Kürt sinemacılar cesaretleniyor

26

5. Londra Kürt Film Festivali’nin organizatörlerinden Mustafa Gündoğdu, “Yönetmenliği kariyer edinmek isteyen ancak piyasa koşullarından dolayı umutları kırılan sinemacıları cesaretlendiriyoruz” diyor. Her geçen sene daha nitelikli bir muhtevaya bürünen ve büyük ilgi toplayan Londra Kürt Film Festivali’nin beşincisi, 30 Kasım-06 Aralık tarihleri arasında gerçekleşti. Yedi gün boyunca 8’i uzun, 92’si kısa metrajlı film ve 40 belgeselin 39 ayrı gösterimle vizyona girdiği festivalde geçen yıllara oranla daha yoğun bir katılımın olduğu gözlenirken, festival organizasyonunun genelinde gözle görülür bir kalite artışının olması dikkat çekti.

Festivalin kapanış galasının ardından biraraya geldiğimiz Londra Kürt Film Festivali (LKFF) Organize Komitesi Koordinatörü Mustafa Gündoğdu ile festivale ilişkin konuşma fırsatı bulduk.

Festivalin beşinci senesini geride bıraktınız. İlk dört yılla karşılaştırdığınızda ortaya çıkan sonucu nasıl değerlendiriyorsunuz?

İlk festivalimizi 2001 yılında gerçekleştirmiştik. O dönemdeki ürünler, birkaç uzun birkaç kısa metrajlı film ve birkaç tane de belgeselden ibaretti. Daha ziyade Kuzey Kürtlerinin sinema çalışmalarının gösterildiği dar bir içeriğe sahipti. İkincisine de böyle bir yansıma oldu, ancak üçüncü seneden itibaren ciddi bir gelişme içerisine girdik. Çünkü komitemize Güney Kürdistanlı Kürtleri de dahil ettik. Program renklileşti. Gösterdiğimiz film sayısı arttı. Böylece festival daha kapsayıcı bir çehreye büründü. Farklı insanları çekmeye başladık. Bu yılki organizasyon için, katılım, kalite ve benzeri kıstaslar üzerinden değerlendirildiğinde yüzde yüz bir gelişme olduğunu söyleyebilirim. Bu durum biraz da üretilen filmlerin sayısının artmasıyla doğru orantılı gelişti. Özellikle Güney Kürdistan’da gençler arasında ciddi bir film faaliyeti yayılmaya başladı. Keza Doğu Kürdistan’da da bu yönlü gelişen ivme festivalimizde direk yansımasını buldu. Festivalimizin diğer festivallerden önemli bir farkı da ülkedeki insanlarla direk temasımızın olmasıydı. Bu; normalde bir festivalin ulaşamayacağı filmlere direkt ulaşma imkanı yarattı. Bu yöntemi Avrupa’da çalışan diğer arkadaşlara da önerdik. Zaman zaman Kürdistan’ın farklı alanlarını ziyaret ediyoruz. Bu da bizim açımızdan avantaj sağlıyor.

Konuşmanınızda LKFF’nin 3’üncü yılının bir dönüm noktası olduğunu ifade ettiniz. Biraz açar mısınız?

Londra’da temsil açısından güçlü dört ana Kürt derneğinden ikişer temsilci aldık. Bunlar Halkevi, Kürdiş, Kürt Kültür Merkezi, Sürgündeki Kürt Derneği temsilcileriydi. İkisi Güney ikisi de Kuzeyli Kürtlerin derneği. Bize göre bu dernekler buradaki tüm Kürtlerin temsilini yansıtıyor. Ayrıca birde bağımsız olarak komitede ben varım. Tabii bunun dışında çalışmalarımıza, organizasyonumuza gönüllü olarak destek veren kişiler de var. Bu şekilde gittikçe Kürtleri aşan bir festival haline gelmeye başladı. Londra’da yaşayan diğer toplumların da ilgisi arttı. Bu sebeple festivalin merkezini, etkinliğimizi daha rahat koşullarda sergileyebileceğimiz bir noktaya kaydırma düşüncesine ulaşmış bulunuyoruz.

Londra’da gerçekleştirdiğiniz festivallerin Kürt sinemasına ne gibi katkıları oluyor?

Burada festivalimizde gösterilen filmlerin çoğu başka herhangi bir festivalde gösterilmemiş olan filmler. Kürdistan’ın Kürt sinemacıların koşulları biliniyor. Çoğu kıt kanaat kendi olanakları ile sinema yapıyorlar. Özellikle kısa metrajlı filmeleri yapan Kürt sinemacılarının ürünlerini başka festivallere gönderme olanakları yok. Bu bakımdan bakıldığında LKFF’nin sunduğu büyük bir imkan söz konusu. Avrupa’nın en önemli şehirlerinden birinde bu filmler gösteriliyor. Söz konusu filmlerin Avrupalı prodüktörler tarafından izlenmesinin olanağı yaratılıyor. Bu prodüktörlerin bu filmleri satın alması ya da farklı televizyonda yayınlamak üzere gösterim haklarını alma girişimlerine ön ayak olmuş oluyoruz. Bir diğeri; film yapma olanakları olmayan insanları film yapmaya teşvik ediyor ve yönetmenliği kariyer edinmek isteyen ancak piyasa koşullarından dolayı umutları kırılan sinemacıları cesaretlendiriyoruz.

Bu yıl bir kısa film yarışması düzenledik Yılmaz Güney anısına. Bu yarışmaya seksenin üzerinde film katıldı. Bu çok büyük bir rakam. Biz biliyoruz ki; bu filmler arasında sadece yarışma tarihinin açıklanmasının ardından çekilmiş, yani yarışmamıza özel olanları var. Çünkü biz yarının kaliteli Kürt filmlerinin temelinin kısa filmlerle atılacağını, yetkin ve başarılı Kürt sinemacılarının bu noktada ortaya çıkacaklarını düşünüyoruz. Belgesel ve uzun metrajlı filmlerin büyük bir kısmı ise maddi kaygılar nedeniyle sinema sektöründe gözardı edileceğinden, vizyona girmeleri mümkün olmayan filmelerin de gösterimini sağlamış oluyoruz. Festivalimizin ana kaygısı Kürt sinemasının gelişmesine hizmet etmek. Maddi bir kaygı yok. Mali gelirlerin tamamı sponsorluk üzerinden elde edilen gelirler ve bu gelirler direk festivalin masraflarına harcanıyor. Biz her yıl Kürt yönetmenlerini festivale davet ediyoruz. Birbirleriyle iletişim ve dayanışma imkanlarını sağlıyoruz. Londra çokkültürlü bir yer. Bu açıdan yönetmenler, farklı farklı izleyici kitlelerin tepkilerini öğrenmiş oluyorlar.

Festivale sinema çevrelerinin ilgisi nasıldı?

LKFF’nin başarısı ile birlikte Avrupa ve Dünya’nın farklı yerlerinden çok ciddi teklifler almaya başladık. Mesela New York ve İtalya’dan çok ciddi teklifler aldık. Yine festivalimizin bir diğer amacı da Kürt sinema mirasını araştırmak ve filmleri desteklemek.

Bu yılki festivali karşılaştığınız ilgi açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

Önceki yıllara göre artan sayıda bir katılım oldu. Sıkıntılarda yaşadık tabii ki. Kuzey Kürtlerinin ilgisinin az olduğunu gördük bu yıl. Bu sanırım Kuzey Kürdistan’da sinema başta olmak üzere sanatın genel anlamda yaşadığı kısırlıkla alakalı. Mesela biz Kuzey Kürdistan’da çekilen uzun metrajlı filmlerden “Fotoğraf” filmini verdik ki bu film beş yıl kadar önce çekilmiş bir film. Bu bir sıkıntı. Netice itibariyle biz ‘Vizontele’ gibi filmleri Kürt filmi diye gösterecek değiliz.

Festival süresince basın-yayın kuruluşlarının yoğun bir ilgisi ile karşılaştınız. Türk basınında festivalinize ilişkin farklı bir tavır geliştiğine tanık olduk…

Geçtiğimiz yıllara oranla çok ciddi bir medya sponsoru desteği vardı arkamızda. Aralarında Roj tv, Kurdsat, Kurdistan, Newroz, Rojhelat, Kurd Channel, Vin, Tishk, Zagros olmak üzere Kürtlerin tüm tv kanalları bize sponsor oldu. Yine Londra’da dağıtılan yerel gazetemiz Telgraf reklam ve haberleri ile ciddi destek sundu bizlere. Irak kanalı El-Şarkiya ciddi bir biçimde festivalimizi takip etti. Ancak daha çok Kuzey Kürtlerine hitap eden medya organlarında yeterince yer bulmadığımız kanısındayım. Arap basını ve İngiliz basınında çok ciddi yer bulduk. Ancak Türk medyası ile ciddi sorunlar yaşadık. Birtakım kuruluşlarda gerçekle yakından uzaktan alakası olmayan yayınlar çıktı…

HALİL GAM/ LONDRA
Yeni Özgür Politika

SIMILAR ARTICLES