Elişi, gönül işi, kadın işi…

103

Arp sanatçıları Şirin Pancaroğlu ve Meriç Dönük’ün türküleri arp ile harmanladıkları Elişi isimli albümleri çıktı. Türkiye’nin farklı coğrafyalarından 11 türküyü arp ile dinleyicilerle buluşturan Elişi’nin ilk konseri 15 Eylül’de Dîlok’ta (Antep) olacak. İstanbullu dinleyicinin, ancak eylül sonlarında canlı olarak dinleme fırsatı bulabileceği Elişi’nin gelecek albümünde ise Kürtçe şarkılar da yer alacak. Pancaroğlu ile Elişi üzerine konuştuk.


Türküleri arp gibi klasik müzik enstrümanı ile icra etmek nereden aklınıza geldi?

– Kalan Müzik’ten yaklaşık 13 yıl önce yerel müzikleri arple çalmam yönünde bir öneri gelmişti. Ancak, ben bir türlü bu konuda hazır hissetmiyordum. O zaman bu projeyi yaparsam hiç bilmediğim bir şeyin içine girmiş olacaktım. Ayrıca klasik batı müziği çalışmış insanlar farklı işler yaptıklarında ortaya beklenen ürün çıkmayabiliyor. Dolayısıyla büyük tuzaklar vardı. Ama arpın yerel müzik türüyle buluşması aynı zamanda Türkiye’de yaygınlaşması açısından arpin bilinirliğini de artırabilirdi. Bu bizim Arp Sanat Derneği’nin de vizyonu. Bu nedenle zaman içinde bize çok daha önemli geldi. 13 yıl sonra kendimi hazır hissettim ve arpist Meriç Dönük ile albüm için kolları sıvadık.

Arp gibi klasik müzik kaynaklı bir enstrümanla türkü düzenlemesi zor oldu mu?

– Uzun bir düşünme evresi ve kısa bir kayıt evresi geçirdik. Çünkü eserlere yaklaşım çok önemliydi. Biz halk müziği kökenden gelmediğimiz için tam olarak öyle bilinen klasik anlamda çalamıyoruz. Hatta kulağımızda başka müzikler de var. Bu nedenle harmanlayıp samimi olan bir şey yapalım istedik. Kulağımızda ne varsa da bu müziklere neyi yakıştırıyorsak onu bir türler harmanı gibi sunalım istedik. Son derece çetin bir konu. Hiçbir şeyi dışarıda bırakamamak istedik. Türler harmanı son derece çetrefilli bir konu, biz organik şekilde bağlamaya çalıştık. Bu ezgisel bir müziği batılı müziklerde olduğu gibi akor yaparak boğmamak gerekiyor. ‘Ezgi ve ritmin ön planda olduğu bir müzik yapacağız. Bunun içine ne yakıştırıyorsak onu koyabiliriz. O an içimizden ne geliyorsa koyabiliriz’ dedik Meriç’le.

Albümde Jarrod Cagwin’i de duyuyoruz.

– İki arpin çıkardığı bütünlük var ama ritimsiz olmayacaktı. İstanbul’da yaşayan ve Ortadoğu perküsyonunda çok değerli bir sanatçı olan Jarrod Cagwin’e albümde bizimle çalışmasını teklif ettik. Kabul etti. O da kendi kimliğiyle katıldı ve müthiş bir bakış açısı kattı.

Albümde kaç eser var?

– 7 türkü ve 3 tane de enstrümantal parça var, bir tane de Azeri parça. Anadolu’dan çıkmış bir ezgi ama tarz olarak Azeri. Çok müzik dinledik ve arpa uygun olanları seçmeye çalıştık. Her şeyi her enstrümanla çalamıyorsun. Geçişlerine dikkat ettik. Mesela neşeli parçalar, ağıt türünde, güldüren ezgiler, böyle dinamikleri işledik.

Elişi ismi nasıl doğdu?

– Elişi, Meriç’in yakıştırması. Albümün adı ‘Elişi olsun mu’ dedi. Anadolu ile ilgili, bizim sanatlarımızla ilgili göndermeler yapıyor. Elişi bir kadın emeği, biz de albümü taşıyan 2 kadınız. Bizim müziğimiz de kadın emeği. Şehirliyiz, arp çalıyoruz ama bu da kadın emeği sonuçta. Elişi el emeği göz nuru. Arp çalmak hakikaten bir elişi. Biz müziklere incelikle yaklaştık ve bir elişi inceliğinde işledik ve elişi gibi rengarenk bir albüm ortaya çıkardık.

İlk konser ne zaman?

– İlk konser 15 Eylül’de Antep’te. Talep oradan geldiği için, yoksa ben her talebe açığım. Kürt illerine gitmeyi çok isterim, oradaki insanların neyi sevebileceği yönünde birtakım önyargılar var diye düşünüyorum. Biz ulaşmaya çalıştık, fakat yanlış kanallarla yaptığımız için sonuç alamadık diye düşünüyoruz. Antep Belediyesi Kültür Müdürü Sema Marangoz çok istedi. Çağırdılar ve gidiyoruz. Dilerim bu başlangıç olur ve tüm Anadolu’yu gezeriz. Kürt illerine gitmeyi çok istiyoruz, çağırsınlar biz oradayız, bunu ne kadar daha yüksek sesle söylemek gerekir bilmiyorum. Antep bize bir kapı açabilir diye düşünüyorum. Nasıl bir tepki ile karşılaşacağız bunu bilmiyoruz. Biz yine de kapıları zorlayacağız, doğru kanallarla iletmeye çalışacağız.

Elişi’nin, Türkiye’deki dinleyici profiline pek hitap etmediğini mi düşünüyorsunuz?

– Müzik piyasasında organizatörlerin neyin tutacağına dair birtakım fikirleri var. Bazıları doğru ama hepsi doğru değil, insanlar yenilik-değişiklik arıyor. Mesela en son Radyo 1’de bütün köylere ulaşan program yapıyorduk. Orda albüm vereceğiz diye duyuru yaptık. Artvin’den arayan oldu, İstanbul’dan Ankara’dan olmadı. Dinleyiciyi azımsamamak gerekir; ne müzisyen ne organizatörler dinleyiciyi azımsamalı. Organizatörlerin işi, amacı insanlara sevdiği şeyi vermek olmalı ama tabii ki daha fazlasını da. Bazı şeyler ucuzlamış. Tuttukları zaman iyi olup şimdilerde yok olan değerli sanatçılar var. Kendileri de, müzikleri de ucuzladı, yeni bir şey bulamıyor dinleyici.

İkinci albüm ne zaman?

– Evet düşünüyoruz. Bir Kürtçe parça çalmayı çok isterim. Bu albüm için düşündüğümüz “el qajîye” adında bir Dersim parçası vardı Erkan Oğur ile yapacaktık. Ancak Oğur çok hastalandı bu nedenle yapamadık. Ama 2. albümde olacak.

Sizin eklemek istedikleriniz?

– Bu albümün örnek olmaya çalışan bir tavrı var. Herkesin kulağı kapalı. Türkiyeli ve batılı müzisyenler arasındaki çekişmelerin müziği daralttığını düşünüyorum. Müziğe önyargılı bakılmadığında ne kadar çok yeni işler çıkacağını öğrendim. Sınırların, farklılıkların, ötekileştirilmelerin falan artık olmaması gerekiyor. Tüm kültürler büyük bir havuzun içerisinde yüzebilsin, çünkü müzik melezdir. Her zaman öyle olmuştur, müzik gezgindir ve yanına gezerken de gittiği yerlerden parçalar alarak gider. İnsanlardan daha gezgin, ruhu gezgin. Küçük kutulara hapsetmek olacak şey değil, farklı müzikleri bir arada kucaklamak gerekiyor tam da bunun zamanı.

Müziğin sesi kısılamaz

Son olarak Aynur’a ve Kardeş Türküler’e yönelik ırkçı tepkileri nasıl değerlendiriyorsunuz?– Gittikçe muhafazakar topluma dönüştük. Kınanması gereken şeyler ama galiba biz kimiz hiç kimse bilmiyor. Kimiz, gücümüz nedir, müzikal gücümüzün, farklı kültürlerdeki insanların bir araya gelişindeki gücün farkında değiller. Bu da endişe verici bir şey, hele ki Aynur gibi bir insanın bu muameleye maruz kalması çok üzücü. Kardeş Türküler’e yapılan da çok hazin. Müziğin sesini bu şekilde kısamazsın. Her zaman insanlar inandığı dilde şarkılar söyleyecek. İşin kötü yanı, sahneye çıkarken birileri bir şeyler fırlatır mı gibi acayip şeyler düşünmemize neden olur bu davranışlar

 

Evrim KEPENEK / İstanbul – Diha
Özgür Gündem Gazetesinden alınmıştır