Dino: Kürt müziği en sancılı dönemini yaşıyor

165

Sanatçı Dino, Kürt müzik dünyasında tartışma yaratacak açıklamalarda bulundu. Kürtçe’nin müzikte iyi kullanılmadığını söyleyen Dino, Kürt sanatının intihara sürüklendiğini vurguladı.Kürt müziği neden en sancılı dönemini yaşıyor? Neden Kürt dili iyi kullanılmıyor? Dengbejlik tehlike de mi? Kürt müziği neden dejenerasyona açık? Kürtçede kaç makam var? Üretimsizlik neden kaynaklanıyor? Neden iyi müzik yapanlar müzik piyasası dışında tutuluyor? Kaç bin kişi Kürtçe müzikle uğraşıyor? Kürt sanatını intihara sürükleyen ne? Türkçeden kaç eser Kürtçeye kopya edildi? Bazı Kürt sanatçılar neden korumalarla geziyor? Dino’nun arşivinde kaç eser var ve Dino neye isyan ederek müziğe bir süre ara veriyor?

İşte Kürt sanatçı Dino tüm bu soruların cevaplarını veriyor. Kısa bir süre önce ‘’Namus’’ isimli yeni kaseti çıkan sanatçı, Kürt müziğinin gelişiminden karamsar değil ama karşı karşıya bulunduğu tehlikelere dikkat çekiyor. Müzikte gelişen kolaycılın aslında bitişin başlangıcı olduğu uyarısını yapan Dino, müziğe bir süre ara vermek zorunda olduğunu söylüyor.

– Yeni albümünüz çıktı, adı ‘Namus’, bununla ne mesaj vermek istediniz?

– Şimdi tabiî ki bunu bilerek seçtik.Namus kavramı Kürtler için cinselliğin de ötesinde dokunulmaz bir tabu olarak görmelerinden kaynaklanıyor.bu korumacı yaklaşımın özünde aslında tam da köleçi bir anlayış yatmakta.bu sahiplenme aynı zamanda bir güç gösterisi anlamına da geldiği için,zamanla ciddi bir toplumsal komplekse dönüşmüştür.? Namus sadece erkek ve kadın arasında sınırlandırılmış, daraltılmış ve öyle anlam verilmiş. Ben diğer bazı kavramların da namus içinde yer alması gerektiğine inanıyorum. Mesela beyinsel ihaneti, insanlık değerlerini sahiplenişi ve özgürlüğü de bu kavram içinde görmek gerektiğine inandığım için özellikle namus kavramını tartışmaya açmak istedim. Biraz da amacım buydu. Ve o bulanıklığı irdelemek ve tartışmaya açmak için böyle bir çalışma yaptım. toplumun dikkatini bu yöne çekmek için kasetin kapağındaki soru işaretini ters yaparak, namus kavramını bir başka biçimde ele alınması gerektiği mesajını vermeye çalıştım.

– Bestedeki Zine gerçek bir öyküden mi esinleniyor?

– Zine sadece bir semboldür. Öyle bir olaya tanık olmadım. Ama Zine Kürtçe bir isimdir ve özellikle de bu tür olaylar maalesef Kürdistan coğrafyasında daha çok yaşanıyor. Zine’nin şahsında bütün Kürt kadınları ve kızlarını dile getirmek istedim… Kaset çalışması aşağı yukarı iki buçuk yıl aldı. Bunun birçok nedeni vardı. Bunun teknik nedenleri, maddi nedenleri vardı. Bütün eserlerin bana ait olması ve hazırlanışı bu süreyi biraz uzattı.

Ayrıca yeni bir klip planımız var. Ancak maddi imkânsızlıklardan dolayı bunun ne zaman olacağını tam olarak söyleyemiyorum. Ama eğer buna maddi destek ve imkan bulunursam çekimlere kısa bir sürede başlayabiliriz. Şu anda sponsor arayışındayız. Umarım gereken desteği alırız. Aksi takdirde bir süre daha beklemek zorunda kalırız. Öncelikle “namus” parçasına klip çekmek istiyorum. Klipin senaryo çalışmaları şu an devam ediyor ve bitme aşamasında.

80’E YAKIN ESER YAPTI

-Kendi müziğinizi nasıl tanımlıyorsunuz? Kürt müziğinde nereye koyuyorsunuz?

– İnsanın kendisini en iyi ifade ettiği müzik tarzı onun müzik tarzıdır. Böyle ifade etmek gerekiyor. İlla ki kendi müziğimi bir tarzın içine sıkıştırarak buna bir kimlik kazandırmak istemiyorum. Ben içimden geldiği gibi söylüyorum. Benim söyleyiş biçimim, yorumlayış biçimim, dile getiriş biçimim benim tarzım olur. Ama eğer hangi tarzlara yakındır diye sorarsanız. Özellikle özgün ve halk müziği tarzını içinde barındırıyor. Bu iki tarzdan da esinleniyor. Fakat beni dinleyenler biraz daha farklı olduğunu düşünüyor. Yani kendime has bir yorumum, tarzım olduğunu düşünüyorlar. Bu da sanırım önümüzdeki süreç içinde bunu biraz daha netleştirir. Yeni bir tarz yaratma iddiasında değilim ama her zaman bunun arayışı içinde olacağım.

– O halde her sanatçı ayrı bir tarz mıdır?

-Her sanatçı için değil ama bazı sanatçıların özgünlükleri var şüphesiz. Bir çok sanatçı vardır. Örneğin biri folklorik tarzsı esas alır. Kimisi rap söyler, kimisi caz, kimisi halk müziği söyler. Ama bazı sanatçıların da özgün yorumları var tabi.işte tarzı yaratan bu yorumlardır.

-Beste yapıyorsunuz, bir çok sanatçıya da veriyorsunuz. Bugüne kadar kaç albümünüz var ve kaç beste yaptınız?

-Şimdiye kadar üç albümüm oldu. Bestelerim konusunda ise sayısını tam olarak hatırlamıyorum ama sanırım 80’e yakın eserim var.

KÜRT MÜZİĞİNDE DEJENERASYON

– Genel olarak Kürt müziğinin şimdiki durumu göz önüne alındığında geleceğine ilişkin bir kaygınız var mı?

– Tabi ki şimdi Kürt müziği belli bir doğuşu yaşadı. Belli bir süreci geride bıraktı. Ama bütün halkların tarihinde olduğu gibi, bizim de yaşamamız gereken bir süreç vardır. Bu sürecin geçmesi gerekiyor. Bu süreç içinde özellikle müzik adına, müziği dejenere eden, müziğin özünü bozan, kültürel değerlerine aykırı bir çok tarz, bir çok yapay ekoller de çıkmış olabilir ve çıkacaktır da. Aslında Kürt müziğini doğru anlamak için biraz da onun tarihsel serüvenine bakmak gerekiyor.

Kürt müziğinin en iyi ifadesini yirminci yüz yılda bulduğu kuşku götürmez bir gerçek. Birinci dersim isyanıyla başlayan ve Ağrı isyanıyla ivme kazanan Kürt ulusal hareketi PKK isyanıyla final yaptı. Ancak bu durum bir dizi kirliliği de beraberinde getirdi. Sapla saman birbirine karıştı. Sürecin getirdiği zorluklar karşısında müziğe duyulan ilgi daha çok tepkisel bir tavır biçiminde gelişti. İster iyi olsun ister kötü, Kürt müziği baş tacı edildi. Bir tavır biçimindeki algı aslında Kürt müziğine duyulan ilgiyi iyiden iyiye artırdı. Müzik kalitesi ve sanatsal yönü bir tarafa bırakılarak işin daha çok ajitasyon yönüne bakıldı.Popüler (dönemsel) müzik yada Kürtlere has siyasi propaganda aracı olarak kullanılan “militan müzik” yapıldı. Burada nasıl söylediğinden çok ne söylediğine bakıldı. Buna rağmen müzikal değeri oldukça düşük ancak şiirsel değeri o ölçüde yüksek bir özeliğe kavuştu. Müthiş bir anlatım yeteneği ve estetik üsluba sahip oldu.

-Müzikte dejenerasyon nedir?

-Müzikte dejenerasyon asıl olanı, bir kenara bırakıp taklide yönelmektir. Dejenerasyonu biraz da böyle algılamak gerekiyor. Şimdi kültürel olarak mozaik ayrı şeydir. Ama kendi değerlerinden uzaklaşıp, diğer bir kültürü, kendi kültürüne göre daha popüler, daha cazip gördüğü kültürü taklit etmek bana göre bir dejenerasyondur.

-Kürt müziğinde kendi kültüründen, kendi aidiyetlerinden uzaklaşma var mı?

– Elbette var ama bunun önüne geçmeye çalışan bireysel de olsa bazı çabaların da olduğunu görmemezlikten gelemeyiz.

ULUSAL PAZAR OLUŞMALI

-Kürt müziğinin geleceğinden endişe duyuyor musunuz?

– Hayır ben öyle çok karamsar bakmıyorum. Ben Kürt müziğinin “Kürt halkının ulusal hafızası’’ olduğunun düşünüyorum. Kürt halkını bin yılların karanlık dehlizlerinde gün ışığına taşıyan önemli bir araç olduğunu düşünüyorum. Ancak gelişmeler birazda koruma tedbirlerine (devletleşme) bağlı olarak ele alınması gerektiği kanısındayım. Birçok bilim adamı sosyolog ve siyaset bilimci Kürtlerin bu günkü duruma gelmesini beklemiyordu. Hatta bu mücadelenin yürütücüleri bile bu sonuçları beklemiyordu. Hiç şüphesiz ulusal pazarın oluşması ile daha çok bu sektöre, sanata talep olacaktır. Bu aynı zamanda bir arz ve talep meselesidir. Böyle de bakılabilir. Diğer yandan yeni bir cazibe alanı açılmış olacağından, insanlar müziğe daha çok ilgi duyacaktır. Ben bunu biraz da böyle görüyorum. Ayrıca sosyolojik değişim-dönüşümler, evrim süreçleri gibidir. Böyle çok kısa süreçlerde bundan bir ürün bir sonuç beklemek mümkün değil. Mesela dikkatinizi çekiyordur, 30 yıllık mücadele süresi içerisinde, ulusal kurtuluş mücadelesi ekseninde, binlerce kitap yazıldı, binlerce eser yapıldı ve binlerce sanatçı çıktı. Ama bütün bu değişim-dönüşümleri 30 yıl içine sığdırmak ve bundan müthiş bir başarı elde etmek, böyle bir beklenti içine girmek son derecek yanlıştır. Çünkü dünya müzik tarihine bakıyorsunuz, diğer halkların tarihine bakıyorsunuz, çok sancılı geçmiştir. Bir örnek olarak 1980’ler ve 90’lar arası nasıl ki Türkiye’de bir babalar dönemi yaşandıysa, arabeskin rüzgarına kapılan bir dönem yaşandıysa ve özgün müzik adına gelen Ahmet Kaya bir sanatçı gelip müziğin yönünü, mecrasını tamamen değiştirebildi. Bu da güçlü bir sanatçının müziğin yönünü nasıl değiştirebileceği gerçeğini gösteriyor. Bu sadece bir örnektir. O yüzden bu süreçlerin yaşanması gerekiyor.

Ben buna dejenerasyondan ziyade çok renklilik diyorum. Ama sosyal olarak topluluklar müzikleri ve sanatsal akımları biraz bir bakteri gibi algılamak gerektiğine inanıyorum. Onlar için yararlı olanları alırlar, kendisi için, bünyesinin kabul etmediği bütün olguları dışarı atarlar geri. Sanatta da bu böyledir.

KÜRT DİLİ MÜZİKTE İYİ KULLANILMIYOR

-Kürt müziğinde Kürtçe iyi kullanılıyor mu?

– Kürt dilinin iyi kullanıldığına inanmıyorum. Özellikle edebi olarak kullanıldığına inanmıyorum. Çok dar sözcük dağarcığı ile yazılmış olan eserler artık yoruyor. Mecaz anlamda, daha çok imgelerin yer aldığı eserlerin olması gerekiyor. Edebi olarak eserlerin işlenmesi gerekiyor. Böyle bir kaygım var. Yani daraltılmış. Bunda da şunun etkisi var. Yüzyıllardır baskı ile yasaklarla kendi varlığını yaşatmaya çalışan bir halkın, güncel yaşamda dilini özgür kullanamayıcı kelime dağarcığını da daraltmıştır. Bunun etkisi ile sanatçılarımız halka en kolay ulaşabilecekleri en yalın dille eserlerini yazmak gibi bir yolu seçmişlerdir. Aslında bunun terk edilmesi gerektiğine inanıyorum. Çünkü şu anda Kürt halkı politize olmuş, az da olsa dili ile tanışmış, bir çok yeni sözcüğü, güncel yaşamımızda kullanılan akademik dili artık anlayabilir, kavrayabilir hale gelmiştir. Sanatçılarımızın biraz da bu gerçekliği göz önünde bulundurup, eserlerini biraz daha edebi olarak, biraz daha mecazlar ve imgelerle donatılmış eserler yapmaları gerektiğine inanıyorum.

KÜRT MÜZİĞİNDE YENİ İMGELER

-İmgeler dediniz, siz Kürt müziğine yeni imgeler kattınız mı?

– Yani tabi ki bunları sayısal olarak ifade etmek mümkün değil. Bunu ancak eserler takip edildiğinde, dinlendiğinde anlaşılır. Biraz da dinleyicilerin, veya bu konuda çalışma yapan insanların araştırması gereken bir durum. Ama elimden geldiği kadar bu konuda ciddi bir çabanın sahibi olduğuma inanıyorum.

-Örnek verebilir misiniz?

-Mesela diyelim, ‘baye evina te sare’ veya ‘hesre çave min ne doşın’ daha önce başkaları tarafında kullanılmış kavramlar değil. Sanatçıyı sanatçı yapan en belirgin özelliklerinden bir bu olsa gerek, ‘yaratıcı olmak’. Bunlar sadece birer örnektir. Örneğin ‘Çaven payizin’ de var. Kullanılmamış bazı kelimelerdir, aslında kelimeler tek başına anlam ifade etmezler ama yan yana geldiklerinde güçlü bir imgeyi oluştururlar. Bu da eserin bel kemiğini oluşturur. Yani eserin aslını oluşturur, şiirde ve edebiyatta da bu böyledir. Bir şiiri şiir yapan ondaki güçlü anlatımdır (imge). İmge bütün şirin anlamını, yönünü, mecrasını değiştirir. Anlatmak istediğim bu, bu çabaya girmek gerekiyor. O dili zenginleştirir. Ona renk katar.

-Kürt müziğini sınıflandırırsak, kaç döneme ayırabiliriz?

– Kürt müziğinin bir doğuş sürecini özellikle de ulusal kurtuluş mücadelesinin başlangıcından itibaren ele alıyorum. Ama bunun öncesi de vardır şüphesiz, inkar etmek mümkün değildir. Ama Kürt müziğini özellikle dengbejlik geleneği ile kültürel değerlerimizi en çok yaşatan ve günümüze kadar taşıyan bütünsel bir olgu olarak ele alabiliriz. Bu sürecin dışında bir de nasıl ki bir eserde giriş gelişme ve sonuç bölümü varsa, biz giriş bölümündeyiz, henüz gelişme aşamasına geçmedik, daha doğrusu bu aşamanın ilk dönemlerini yaşıyoruz. Belli bir doğuş yaşatıldı. Bunda hem bireysel hem de grup çalışması yapan bir çok sanatçının çok ciddi emekleri oldu şüphesiz. Ama bu gelişme süreci en sancılı süreçtir.

KÜRT MÜZİĞİ EN RİSKLİ DÖNEMİ YAŞANIYOR

– Bu aynı zamanda en kötü dönem mi oluyor?

– Biraz da öyle, en sancılı veya en riskli dönem de denebilir. Çünkü burada nicel ve nitel gelişim, beraberinde bir yozlaşmaya, bir tehlikeye veya başkasına benzeşmeye çok açık bir süreçtir. Burada kimlikleşen müzik, kimlikleşen sanat aslında geleceğe bir yansımadır. Gelecekteki müziğin kalıpları, tarzları ve müziğin gerçekten kurdi nüvelerinin yaşatılabileceği döneme bir yatırımdır, temel taşlarını oturtacak bir dönemdir. O yüzden de hassastır. Ama bu dönem muhafazakarlığın önünü açmamalı, onu güçlendirmemeli, yeniliğe açık olmalı. Bir taraftan kültürel değerlerimizi korurken, sadece onlara sarılı kalıp, mevcut dünya gerçekliğine de aykırı davranamayız.

DENGBEJLİK TEHLİKEDE Mİ?

-Kürt kültürünün çıkış noktası dengbejlik olarak ele alınıyor, bu sancılı süreçte dengbejlik de yok olma tehlikesi yaşıyor mu?

– Tabi korunmadığı sürece yok olma tehlikesi yaşıyor.

-Nasıl korumak gerekiyor?

– Aslında Kürt müziği hep olağan üstü koşullarda yaşama iradesini gösterdiği için dış müdahalelere karşı daha çok direnebildi. Artan baskılar karşısında bağışıklık sistemi iyice gelişti. Ancak yine de güçlü bir örgütlülük gerektiriyordu, daha doğrusu devlet olmayı gerekli kılıyordu. Koruma tedbirlerinden yoksun,özgürce gelişimini tamamlayamadan yasaklarla karşı karşıya kalması,zaten parçalanmış olan bir coğrafyada ,iyiden iyiye içinden çıkılmaz bir hale getirmişti.Ama her şeye rağmen Kürt müziğini önleyecek hiçbir baskıcı rejim henüz icat edilmemişti.

Bugün bütün dünyada, bütün devletlerde, bu tür çalışmaları destekleyen kurum ve kuruluşlar vardır, veya devletin kendisi vardır. Bunlar özgün çalışmalardır. Bunlara yatırım yapmalı. Bunları popüler bir sanat anlayışı olarak ele almak gerekiyor, bunlar olmazsa olmazlardır. Yani bir kültürün temel taşlarını, onun özünü, tarihini, kültürünü oluşturan bu değerleri korumak için ticari beklenti içine girmemek gerekiyor. Bunların mutlak korunması gerekiyor. Sadece korumak değil, geliştirilerek yaşatılması gerekiyor. Ancak bunları yaparken, mevcut olan dünya gerçekliğine de kapalı olmamak gerekiyor. Yani çok muhafazakar olmak değil, bu iki ölçüyü iyi tutturmak gerekiyor. Gerekirse dengbejlik okulları açmak, gerekirse ses özelliklerine göre bilimsel ses araştırması yapmak, kimler dengbejlik yapabilir, yani önüne gelen herkes bunu icra etmemeli. Çünkü orijinal bir gırtlak yapısı var, bunun bir formatı vardır. Bu formatı taşımayan ses özelliklerin dengbejlik geleneğini sürdürmesi mümkün değildir.

-Şimdiki müzik piyasasına baktığımızda dengbejliğin devamı konusunda umut var mı? Bu devam ettiren sanatçılar var mı?

-Tabi ki var, belki isimlerini hepsini sayamayabilirim. Bunların başında, Hame Hacı vardır, Aydın vardır, Şemdin, Maruf, Delil, Yılmaz, yani bunun en azından şimdiki misyonunu üstlenen ve geliştirebilecek sanatçılardır. Tabi bunun dışında ismini sayamadığım daha bir çok değerli ses vardır. Elbette bunun geliştirilmesi lazım. Özellikle genç kuşak arasında ciddi bir araştırma yapmak gerekiyor. Seslerin özelliklerine göre kategorize edilmeleri gerekiyor. Kimin hangi müziğe yatkın olduğu veya kimin dengbejlik geleneğini yürütebileceği konusunda araştırma yapabilecek kurum ve kuruluşun olması gerekir. Çünkü bunun popüler yanı yok. Bunun ticari yanını düşünemezsiniz. Bütün devletlerin sanat politikası vardır. Kendi sanatlarını kendi kültürel değerlerini korumak ve yaşatmak gibi. O anlamı ile de bizde de böyle olması gerekiyor. Sadece bir veya iki kurumla buna cevap olunacağını sanmıyorum.

– Peki Kürt müziğinde tarz ve enstrüman arasında uyum sağlanabiliyor mu? Bu bir arayış olarak mı ele alınmalı?

-Şimdi bir deyim vardır, yarım ekmek candan, yarım hoca dinden eder. Her şeyin yarısını yaparsanız, bundan başarı beklemeniz mümkün değildir. Ancak arayışları da göz ardı etmemek lazım. Arayışlar çok ciddi bir çabadır.

KÜRT MÜZİĞİ DEJENERASYONA AÇIK

– Bahsettiğiniz tehlikelere veya yozlaşmaya da bir kapı aralamıyor mu?

-Şu anda Kürt müziği her türlü dejenerasyona açıktır. Ancak Kürt müziğini kontrol altında tutabilecek, bunları saklayabilecek, koruyabilecek kurum düzeyinde bir gelişme sağlanmalı. Yani bunların bir adresi olmalı. Her söylenen eser, stran bizimdir denmemeli. Yani hani belki her ne kadar karşı olsak da, nasıl ki bir RTÜK varsa, bizim de bir dilin eserin dejenerasyonu karşısında cevap olabilecek, bunun ret ve kabul ölçülerini ortaya koyabilecek kurum, kişi veya eleştirmenlerin olması şart.

-Şu anki durumda dışarıdan gelen hangi müzik akımı Kürtçeye çok etkide bulunuyor? Arabesk mesela…

– Tabi bizim arabeske bakış açımız çok farklı. İçinde Keman geçen her esere arabesk gözü ile bakıyoruz. Bir çok sanatçı da bunun bilincinde değil.

ARABESK UMUDU YOK EDİYOR

-O halde nedir arabesk?

-Arabesk kendi başına bir makamdır. Bunun özellikleri vardır. Bunun belli bir yapısı vardır, daha çok hüzün ve çaresizliği işlediği için dayandığı felsefe teslimiyettir. Bu yüzden arabeskin gelecekle ilgili projeleri asla olmadı. Arabesk aslında aman dileme yaşamı anlamsız kılma umudu öldürme armonisidir. İçeriği farklıdır, kullanılan kelimeler çok farklıdır. Ama içinde keman geçen her eser arabesk değildir.

– Kürtçeye etkisi nasıl oluyor?

– Şimdi aslında arabesk Ortadoğu’da bütün halkların kullanmış olduğu bir makamdır, bir tarz, bir müzikal akımdır. Bunu çok da negatif olarak görmemek gerekiyor, çok da öcü olarak görmemek gerekiyor. Ama dediğim gibi içeriği çok önemlidir. Yani müzik yaşattığı sürece anlamlıdır. Müzik öldüren değil, yaşatandır, umudu yok eden değil umut verendir.

– Arabesk umudu öldürüyor mu?

-Evet bütünüyle olmasa da öyle…İçinde kullandığı konu itibari ile, dile getirdikleri itibari ile eğer bir insanın yaşamını negatif anlamda etkileyecek söz ve müzik barındırıyorsa bu biraz bildiğimiz tarzdaki arabesk özellikleri yansıtıyor.

KÜRTÇE’DE KAÇ MAKAM VAR?

-Kürtçede kaç makam var?

– Ortadoğu’da kullanılan bir çok makam Kürtçede de kullanılıyor. Ama en az kullanılan makamlardan birisi Saba makamıdır. Bunun dışında Hicaz, Rast, Segah, Niyabend var, bir çok makam yine Kürt müziğinde de kullanılıyor. Çünkü Ortadoğu’nun temel makamlarıdır.

– Kürt müziğinde durağanlık var mı?

– Evet şu anda çok durağan bir süreç olduğunu düşünüyorum. Tekrar var. Bunu biraz da üretime bağlıyorum. Şu anda kültürel anlamda bir araştırma yapmak için özgür koşullar yok. Eğer öyle bir durum sözkonusu olsaydı, birçok sanatçı, araştırmacı orada bizim müzikal zenginliğimizi araştırabilecek bir ortam yakalayabilirdi. Bu da yeni eserlerimizin tekrar gün yüzüne çıkmasını sağlayabilirdi. Ama şu anda Kürt müziğinde repertuarın daraldığını düşünüyorum. Bu repertuarın zengin olmadığı anlamına gelmiyor. Bu araştırılamadığı için, özgür koşullar olmadığı içindir. Biraz da aynı eserlerin tekrarlanması beraberinde bir durağanlığı ortaya çıkarıyor. Ben üretimin de çok fazla olduğuna inanmıyorum. Sanatta asıl olanın üretim olduğunu düşünüyorum.

– Üretimsizlik neden kaynaklanıyor, sadece imkansızlıktan mı?

– Üretimsizliğin bir çok nedeni vardır? Bunun tarihsel, akademik, maddi ve manevi nedenleri vardır. Yani Kürt müziğinde maalesef şu anda akademik alanda bizimdir diyebileceğimiz çok ciddi çalışmalar yapan herhangi bir sanatsal kurum yok. Biz sanatı sadece müzikal anlamda algılıyoruz, bu da yanlıştır. Bunun güzel sanatlar bölümü de var, resim var, heykeltraşlık var, sinema var, tiyatro var vs. Maalesef 40 milyonluk bir halkın bu noktada, bu tür sanatsal çalışmalarda bu kadar zayıf kalması biraz düşündürücüdür. Bunu biraz böyle irdelemek lazım. O anlamıyla da kurumsallaşmanın yozlaşmanın önünde önemli role sahip.

DEVLETSİZ MÜZİK NASIL OLUR?

-Kurumsallaşma derken kasıt devlet mi? Ama devlet yok, sanatın gelişimi sadece buna bağlanabilir mi?

– Ben kurumsallaşmaktan bahsediyorum. Çünkü bireyler tek başına bir şey ifade etmiyor. Bireyler kitle haline geldi mi ve kitleler kendi güçlerini tek sesle açığa çıkardılar mı veya kurumsallaştılar mı, daha çok anlam ifade edebiliyorlar. Dikkatinizi çekiyorsa Avrupa ülkelerinde her şeyin bir derneği var. Yani kuş severlerin, kedi severlerin derneği var. Ama biz bir halkın temel yapı taşlarını oluşturan ve onun varlığının tek yegane temeli olan, en büyük ayağı olan sanatsal ayağını kurumsallaştıracak bir yapıyı oturtamıyoruz. Acı olan budur. Yani bırakın bu kadar zengin vakıf veya dernek kurmayı, bu kadar bizim yaşamımızı ilgilendiren, ulusal mücadelenin de temel ayaklarından biri olan bu sanat ayağını kurumsal hale getiremiyoruz.

-Bunun temel nedenleri nelerdir?

– Bunun bir çok nedeni vardır. Birincisi; özellikle Avrupa’da coğrafik olarak sanatla uğraşanların çok dağınık olması. İkinci neden; mevcut kurumlarımızda yapılan çalışmaların bilimsellikten uzak olması. Sadece bilimsel değil, ticari mantaliteye de uzak. Sadece eylemselliğe ve günübirlik çalışmalara cevap verebilecek düzeyde. Ben hiçbir kurumumuzda çok ciddi akademik çalışma yapıldığına inanmıyorum. Belki kısmi çalışmalar var ama 40 milyonluk halka cevap olabilecek ve bunun misyonunu üstlenebilecek bir kurum olduğuna inanmıyor. Tabi bunda bazı kurumları tenzih ederek söylüyorum. Bunun yanında televizyon ve gazete vardır. Bu ayrı konu. Ben akademi ve prodüksiyon şirketleri bazında söylüyorum. Çünkü müzikal anlamdaki çalışmaların esas yapıldıkları yerler buralardır.

POPÜLİZM

– Bununla birlikte popülizm sanata ne kadar hakim?

– Biz popülizm diyoruz, ama popülizm aslında çok kötü değil fakat popülizmi nasıl algıladığımız önemlidir. İyi bir sanatçı olarak popüler olursunuz bu farklı bir şey, ama duyguyu karikatürize ederek popüler olursanız bu çok daha farklı şeydir.

– İyi müzik yapanların, daha genel ifade ile kaliteli müzik yapanların müzik piyasası dışında tutulduklarına inanıyor musunuz?

-İyi müzik yapanların öne çıkarılmıyor, çıkarıldığına inanmıyorum. Bunun bir çok gerekçesi vardı; birincisi iyi bir sanatçı kendisini öne çıkarmak için çok ciddi çaba harcamaz, kendi işini yapmayı tercih eder, bu noktada çalışmasını yapar. Popüler anlamda çok ciddi kaygıları yoktur. Ama bu onun unutulması gerektiği anlamına da gelmez. Önemli olan kurumların, kuruluşların veya bu konuda söz sahibi olan insanların o insanları sahiplenmesi gerekiyor. Biraz böyle algılamak gerekiyor. Ama maalesef şöyle bir gerçeklik vardır. Ezilen uluslar ezen ulusa benzemeye çalışır. Biraz da bu gerçeklik vardır. Popüler müzik günümüzde, güncel olarak tüketen fakat misyon sahibi veya toplumların değişiminde ciddi rolü olmayan çalışmalardır. Ama medyanın gücü ile çok çabuk parlatılır veya çok çabuk kullanılır, daha sonra da unutulup gider. Biraz da böyle bir sanat anlayışı var. Ancak ben dediğiniz gibi, gerçekten çok kaliteli sanatçılara çok ciddi bir değer verildiğine de inanmıyorum. Bunların çok atıl bırakıldığına inanıyorum.

MİR VE KOM MÜZİK YETERSİZ

– Kürt müziğinde bizim için tanıdık olan iki prodüksiyon şirketi var, Mir ve Kom Müzik, sizce bu ikisi yeterli mi ve bunların Kürt müziğine katkısını yeterli buluyor musunuz?

– Şimdi şöyle bir gerçeklik var. Dünyadaki en büyük müzik şirketleri bile yılda iki veya üç tane prodüksiyon yapabilir. Çünkü bu tür çalışmalar çok zorlu çalışmalardır, bunun reklamı olur, prodüksiyonu olur, bunun ekonomik olarak alt yapısı oluşturulur. Fakat Kürt müziğinde binlerce insan bu tür çalışma ile meşgul olmasına rağmen, sadece iki kurum buna cevap olmaya çalışıyor.

– Bu kaliteyi düşürüyor mu?

– Kaliteyi de düşürüyor, bunun yanı sıra cevap da olamadığı için çok korkunç küskünler ordusu oluşuyor. Yani kendi ifadesini bu kurumlarda bulamayan sanatçılar, doğal olarak bireysel arayışlara giriyor. Bu bireysel arayışlar bizim hiç de tasvip etmediğimi çok uç noktalara da gidebiliyor. Ve biz onları kazanmakta tekrar başa dönmek zorunda kalıyoruz. O anlamı ile de bizim için çok ciddi kayıplardır. Bu kurumların çoğaltılması gerekiyor. Yani az öyle söylediğim gibi 40 milyonluk bir halktır ve bir sanatçı ordusu vardır. Ama bu orduyu amatörlüğe sürükleyen biraz da biziz. Çünkü bunun alt yapısını oluşturamıyoruz, eğer bunun koşullar olmazsa insanlar gelişmez. Yani sizin de bildiğiniz gibi en büyük sanatçılar, gerek ideolojik gerek sosyal olarak en güçlü toplumlardan çıkar. Çünkü bunun olgun koşullar vardı. Ben dehalardan bahsetmiyorum. Onlar her ortamdan çıkar. Ben ortalama bir sanatçıdan bahsediyorum.

5 BİN KİŞİ KÜTÇE MÜZİK YAPIYOR

– Kürt müzik piyasasında kaç kişi müzikle uğraşıyor?

– Kürt müziğinde ortalama 5 bin kişinin müzikle uğraştığı varsayılıyor. 5 bin kişiye iki kurumun cevap olacağını düşünmek mümkün değildir.

-Bu insanların yetenekleri yeteri kadar açığa çıkarılabiliyor mu?

– Açığa çıkamıyor tabi. Siz bir insanı sıfırdan almalısınız. İnsanlar öyle yetişiyor. Ve onları yeteneklerine göre kategorize edip onlara yol ve yöntem göstermelisiniz. Bunları da kurumlar yolu ile yapmalısınız. Eğer bu insanlar kendi yolunu bulamıyorsa ve böyle bir alanda kendilerini ifade şansı bulamadıklarında bu kez başka yerlerde bireysel arayışlara girerler. Bu da beraberinde küskünler ordusunu getirir. Bizim de onları bir daha yakalama şansımız olmaz. Dünyadaki gerçek savaşımlar kültürel savaşımlardır. Her şey kültürel üstünlük için, kültürel olarak var olduğunu ispatlamak içindir. Çünkü kültürel varlık bir yaşam biçimidir, tarzdır, yöntemdir. Ve her halkın sosyolojik yapısında bunun zenginliklerini barındırır. Biz ise bu zenginliğimizi açığa çıkarabilecek bir ortam bulamıyoruz. Çünkü kurumlarımız bunun için yetersiz.

SANAT AÇISINDAN TOPLUMSAL İNTİHAR!

-Peki reklam sorunu Kürtçe müzik yapanların çalışmalarını nasıl etkiliyor?

– Reklam günümüz dünyasının en etkili tanıtım biçimidir. Bu yazılıdır, görseldir, işitseldir, bunun bir çok yol ve yöntemi vardır. Tabi dediğimiz gibi yine ucu gidiyor kurumlara dayanıyor. Bunun mesela diyelim, bir prodüksiyon şirketi bir sanatçının reklamını yaptığı zaman bunun yol yöntemini çok profesyonelce yapması gerekiyor ki sanatçısını pazarlayabilsin. Ben bu pazarlama kelimesini biraz daha farklı kullanıyorum. Bildiğimiz tarzdaki pazarlama anlayışı değil, onu varlığını, onun kalitesini, onun sanatsal gücünü açığa çıkarabilecek bütün yol ve yöntemleri kullanma biçimidir. Ve ondan bir artı gelir elde etmek, toplum adına, halk adına, ulusal mücadele adına, sanat adına, bunu iyi oturtması gerekiyor. Ama bunu yapamadığınız zaman, ya da bunu sadece beş sanatçıya yaptığınız zaman, geriye kalan 4995 sanatçı açıkta kaldığı zaman, bu sanat açısından toplumsal bir intihardır. O yüzden reklam yeteri kadar yapılmıyor.

– Sizin sanatınızı nasıl etkiliyor, sizi demoralize ediyor mu?

– Tabi ki ediyor, sanatçı tek başına bir kişi değildir. Nihayetinde sanatçı yaşayan, ailesi olan, güncel ihtiyaçları olan, yaşamını idame etmesi gereken sosyal bir varlıktır. Bir de sanatçı duyguyu en yoğun yaşayandır. Duyguyu iliklerine kadar yaşayandır. Duygusal özellikleri çok baskın olduğu için çabuk kırılan, çabuk tepki gösterebilen bir yapıya sahiptir. O yüzden çabuk demoralize oluyor veya onun çok derinden etkileyebiliyor, onu asli görevinden uzaklaştırıp güncel işlerle uğraşmasına sebebiyet veriyor. Ayrıca kısırlığı getiriyor, düşünsel anlamda çöküşü getiriyor.

KÜRT İŞ ADAMLARI KÖR VE SAĞIR

– Bir de klip sorunu var, Kürtçe klipler sıklıkla eleştiriliyor, sizce esas sorun nedir, imkansızlık mı?

– Burada tabi ki bizim klip yapmayı bilmeyişimizden değil, ama bir sanatçı her şeyi yapamaz. Bir sanatçı, hem eseri üretip, hep sözlerini yazıp, hem klipini çekip, hem aranjörlüğünü, hem yönetmenliğini yapamaz. Bu imkansızdır, bu bir dehanın bile yapabileceği bir iş değildir. Bu çeşitli alanlardaki yeteneklerle izah edilebilir. Ama imkan olmadığı zaman bir sanatçı her şeyi yapmak zorunda kalıyor. Çünkü dünya müzik sektörü sponsorlar üzerinden yürür. Bunun en büyük destekçileri iş adamlarıdır. Ama Kürt iş adamları bu noktada her ne hikmetse kör ve sağırdır, gözlerini ve kulaklarını bu alana tamamen kapatmıştır. Bir sanatçının günümüz dünyasında çok da pahalı olmayan finansmanını karşılayamıyor veya karşılamıyorlar. O anlamı ile sanatçı çok kalitesiz bir klip veya bir eser yaptığında çok basit bir şekilde yargılayabiliyoruz, yani bu adam bilmiyor, ya da Kürtler bilmiyor, Kürt sanatçılar bilmiyor deyip çok basit bir şekilde bütün çabalarımız, emeklerimiz yerle bir edilebiliyor. Bunun altında gerçekten tamamen ekonomik nedenler yatıyor. Az önce söylediğimiz gibi akademik olarak kendimize bağlayabileceğimiz ve kendi dışımızda duran yetenekli o kitleyi içimize çekebilecek Pazarı oluşturamıyoruz. Nihayetinde bu bir pazardır. Yani sen çok inançla hareket edersin, senin ulusal, senin kültürel anlamda kaygıların olur ama senin dışında duran çok pragmatist bir yapıya sahip halk gerçekliği de vardır.

-Ciddi bir Kürt müzik pazarının varlığından bahsedebilir miyiz?

– Yani güçlü bir müzik pazarından bahsedemeyiz. Bir pazarı vardır elbette. Ama günümüz dünya koşullarında, bu koşullara paralellik arz edebilecek güçte bir pazardan söz etmek mümkün değildir. Çünkü biz bu işi çok amatörce yapıyoruz.

EKONOMİK DURUMUN SANATA ETKİSİ

– Kürtçe sanatçı eğitimi veren kurumlar ne düzeyde?

-Akademik olarak okul düzeyinde resmi anlamda ders veren herhangi bir kurumumuz yok. Yarı resmi kurs verenler var veya ülkede kültür merkezi bazında çalışmalar yapan kurumlarımız var ama bunların da tam akademik bir çalışma yaptıklarından söz etmemiz söz konusu değil. Mesela Kürt müziğinde, tiyatro, sinema veya klipte profesyonelce bu işe yatırım yapan çok ciddi bireyler de yok. Bu işin eğitimini alıp da bu sektör içinde iş yapmak ve bundan beklentisi olan insanlar da yok. Çünkü bu pazarı yeterli görmüyor, buna yatırım yapmayı uygun görmüyor. Yani toplumların yapısı biraz da pragmatisttir. Kendisini göremediği veya kazanç elde etmediği bir yapı içinde kendisini bulmak istemez. Ama dünya gerçekliği bunu dayatıyor sana. Böyle olması gerektiğini dayatıyor. Gerçekten de böyle. Eskiden bir dervişin elektrik, su parası verme derdi yoktu ama şimdi var. Bir derviş eskiden bütün köyü, bütün Kürdistan’ı dolaşıp yaşamın idame edebiliyordu ama şimdi bireysellik ön plandadır. İnsanın yaşaması için bazı şeylere ihtiyacı vardır, yani yaşamını idare ettirebilecek maddi desteğe ihtiyaç vardır. Bu da halkları ya da bireyleri faydacı bir yapıya itiyor. Kendisini ekonomik olarak göremediği bir alana girmek istemiyor. Bu bir yatırım olayıdır yani bütün dünyada böyledir. Ekonomik anlamda kazancını göremeyen şirket ya da birey bu alana yatırım yapmıyor.

MÜZİKTE KOLAYCILIK

-Bu zorluklar müzikte kolaycılığı beraberinde getiriyor mu?

– Kolaycılığı değil aslında bitişi getiriyor, bitişin başındayız aslında. Şu anda var olan sermayeden yiyoruz. Eğer böyle giderse Kürt sanatında, bugün ressamlarımız, sinemacılarımız, tiyatrocularımız bas bas bağırıyor. Resmen feryat ediyorlar, yani biz yapamıyoruz, dayanamıyoruz, ekonomik birliğimizi oluşturamıyoruz, finansımız yok, bunun koşullarını yaratamıyoruz diyorlar. Çünkü bu işe biraz da öncü bir güç lazım. Yani bireylerden tek başına her şeyi yapmalarını beklemek mümkün değil. İdeolojiler veya perspektifler bunların yollarını açarlar, perspektif sunarlar, bireyler de bir araya gelerek bunları yaparlar. Belki bu perspektiflerimiz var ama onları kanalize etmek, bir araya getirmek veya finans yapmakta zorlanıyoruz. Daha doğrusu özgün kurumlara ihtiyaçlarımız var. Kendi bütçelerinin oluşması gerekiyor. Bu bütçelerle kendilerini genişletebilecek, daha geniş finans kaynakları yaratabilecek bir yapıya kavuşmaları gerekiyor.

CİDDİ BİR KOPYACILIK VAR

– Yaşanan sorunlar ışığında sanatın can çekiştiğini söylüyorsunuz, bitişin başlangıcında olduğunu söylüyorsunuz, ama diğer yandan ciddi bir üretimsizlik var ve sanki üretimin malzemesi yokmuş gibi kopya eserler piyasaya çıkıyor…

-Evet çok ciddi bir kopya var maalesef. Geçmiş yüz yıllara bakıldığında, Kürt müziğinin aslında besteden ziyade şiirsel (söz) yanıyla hep var olduğu görülür. Beste sadece onu tamamlayan bir öğe olarak kaldı. Bu durum Kürt edebiyatının canlı kalmasına da olanak sağladı. Dengbejlerin hep birbirilerine yakın besteler yaptığını dikkate alındığında,burada müzikten çok,bir söylemin ön plana çıktığını görülmekte.Sonuç olarak bu durum müzikal değeri zayıf,fakat edebi değeri o oranda yüksek esrelerin çıkmasına neden oldu…dengbejliğin önemi işte bu noktada ortaya çıkıyor.bu gün yapılan eserlerin çok büyük bir bölümünün ya “dım-tıs”müziği ya da , ajitasyona dayalı “militan müzik”tir. Siyasi kaygılarla yapılan bu esrelerin hiçbir değeri yoktur. Burada bu tür müziklerin yapılması gerektiği sonucu çıkarılmamalı. Bunu anlatmadaki beceri ve yorum o müziği kalıcı kılar.aceleye getirilmiş içi siyasi mesajlarla dolu müzikler özünde rantibyel müziklerdir.

Üzerinde yaşamış olduğumuz coğrafyanın, yapısal özellikleri bakımından parçalı olması, yani Kürdistan’ın dört parçaya bölünmesi beraberinde kültürümüzün bütün parçalarca hunharca katledilip kendileri için kullanılmasına neden olmuştur. Ve bu neden bizi her türlü saldırıya açık hale getirmiştir. Son dönemlerde bir çok sanatçımızın da üzülerek söylüyorum, tercih ettiği veya kolaycılığa kaçarak, bir çok Türkçe eseri Kürtçeleştirmek gibi bir handikap içine girdiğini de görüyoruz.

TÜRKÇE’DEN KÜRTÇEYE 100’ÜN ÜZERİNDE ESER ÇEVRİLDİ

-Sizin bildiğiniz kaç eser var böyle?

– Bildiğim kadarıyla Türkçeden Kürçeye çevrilmiş 100’ün üzerinde eser var. Bunun en azından ahlaki olmadığına inanıyorum. Bizim bunca güzel eserlerimiz varken, bunca güzel melodilerimiz varken, ben bunu kolaycılık olarak görüyorum, etik olarak uygun görmüyorum. Çok da ahlaki değil. Basit bir yaklaşımdır.

-Peki dışarıdan gelen her müzik tehlikeli midir?

-Hayır kökünü, kimliğini, adresini verdiğin sürece herhangi bir sakıncası yoktur. Bugün İngilizce biz müzik de söyleyebilirsiniz ama nereye ait olduğunu belirtmek gerekiyor. Biz bir kere bu anlayışa karşı savaşıyoruz. Bizim gerçek savaşımımız bu anlayışa karşıdır. Biz değerleri yok eden değil, değerleri savunan, yaşatılması için çaba harcayan bir anlayışı savunuyoruz. Yani nihayetinde bu mücadele Ortadoğu’daki mevcut olan bütün halkların bu zenginliklerini korumak, onları yaşatmak adına var olmuştur. O yüzden de eğer biz bunu yaparsak, kendimizi inkar etmiş oluruz.

TÜRK MÜZİĞİ KÜRT MÜZİĞİ ÜZERİNDE ŞEKİLLENDİ

-Soruyu bir de tersinden sorarsak, Kürt müziğinin Türk müziği üzerindeki etkileri…

-Ben Türk müziğinin Kürt müziği üzerinde şekillendiğine inanıyorum. Çünkü binlerce eserimiz Türkçeye çevrilmiştir. Bu eserlerimize birçok kişi sahiplenerek kendi isimleri yazdırmış, kitaplaştırmış, adeta bunu resmileştirmiştir. Nuri Sesigüzel’den tutun İbrahim Tatlıses’e, Burhan Çaçan’dan İzzet Altınmeşe’ye ve Celal Yarıcı’ya kadar, daha ismini sayamadığım onlarca Kürt sanatçının eliyle hatta önleri açılarak adeta teşvik edilerek, madden ve manen desteklenilerek Kürt müziği tamamen Türkçeleştirilmiş, Türkçe sözler yazılmıştır. Ya da zaman içinde ya bu kişiler kaynak gösterilmiş ya da hiç alakasız kişilere kaynak gösterilerek Kürt müziği sahiplenilmişti. Şu anda yanımda belgeler yok fakat bunlar belgelenebilir. Zaten format olarak Türk müziği içinde ne kadar yapancı durduğunu görebilirsiniz. Yani üzerine çok yapay sözler yazılmış ya da tam simültane tercüme edilmiş fakat eser oturmamış çünkü başka bir kültüre ait olan bir eseri eğer siz Türkçeleştirdiğiniz zaman ya da başka bir dile çevirdiğiniz zaman misafir gibi durur. Orijinalitesi öbür kültüre aittir.

DEJENERASYONUN EN HIZLI YAYILDIĞI YER GÜNEY KÜRDİSTAN

– Federal bir yapının olduğu ve kurumsal anlamda giderek gelişen Güney Kürdistan’daki müziğin gelişimini nasıl görüyorsunuz?

– Aslında bana göre dejenerasyonun en hızlı yayıldığı yer Güney Kürdistan’dır. Bir ara Sayın Mesut Barzani de yozlaşmaya karşı dört bin parçanın radyo ve televizyonlarda yayınlanmamasını istedi. Yani yozlaşmanın boyutlarını insan görebiliyor. Çünkü direk artık hoşuna giden her melodiyi aldığı gibi çevirip eser yapma yoluna gidilmiş. Kısa yoldan meşhur olmak, tanınmak, kısa yoldan bundan nemalanmak isteniyor. Sanatsal olarak bir derinlik, hiçbir ifadesi, sanatsal değeri olmayan eserler ortaya çıkmış. Çok ucube, çok aşırı, yani Kürt müziği adında çok kötü şeyler yapılmıştır. Bir de şöyle bir şey de sözkonusu. Güney Kürdistan bu dejenerasyona daha çok açıktır. Gerekçesine gelince, sosyolojik nedenlerden kaynaklanan, devamlı savaşlar ve katliamlarla karşı karşıya olan bir halk gerçekten özgür ortamlarda oturup sanatını yapabilecek veya kendi kültürü üzerine şekillenebilecek bir ortamı yakalayamamıştır. Beraberinde hazır olan şeyleri almak, hemen ondan yararlanmak, hemen parlamak gibi bir kolaycılık seçilmiştir. Bu dejenerasyona, tehlikelere çok açık bir konuma sürüklemiştir.

KÜRT MÜZİĞİNDEKİ EN BÜYÜK HANDİKAP

– Kürt müziğinde en büyük handikap nedir?

– Bana göre Kürt müziğinde en büyük handikap kendini tekrar ve profesyonel bir müzik pazarının oluşamamasıdır.

-Bunu biraz daha açar mısınız?

– Bu pazar profesyonel anlamdaki kurumsallaşmalardır. Bir kurumun ekonomik yapısından tutun, başında bulunan kişiye, muhasebesine, reklam bölüne kadar, bir eserin ortaya çıkabilmesi için gereken bütün yardımcı unsurları olan profesyonel bir yapılaşmadan bahsediyorum. Bütün dünyada bu işler nasıl oluyorsa bu bizde de olmalı. Çünkü biz bu dünyada yaşıyoruz. Bu kültür içinde yaşıyoruz. Bu kültüre rağmen, çok geri, çok amatör bir duruş sergilerseniz kendinizi var edemezsiniz, geliştiremezsiniz. Ve mevcut kültürler içinde rekabet edebilecek bir duruma gelmeniz de mümkün olmaz.

SANATÇILARIN ‘REZİL YAŞAM’ ÖZENTİLERİ

-Kürt sanatçılar arasında özentiler dikkat çekiyor. Bu rahatlıkla görülebiliyor. Bir yandan magazin sayfalarını dedikodu yaşam tarzına özenti varken, diğer taraftan Hülya Avşar, ‘’hepimiz rezil durumdayız’’ diyerek, özenti duyulan bu yaşamın nasıl olduğuna dikkat çekiyor, siz bu durumu nasıl yorumluyorsunuz?

– Ezilen uluslar, ezen ulusların kimliğini almaya çalışıyor, onlara benzemeye çalışırlar. İnsanların egoları, o kadar geri bir duruş ki, o kadar insanı kendi özünden uzaklaştıran, çok dar bir alana sıkıştıran, çok ucube bir özelliktir. İnsan sevildiği zaman, bunu hissettiği zaman kendisini çok farklı bir dünyada görür. Kendisini ulaşılmaz, kendisini olağanüstü, mükemmel, karşı konulmaz ve bütün erkleri elinde bulunduran veya bulundurmak isteyen bir kişiliği geliştirir. Bu da çok tehlikelidir. Özellikle geri kalmış toplumlarda ve üçüncü dünya ülkelerinde insanın tabulaştırılması bu geri özellikler üzerine kurulur. Geri toplumlarda tabiri caizse en sıradan bir memurun bile bir konvoyu vardır. Sanatçılara dokunmak, onlara elini sürmek, onları öpebilmek, onlar için ulaşılmaz, olağanüstü bir durumdur. Fakat ben buna tam tersi bakıyorum. Eğer bizim sanatçı dediğimiz, halk sanatçısı dediğimiz insan, halkı ile beraber değilse, onun yaşadığını yaşamıyorsa, onunla bütünsellik arz etmiyorsa, o zaman onun sanatçı olduğundan bahsetmek mümkün değildir. Hiçbir sançtı özelliği taşımıyor demektir. Kendisine yapay kılıflar oluşturup, kendisine badigardlar oluşturup, kendisini var etmeye çalışıyorsa, kendisini ifade biçimi olarak bunu yapıyorsa, bence çok geri bir duruştur. Çünkü bizim sanatçı, insan anlayışımız, bizim toplum anlayışımız bunu reddediyor. Biz bunu kabul etmiyoruz.

HALKTAN KOPUŞ VAR

– Halktan kopuş mu var?

– Evet halktan kopuş var bana göre. Yani bu bize çok ters bir tarz. Çünkü biz bu tarzı reddediyoruz. Sizin de dediğiniz gibi Hülya Avşar bile bu iğrençliği reddediyorken, bu geri, yozlaşmış, ne sanat ne insanlık adına bu geri özellikleri reddediyorsa, ve biz bunlara özeniyorsak burada bir terslik var demektir. Bunu teşhir etmek gerekiyor. Bunu açığa çıkarmak gerekiyor. Çünkü bir insanın sesinin güzel olması bu insanı ayrıcalıklı kılmaz. Bir insanın giysisinin çok güzel olması onu ayrıcalıklı kılmaz. Bir insanın insani özellikleri onu ayrıcalıklı kılar; davranış biçimleri, sanata bakış açısı, sosyal, siyasal, kültürel derinliği, yaşam felsefesi onu farklı kılar. Farklı kılardaki kastım, bana göre çünkü ben diyorum ki, bir sanatçı hem bir sosyolog, hem bir antropolog, hem bir siyasetçi, hem bir psikolog, hem bir tarihçi ve en sonunda sanatçıdır. Çünkü toplumunu bütün özellikleri ile tanımayan, araştırmayan bir sanatçı, içinde yaşamış olduğu toplum ve dünyanın özelliklerine göre sanat üretmesi mümkün değildir. Doğal olarak bütün insani özellikleri taşıması gerekiyor. Bu anlamda bu tür özentiler, benzeşmeler, Kürt sanatı adına çok geri bir duruştur.

HİP-HOP VE GELENEKSELLİK

– Müziğin tıkandığı, nefes alamaz durumda olduğundan bahsettiniz, mesela hip hop gibi Kürt müziğinin yeni tanıştığı akımlar, Kürt müziğine nefes aldırabilir mi?

– Ben Kürt müziği adına atılan her adımın bir zenginlik olduğuna inanıyorum. Ama burada bir parantez açmak gerekiyor. Atılan her adımdan kastım, atılan her sağlıklı adımdan bahsediyorum. Bana göre hip hop bir zenginliktir. Biz bir halkız ve bizim de gençliğimiz var. Bu gençliğin üzerinde yaşadığı bir coğrafya var. Ve her coğrafyanın farklı bir kültür ve sanatsal şekillenişi vardır. Bizim gençliğimiz de bu toplumlar içinde yaşıyor ve doğal olarak bu toplumlardan etkileniyor. Ancak bizim yapabileceğimiz, bu yeni akımlara kendi bünyemizde şekillendirerek, onlara nitel olarak bir kimlik kazandırarak onların önünü açmaktır. Tabi on kişi gelir bu on kişi içinde iki kişi kabul görür. Bu da o sanatçının total duruşu ile ilgilidir. Yani ürettiği sanat, kalitesi, kendi bireysel duruşu, onun sanata, dünyaya ve insana dair duruşu belirleyici rol oynayacaktır.

DİNO’NUN ARŞİVİNDE 4 BİN ESER VAR

– Son iki soru sizinle ilgili, bir müzik arşivinizin olduğunu duyduk. İçinde neler var, ne kadar eser var?

-Ever bir arşivim var. Sayısal olarak tam bilmiyorum ama 4 bin civarında eser var sanırım. Bunlar içinde aşk hikayeleri var. 20’nin üzerine aşk hikayesi var. Oldukça zengin. Bir de şöyle bir özelliğim var, gittiğim yerlerden eski çalışmaları alırım, yani çok kibarca bazılarını çalarım. Çünkü buna ihtiyaç vardır. Bir arşiv haline geldiği zaman ilerde çok işe yarayacağına inanıyorum. O yüzden bunların toplanması gerekiyor. Kendim de kullanmıyorum bu arşivi. Şimdiye kadar bu arşivden hiç yararlanmadım. Çünkü ben üretimi esas alıyorum, sanatta üretimin asıl olduğuna inanıyorum. Tabi bu herkesin yazması, üretmesi gerektiği anlamına gelmez. Yorumcular vardır, yazarlar vardır, şairler vardır. Herkes kendi görevini yapar. Eğer yazabiliyorsam, neden yazmayayım diye düşündüm. Bu konuda çok başarısız olduğuma inanmıyorum. Ciddi çaba harcıyorum. Tabi başarı izafidir ama ciddi çaba sahibiyim diyebilirim. İlerde çok ciddi bir kurumlaşma olursa arşivimi teslim edebilirim.

45 DAKİKALIK DESTAN PROJESİ

-Son olarak kendi müziğinizin geleceğini tüm bu karamsar tablo içinde nasıl görüyorsunuz, yeni kasetiniz çıktı, başka ne gibi projeleriniz var?

– Şimdiye kadar üç albüm yaptım. Bu çalışmalarım da bu tablo içerisinde pozitif bir etki bıraktı. Tabi bu bizlerin kusursuz olduğu, olağanüstü şeyler yaptığı anlamına gelmiyor. Ama iyi bir çaba sahibi olmak bence teşebbüste bulunmak başarının yarısıdır veya başarıya en yakın noktadır. Ben bu noktada ciddi bir çaba harcadığıma inanıyorum. Başarı farklıdır ama ciddi bir çaba sahibiyim. Bundan sonra da aynı özellikleri taşıyan, benim düşünce yapımı, tarzımı eserlerimde yansıtabileceğim bir yol ve yöntem izlemeye devam edeceğim. İlerde bazı projelerim var. Eğer hayat bulursa, maddi ve manevi imkanları oluşursa, 45 dakikalık bir destan düşünüyorum. Tek CD’lik. Öyle bir çalışmam var. Henüz hayat bulmuş değil ama.

-Bunun hikayesi belli mi?

– Bunun bir hikayesi olacak. Bence bu şimdilik kalsın. Bunu sürpriz olarak tutmak istiyorum. Ama dediğim gibi bunun uygun koşulları olursa. Bunun dışında yakın dönemde tekrar bir CD çalışması yapmayı düşünmüyorum. Hatta uzun bir süre ara vermeyi düşünüyorum.

BU BİR İSYAN!

– Neden?

-Çünkü başka bir çalışma yapabilecek ne maddi ne de manevi koşullar yok. Çok zor koşullarda son çalışmamı yaptım. Şu anda bir klibini bile yapmak için herhangi bir imkan bulamıyorum. Onu dışında yaşamımı idame edecek kadar uygun bir koşul yok. Bu süreci atlatana kadar belki de uzun süre, bu güncel ihtiyaçlarımla uğraşmak zorunda kalacağım. Bunu üzülerek söylüyorum. Bir sanatçı adına, verilebilecek en kötü kararlardan biridir belki. Ama bu müziği bırakıyorum anlamına gelmiyor. Bu zorunlu bir tercihtir. Müzik benim yaşamımdır. Benim müziği bırakmam yaşamıma son vermem anlamına gelir. O yüzden kimse beni bundan koparamaz. Fakat dediğim gibi bu özgün koşullardan dolayıdır.

– Bu bir isyan mı?

– Evet bu bir isyandır aslında. Büyük bir tepkidir. Belki benim bireysel tepkim birileri için çok şey ifade etmez, hiçbir anlam da ifade etmeyebilir. Belki ciddi bir kayıp da değildir benim müziğe ara vermem. Ancak bir çoğunun müziğe ara vermesi çok ciddi bir kayıptır. Müziğe ara verenlerin ordusunu kurduğumuzda ciddi bir kayıptır. Belki Dino tek başına bir şey değildir. Bütün yol ve yöntemleri denedim. Bu on iki yıllık profesyonel müzik yaşamımda karşılaştığım zorlukları anlatmam farklı bir olgu. Artık üstesinden gelemiyorum, aşmakta zorlanıyorum. O anlamı ile de böyle bir karar almak zorunluluğu hissediyorum. Sanırım belli bir süre bu tür çalışmalara ara vermek zorunda kalacağım. Umarım bu fazla uzun sürmez… 

ANF NEWS AGENCY
CELİL DEMİRALP