarak dinleniyor.

GÖZLERİMİ KAPARIM ŞARKININ EZGİSİYLE…

– Güzel şarkı, klam ya da güzel yorum nedir sence? En güzel yorum nasıl çıkar?

-Dediğim gibi bir şarkiyi hissederek okumak çok önemli benim için. Yasamak gerekir. Mesela ben şarkı söylerken asla birilerinin gözlerinin içine bakmam, bakamam ya da sağıma soluma bakamam, dikkatim dağılır. Genelde şarkı söylerken, gözlerimi kaparim, şarkının ezgisiyle birlikte ağzımdan çıkan sözleri yüreğimden süzerek mimiklerime taşırım. İste o zaman halkla, dinleyiciyle buluştuğuma inanırım. Özelliklede daha önce yorumlanmamış, çok fazla bilinmeyen şarkılardan repertuarlarımı seçerim. Yine kendi bestelerime yer veririm. Yani bir şarkının ilk yorumunu ben yapmalıyım diye düşünüyorum. Bundan önce yorumlanmış bir eser çok fazla ilgimi çekmez. Çünkü o zaten vardır ve yorumlanmıştır, ikinci bir tekrarı hoş değildir bana göre. Özelliklede albümlerde okunmuşsa bu eserler zaten bilinen eserlerdir. Amaç bilinmeyen, duyulmamış değerleri açığa çıkarmak ve onu orijinalinden sonra ilk ağızdan doğru bir şekilde, bozmadan, dejenere etmeden, yeniden yorumlayabilmektir. Örneğin benim “seyade samedin”den sonra yorumladığım ‘ESMER EMAN “ eseri gibi…

‘HALK MÜZİĞİNİ RESTORE EDİYORUM’

-Bir söyleşide şunu diyorsun; “Ben halk müziğini (geleri) restore ediyorum.” Çok iddialı bir belirleme. Bunu nasıl yapıyorsun?

İste bunu doğru bir şekilde yapabilmek, yani restore etmek çok kolay değil, basit değil. Çok iyi bir araştırma ve bilgi gerektirir. Eski olan ve yıllar önce söylenmiş olan bir eserin kaynağına inmek, doğrusunu bulmak inanılmaz bir çabayı ve araştırmayı gerektirir. Bulduktan sonra orijinini koruyarak, ifadesini ve anlatılan konuyu saptırmadan onu yeniden günün gerçekliğine uyarlamak, yapılandırmak ve düzenlemek çok önemlidir. Yani yıpranmış tarihi bir binayı orijinalini bozmadan tamir etmeye çalışmak gibi. Bir şarkıyı yeniden ele almak, eski bir binayı orijinaline zarar vermeden yeniden tamir etmek kadar zordur ve benzerdir. İste bir anlamda ben çalışmalarımda bunu yapmanın gayreti içindeyim. Bir anlamda restore etmeye çalışıyorum. Hatta ve hatta orijinaliyle benim kendi yaptığım restore halini birlikte kullanıyor, dinleyiciyle buluşturuyorum. Dediğim gibi “Esmer Eman” şarkısı buna en belirgin örnektir. Bu şarkıda eserin sahibi dengbej “Seyade Samed’in” orijinal sesiyle ilk giriş kısmında ve sonda eşlik etmektedir. Burada amaç orijinini saklamadan eseri tanıtmak, eski ve yeni halini birlikte dinleyiciye sunmaktır. Yine ayni zamanda dengbejlik geleneğini sahiplenmek ve korumaktır.

-Jı Te Durbum” albümünden Hevi adlı parça için bir de klip yapmışsın. Kliplerinde Kürdistan coğrafyası hep çok önde. Egid, Esmer ve Hevi’de bu dikkatlerden kaçmıyor. Bunu sen kendin mi belirliyorsun yoksa yönetmen mi?

-Benim klip mantığımda şarkının güzel okunması, senaryoyla birlikte teknik olarak iyi bir klip çekilmesinin yanısıra görsel arka planların da uyumu çok önemli. Evet, genelde kliplerimde Kürdistan coğrafyasını çok kullanıyorum. Neden mi? Çünkü ayni zamanda coğrafik olarak ülkemizin güzelliklerini, tarihi eserlerini ve değerlerini de izleyiciye sunmak istiyorum. Şarkı sözleriyle, müziğiyle, görsel temaları kaynaştırmak ve bir kompozisyon oluşturuyorum. Öte yandan dinleyicinin, göreceği mekan ve görüntüyle de duygularına hitap etmektir amaç. Benim ilk klipim “Agit”tir. Agit Doğubayazıt’ta çektiğim bir kliptir. Yönetmenliğini Nuro Aksoy arkadaşımla birlikte yaptım. Yine “Esmer Eman” kliğini Van ve cevre ilçelerinde çektik. Yönetmenliğini kendim yaptım. “Sebramin” Nemrud Krater gölünde çekildi, Tatvan’da. Bu klipin yönetmenliğini Feyzullah Yıldırım arkadaşımla birlikte yaptım. “Dilo” klipi Silvan’da Hasuni Mağaralarında çekildi. En son “Hevi” klipini de İstanbul ve Doğubayazıt’ın Dağdelen köyünde çektik.

ANNEMİ ÖLÜMSÜZLEŞTİRMEK İÇİN….

-Hevi klipi senin için özel bir öneme sahip. Klipinde annen de yer alıyor. Anneni kamera kasışına geçirmek nasıl oldu?

-Hevi klibinin bir bölümü Dağdelen köyünde çekildi. Dağdelen aynı zamanda annemin köyüdür. Hevi klipinde genelde hep yakin köylüler ve akrabalar var. En önemlisi annem var. Benim için çok anlamlı ve bir o kadar heyecan verici onur verici bir durumdur bu. Annemi ölümsüzleştirmek için hayatımda başka da bir argüman bulamazdım herhalde. Müziğimle, yaptığım isle beni doğuran, can veren annemi ölümsüzleştirmek nasip oldu bana. Çok onur duydum ve gurur duydum. Annemi ikna etmek kolay olmadı aslında. Çünkü annem yaklaşık 90 yaşında ve o haliyle bile annem bana katkı sunmanın, beni memnun etmenin telaşını yasıyordu. Senaryo gereği annem ölecek olan esinin yatağında oturmalı ve düşünmeliydi. Oysaki ben babamı yıllar önce kaybetmiştim ve annem böyle bir şeyi yaparken o yaşına rağmen utanarak ve sıkılarak oynadı. Benim için, son beşiği için oynadı annem. Çünkü o hala babamın hayaliyle yasayan, onun ruhuyla kendisini var eden bir kişiliğe sahip bir insan. Bu anlamda rol icabında olsa başka birinin esi gibi görünmek ona acı veriyor, onun utangaçlık duygusunu çok bariz açığa çıkarıyordu. Onun için kolay olmadı ama dediğim gibi annem benim için fedakarlık etmişti klipte ve ben o fedakar ananın olguydum. Bu beni mutlu ediyor, gururlandırıyor.

-Kısa bir süre oldu albümün çıktı ama seninle sohbet ederken tanıtımdan şikayetçi olduğunu belirttin…

-Evet yani bu albüm için çok fedakarlık yaptık, çalıştık, gecemizi gündüzümüze kattık. Kürt kültürü ve müziğine katkı sunmak, doğru şeyler yapmak adına, gerçek anlamda Kürt müziğini her yönüyle doğru bir şekilde aranjesinden tutun yorumuna ve icrasına kadar sahiplenmek istedik. Sahibi olduğumuzu kanıtlamak istedik. Son dönemlerde gelisen arabesk ve yoz müziğin alternatifi olarak, gerçek Kürt müziğinin rengini, tınısını esas alarak, halkın beklentilerine ve umutlarına, duygularına hitap etmeyi amaçladık. Bunun için dengbejlik geleneğinin önemine, kullandığımız enstrümanlar ve seslendirdiğimiz eserlerle vurgu yapmaya çalıştık. Dengbejlik geleneğini esas aldık. Böylesi bir çalışmanın sanatsal olarak da sahiplenilmesi gerekliliğini savunduk. Hele hele BENGI albümünün son dönemlerde Kürt müziğinde belirgin bir yer edinmesi ve kabul görmesi bende sunu yarattı. İkinci kez solo olarak çıkardığım bu albümün de bunun bir devamı olarak sahiplenilmesi gerekliliğini her zaman savunduk ve bir beklenti içerisine girdik. Ancak ne yazık ki bu çalışmada özellikle yapımcı firmalar tarafından ( KOM ve MIR müzik) çok fazla dikkate alınmaması beni oldukça üzdü. Gerekli promosyon ve reklamı yapılmadı. Ne bir TV reklamı, ne bir poster, ne bir gazete ilanı, nede bir basın çalışması yapılmadı. Bir çok yerde hala albüm yok, bulamıyorsunuz. Dağıtım ağında oldukça sıkıntı var. Her gün Şırnak’tan, Mersin’den, Beytüşşebap’tan, Cizre’den, Silopi’den, Adana’dan, İstanbul’un değişik yerlerinden, Avrupa’nın bir çok yerinden telefonlar geliyor ve biz albümü bulamıyoruz deniliyor. Ben gerçekten çok üzülüyorum. Bir çok kişi hala albümün çıktığından haberdar değil. Bir sürü masraf yapılmış. Sonuç olarak en önemli olan is unutulmuş! Nedir? Promosyon ve reklam. Bu kadar masraf yaptık valla reklama paramız kalmadı deme rahatlığını ve duyarsızlığını basit buluyorum. Buna çok dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyorum. İşin en önemli boyutunu göz ardı eden bir mantıktır bu. Albüm çıktığından bu yana hala albümün ulaşmadığı yerlerde herkes vızır vızır korsan satıyor. Eeee… o zaman korsanla basa çıkamıyoruz demeyin. Halk bekliyor bir aydan fazladır albüm cıkmış hala bölgede yok. Ben olsam bende gider korsan alırım. Böylesi bir durum yaşanıyor. Sanırım bu benim son albümüm olacak. Artik bu koşullarda ve bu zihniyetle çalışan bir firmayla albüm yapma düşüncemi yeniden gözden geçirmem gerekecek. Emeklerimiz boşa gidiyor.

KARMA BİR DENGBEJ ALBÜMÜ

-Bundan sonra İbrahim Rojhılat neler yapacak? Dinleyicilerine neler söylemek istersin?

-Bundan sonra İbrahim Rojhilat elbette ki çalışmalarına devam edecek. Yozlaştırılmaya çalışılan, çıkar kapısı haline dönüştürülen ve her gün birilerinin leblebi kavurur gibi albüm yaptığı, klip çektiği bir dönemde İbrahim Rojhilat gerçek anlamda dengbejlik geleneğinin önemini, değerini korumaya çalışacak. Halkın umutlarına beklentilerine sanatsal olarak cevap olmaya çalışacak.

Halkın geleneksel ve anonim değerlerini araştırıp yeni bir yorumla icra edip onları tekrar halka mal edecek. Halkın sorunlarına ve yaşamsal gerçekliğine duyarlı olacak. Farklı projeler gerçekleştirecek ki bir çok projem var. Bunların başında özellikle Ortadoğu halklarının dillerinden oluşan Asuri, Süryani, Arap, Fars, Sorani, Kurmanci, Türkçe ve Laz vb. bir albümler dizisi projem var. Yine dengbej denildiğinde hemen akla yaşlı amcaların geldiği bilinir. Ancak bugün bu geleneği çok iyi icra eden bir çok genç sanatçı arkadaşlar var. Bu genç kuşak müzisyen arkadaşlardan oluşturacağım ve ismini de “Sahiya Dengbejen Ciwan” olarak düşündüğüm karma bir dengbej albümü de düşünüyorum.

Sizlere de bu röportajı benimle yaptığınız için çok teşekkür ediyorum. Albümüme, tanıtımına yapılmış son bir katkı olarak düşünüyorum. Dinleyicilerime de sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum.

ANF NEWS AGENCY
MÜNEVVER YAMAN-ANF