Rabe, Em Herin Welatê Xwe*

379

“Rabe lawo em herin welatê xwe, Cî meskenê cem bawu kalanê xwe Mirin xweşe tew dostû pismame wxe”

Yakın günlerdi Diyarbakır Sur içinden Urfa Kapı’ya çıkıp hemen sola kıvrıldığınızda şimdilerde cemaatlerinin epeyce azalmış olmasından dolayı hayli garipleşen, mahzunlaşan, küçülerek / küçültülerek adeta dört duvar arasına sıkışan; şehrin Ermeni, Süryani ve Keldani sakinlerinin birlikte kullandıkları Hristiyan mezarlığına Hıdırşahlardan Süryani Sevim Hanım’ın ölümü nedeniyle defin törenine gitmiştim.
Mezarlık çıkışında iki yıl önce simgesel olarak bir mezar yeri yapılan Aramê Dîkran’ın mezarına gözüm takıldı. 2009 Ağustos’unda Aram, ülke dışında vefat etmişti. Vasiyeti üzerine naşının “Min Bêrîya te kir, Dîyarbekir” dediği Dîkran, Amed’e getirilmesi gerekiyordu ve bekleniyordu. Bütün hazırlıklar buna göre planlanmıştı. Ama resmi prosedür ve bürokrasi, hatta siyaset engel çıkarıyordu. “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmadığı” gerekçesiyle büyük sanatçı Aramê Dîkran’ın naşı vatan topraklarına getirilemiyor, rahmetli Hrant Axparigin tabiriyle “Bir avuç toprakla” buluşamıyor / buluşturulamıyordu. Bir avuç toprak bile çok görülüyordu Mamoste Aramê Dîkran’a.
Gıyabında bir söz vermişti Kürt halkı o fedakar Ermeni sanatçı Aramê Dîkran’a, cenazesi getirilmese de kemikleri getirilip vatan toprağı ile buluşturulacaktı. İki koca yıl geçti üzerinden hala mümkün olmadı Mamoste Aram’ın simgesel mezarının toprağına dönüşü. Hala bürokrasi aşılamadı.

O yurt, şimdi elimizde değil

O cenaze töreninden döndüğüm gün mezarlık çıkışında Aram’ın mezarına bakarken birden dilimde ustanın bir parçası dillenmişti. Aram’ın herkesçe bilinen epeyce çok popüler parçaları var ve sıkça söylenir. Ama sanırım “Rabe Lawo” parçası Melikyanların Mala Dîko’su Aram’ının seksen yıla dayanan acı sürgünlüğünün ve yaban ellerde ölümünün, sonra da vatan topraklarına cenazesinin bile getirilemeyişinin hazin öyküsü ve vurgusudur. Ve sürgünde ölümle, vatan toprağının dibine girmek için en çarpıcı sözleridir rabe lawo…
Kalk çocuğum diyor Mamoste Aram, gidelim yurdumuza. O yurt ki; baba, dede meskenimizdir. Ölüm, dost ve akrabalarımızın yanında olursa güzeldir. Yurt dediğimiz toprak parçası çok şirindir, bilirsin. Ama neyleyelim ki o yurt, şimdi elimizde değil. Bu yufka yüreğim ki -tümüyle acı ve yarayla doludur- Diyor ki yüreğim; kalk çocuğum dönüşün planını yapalım. Bu dünyada vatandan şirini yoktur, bilirsin. Baba ve dedelerimiz o huzurlu ve ebedi ölümle buluştu. Biz de dost ve ahbaplarımızın arasında olacağımız ebedi ölümle, kendi topraklarımızda buluşalım. Kürtçe söylenmiş harika bir Ermeni ruh hali ezgisidir Aramê Dîkran’ın Rabe Lawo stranı:
Welatê bavu kalan, zaf şêrîne
Le çi bikim ku desteme de nîne
Ev dilemin tijje kullu birîne…

Birgün seni göreceğim…

Ölümünden sonra hiç gündemden düşmedi, Aramê Dîkran. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi onun adına bir konservatuar açtı şehrin Sümerpark ortak yaşam alanında. Her yaştan genç ‘Aram Dikran Kent Konservatuarı‘nda şimdi yeni Aramlar olmak için kendi ana dillerinde eğitiliyorlar. Bir büyük ustanın adını ve şanını, bir de o büyük ustanın sesini, bestelerini çağlar boyu yaşatmak için.
Mamoste Aramê Dîkran’ı 73 yaşında ve Dîyarbekir sahnesinde bir festival final gecesinde adı “Rojbaş Dîyarbekir” olan ve şehre ilk kez gelişinin ikinci gününde sözleri kendisi tarafından yazılan ve yine kendisi tarafından bestelenen stranını hüzünlü sesiyle dillendirirken ruberu tanımıştım. Diyordu ki masal şehrine;
“Di xewnên şevan de min bawer
nedikir,
Bi çavan bibînim, bajarê Dîyarbekir.
Rojbaş Dîyarbekir me pir bêrîya te kir,
Te derî li me vekir, te me şa kir
Dîyarbekir”
Uzun gecelerde rüyalarıma girerdi ve hiç inanmazdım ki; birgün seni göreceğimi ey Dîyarbekir. Şimdi iyi günler diyorum şehri Dîyarbekir, seni çok özlemiştim bilirsin. Sen ki kapılarını bize açtın ve bizleri çok mutlu kıldın bilesin Dîyarbekir…

‘Biz Kürtlerle beraber büyüdük’

Aram’ın babası bir kaval ustasıymış. Sason’daki kırımdan sonra bir Kürt tarafından korunmuş. Yaşı kemale erdikten sonra da diğer aile fertlerini bulmak için Suriye’ye yol almış. Ama Kürdün vefakarlığını hiç unutmamış. Oğlu Aram musikişinas olunca babasından ilk tavsiyeyi almış bir emir gibi, sonra da baba sözünü bir ömür boyu vasiyet bellemiş, hiç unutmamış: “Ben Kürtler sayesinde ölümden kurtuldum. Biz Kürtlerle beraber büyüdük. Birbirimizi çok severdik. Şimdi sizler büyüdünüz artık. Hep Kürtlerin dostu olun. Onlara karşı saygılı olun. Sanatçı olursan, Kürtçe söylemelisin”.
Baba nasihatinden ölünceye kadar ödün vermeyen ve sanatının hakkını teslim eden bir Ermeniydi ve Kürtçe söylüyordu. O denli iyi Kürtçe söylüyordu ki; adı ve sesi ekol olmuştu daha yaşarken. Dünya durdukça duracak bir ses ve nefes, şimdi ve hâla toprağıyla buluşmayı bekliyor…
*Kalk, topraklarımıza gidelim.

 ŞEYHMUS DİKEN