11

Özellikle Keçe Kurdan adlı parçası büyük beğeni toplayan ve çıkardığı Nüpel ve Kece Kurdan adlı albümlerle adından söz ettiren sanatçı Aynur Doğan, yeni bir albüm hazırlığında. Aynur, sanattan siyasete pek çok konuda Birgün’ün sorularını yanıtladı: Hilal Doğanay’ın röportajı

Konserde kalabalığın arasında bir izleyici olmama rağmen, sanki çok yakından tanıdığım, samimi bir arkadaşım gibi hissetmiştim. Aynur şarkılarını yürekten ve samimiyetle söylüyordu. Siyah gözleri, kıvırcık saçları ve zarif duruşu ile gerçek bir Kürt kızı vardı karşımda. Söyleşi için buluştuğumuzda histerimde yanılmadığımı anladım… Aynur yeni bir albüm çalışması hazırlığında, bu yoğunluğunun arasında bir araya gelerek sizler için keyifli bir söyleşi hazırladık

» Müzikle ilk tanışmanız nasıl oldu?

Ailem de müzikle ilgilenen sadece bendim, ama yaşadığım topraklarda Alevi ve Kürt bir ailenin kızı olduğum için müzik o kadar da uzak değildi; çünkü ibadetler, cemler, semahlar saz ve sözle yapılıyordu. İbadet öyle yapıldığı için, aileden kimse müziğe uzak değildi. Çocukken o semahlara bizler de katılıyorduk.

» Cem, Semah dışında dinleyebildiğin müzikler oldu mu?

Çocukken birilerini dinleyecek imkanımız olmadı; çünkü teybimiz, kasetimiz yoktu, bunlar hayatımıza çok sonradan girdi. Genelde yaşlıları dinlerdik ve o anlamda kulağımız müziğe aşinaydı. Ben neyi duyduysam, neyi öğrendiysem sevdiğim türküleri kulaktan söylerdim. Aile de bir düğün, buluşma, eğlence olduğu zaman, beni çağırırlardı “gel şarkı söyle” diye. O zaman da sesimin güzel olduğu söylenirdi. Ben de fırsat buldukça gidip söylerdim.
» Roll Dergisi tarafından “Aynur Eurovision’a gitsin” diye bir anket yapıldı. Böyle bir teklif gelse nasıl değerlendirirdin?

Aslında, Eurovision şarkı yarışmasına katılmaya pek hevesli değilim, çünkü benim derdim; bir yarışmaya katılmak ve kendimi göstermek değil de, daha çok müzik adına bir şeyler yapmak, iyi müzik yapmak, insanlara doğruları verebilmek, kültürünü doğru temsil edebilmek, en büyük derdim, kaygım bu. Ama Kürtçe müzik yapan biri olarak da, Türkiye’de böyle bir adım atılırsa, Kürtçe müzik olarak tabiî ki katılırım, en azından bana getireceği değil, ama Kürt müziğine ve Kürt kültürüne getirecekleri açısından çok önemli bir adım olur diye düşünüyorum. Hoş bir şey de olur, ama ben katılır mıyım, katılmaz mıyım? Onu bilemiyorum.
» Türkçe söylemek koşuluyla katılım daveti almış olsan nasıl değerlendirirdin?

Böyle bir şeyi hiç düşünmemiştim, ama Aynur’u eğer o yarışmaya göndermek istiyorlarsa, öncelikle neden gönderecekler, yaptığım bir şeyi inanarak ve saygı duyarak yaptığım için, çıktığım hangi sahne olsun, Eurovision şarkı yarışması olsun, orada bütün samimiyetimle olmak isterim. O samimiyetlik olmazsa zaten sahneye de çıkamıyorum. Ama Türkçe olur ama Kürtçe, onu bilemem, ama ben Kürtçe de kendimi çok iyi yansıtan ve aslında adını Kürtçe şarkı söyleyerek duyuran ve sevdiren birisi olduğum için de, tabiî ki Kürtçe söyleyerek katılmak isterim, Türkçe söylenmesine karşı olduğum için değil. Bu biraz da dönem ve şartlara bağlı bir şey. Türkçe de olur niye olmasın. Bu sadece dil meselesi değil, hissiyat meselesi olduğunu düşünüyorum. Bir insanı belirleyen en önemli şey, çocukluğundan gençliğine kadar yaşadığı yerdir. O süre çok önemlidir, insanın aldığı dönemlerdir ve ben orada, o kültürle büyüdüm, gözümü kapatıp şarkı söylediğim zaman oralara gidiyorum. Çünkü her şeyim orada; geçmişim, değerlerim, inançlarım ve şekillendiğim topraklar orası.
» İngiltere’de yayımlanan “Folk Roots” isimli dünya müziği dergisine ve “The Times”a haber oldun. Dış basında çok tanınmanı neye bağlıyorsun?

İnsan, kendisiyle ilgili çok bir şey söyleyemiyor. Bunun, sadece şansla ilgili bir şey olduğunu düşünmüyorum. Avrupa’ya baktığın zaman yüzünü Doğu’ya çevirmiş durumdalar, o kadar tarz denendi ve bitti ki, sonuçta müzikle istediğin gibi oynayabilirsin, farklı tarzlar çıkartabilirsin, ama önemli olan müziğin ruhunu bozmadan yapmak, eğer ruhu yoksa o müzik etkili olamıyor, kaleleri yıkamıyor. Batı da, bu anlamda bütün deneysel müzik tarzlarını denendi; elektronik, pop, caz, rap gibi birçok değişik müzik tarzı denendi. Günümüze baktığımızda, Raşit Taha Fransa’da “Rai” müziğini patlattı. Ama bunların hepsi Doğu motiflerinden oluşan türler. Dünya yüzünü Doğu’ya çevirdi, çünkü Doğu müziği kendi içersisinde inanılmaz zengindir, karakteristik özellikleri, çok farklı ritim yapıları ile oldukça makamsaldır. İran’a, Afganistan’a, Mısır’a, Hindistan’a gidiyorsun ve Türkiye’ye geliyorsun ki; Türkiye bambaşka bir yer, burada bir Anadoluluk var ki; dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey yok, birçok kültürün buluştuğu bir yer, onun için Anadolu henüz tükenmemiş bir yer. Anadolu’ya batağında da; Aleviler, Ermeniler, Süryaniler, Lazlar, Çerkezler, Kürtler, Türkmenler var ve bu farklı kültürler birbirinden etkilendiği için, çok farklı müzikler çıkabiliyor. Mesela; “Kızılbaş” müzikleri var, ritimleri, makamları çok farklı. Bunlar da Avrupa’nın ilgisini çekiyor.

» Kürt kimliğin yurtdışında tanınmanda bir avantaj sağlıyor mu?

Eğer Türkçe söyleseydim, dünya çapında önemli etkinliklere, festivallere dergilere gazetelere konu olsaydım, şu anda Türkiye’de belki de bambaşka bir yerdeydim, ama Kürt olduğum için bu bir avantaj değil. Diğer bir yandan Türkiye’de insanlar çok da bunun farkında değil. Mesela, yurt dışında Türkiye’de kimsenin gitmediği yerlere gidiyorum. Singapur’a, Portekiz’e, Slovenya’ya, İrlanda’ya gidiyorum, Çinli senin parçanı seninle birlikte ezbere söylüyor. Bunlar çok önemli şeyler ve sen bu coğrafyadan giden birisin ve bu coğrafyanın zenginliklerini taşıyorsun dünyaya. Şimdiye dek, Kültür Bakanhğı’nın hiçbir desteğini görmedim, basına baktığım zaman, bu yaptığım konserler basında da yer almıyor. Zaten giderken Kürt olduğun için başlı başına politik bir konuma giriyorsun ve politik kimliğin müziğin önüne geçiyor ve sen sadece o kimlikle orada varsın.

» Öyle mi peki?

Değil tabiî ki; bir bütündür bu, Kürt müziğinin zenginliği, güçlülüğü, kendi yorumumun güçlülüğü, işime verdiğim önem ve samimiyetim, bunlar bir araya gelince bir duruş belirliyorsun ve sadece Kürt olduğun için o erkinliklere çağırılmı-yorsun. Bir bütün olarak çağırılıyorsun. Neticede birçok Kürtçe müzik yapan ve gerçekten de çok güçlü sesler var yurt dışında. Hatta yurt dışında girişimlerde bulunup ama bir sonuç elde edemeyen müzisyenler var. Hem şans hem de büyük bir çabanın sonucu, ben hep oraları düşledim. İnsan ne istediğini bilince ona ulaşıyor. Sadece Türkiye’de dinlenen birisi olmak değil de, dünyada da dinlenebilen bir müzisyen olmak istiyordum.
» Türkiye’de medyanın sana kota koyduğunu düşünüyor musun?

Yasalar çıkmış, Kürtçe müzik serbest, herkes kendi dilinde müziğini yapacak deniyor, ama bireysel yasaklar devam ediyor. TV kanal sahipleri, programların başındakiler ve gazetelerin yayın yönetmenleri bireysel olarak, yasal olarak serbest olan bir özgürlüğü yasaklıyorlar. Bunlar halen ön yargıları olan kişiler, gülüp geçiyorum artık, beni çok da enterese etmiyor. Çünkü ben yapacağım şeyi biliyorum, inandığım şeyi biliyorum, beni bir milyon kişi dinlemesin yüz bin kişi dinlesin, ama doğru dinlesin, benim hedefim doğru bir dinleyiciye ulaşmak, alıp tüketen bir dinleyiciye ulaşmak değil. Onun için televizyonla pek ilgim yok, çok da sevdiğim bir şey değil, ama Türkiye’de keyfi yasaklar var.
» Bahsettiğin bireysel olarak engel koymaya çalışanlarla ilgili yaşadığın örnekler oldu mu?

Gittiğim televizyonlarda şöyle problemler yaşadım; Kürtçe bir albüm yapıyorum, Kürtçe şarkılarıyla tanınan birisiyim, ama bana şöyle bir şartla geliyorlar; “Türkçe söylerseniz televizyona çıkarsınız” diye, fakat ben televizyona çıkmaya çok da hevesli değilim. Portekiz’de, İrlanda’da gazetecilerle yaptığım röportajlarda bu konulara değindiğimde biraz tuhaf oldular. “Türkiye’de basın özgürlüğü yok mu?” Diye sordular. Türkiye’de her bireyin bir yasası var, çünkü Türkiye pek çok kimliğin, düşüncenin yaşadığı bir yer, onun içinde herkes kendi kafasında bir yasa var.

»Gittiğin yerlerde aldığın tepkileri nasıl karşıladın?

Yabancılara yönelik verdiğim konserlerin hepsinden çok memnunum, çünkü önyargısızca gidip şarkı söylüyorsun, hiçbir şey düşünmüyorsun, şuradan bir slogan mı gelecek, şuradan birisi konseri provoke mi edecek, ya da şuradan birisi farklı bir tepki mi gösterecek diye bir düşüncen yok. Oradaki insanlar müzik dinlemeye geliyorlar, kafasında hiçbir önyargı olmadığını hissediyorsun ve gerçektende yaptığın işin zevkine varıyorsun, yaptığın işi daha çok seviyor, gözünü kapatıp sadece müziğe kendini kaptırıyorsun. Genelde kiliselerde, katedrallerde verdiğim konserlerden çok zevk aldım, çünkü akustik olarak beni çok tatmin ediyor. İrlanda, Paris, Singapur, Portekiz ve Yunanistan konserlerimiz çok iyi geçti. Çok güzel konser salonları var ve dinleyiciler çok iyi. Genellikle dünya müziğini bilen, takip eden kişiler konserlerime geliyor.

» Seni Kürt müziği yapmaya iten nedenler nelerdi? Kimlerden etkilendin?

Yaşlılardan, Dengbejlerden etkilendim ve hala da onlardan etkileniyorum. Ben daha çok geçmişe dönük birisiyim. Aslında ileriye gidiyorum, ama ruhum geriye dönüyor. Geriye dönmesinin sebebi de benim orada yaşadıklarım, bıraktıklarım, Dengbejlerimdir. Çünkü oradan besleniyorum.
» Kürt müziğinin gelişimini nasıl görüyorsun?

Kürt müziğiyle ilgili bir gelişim göremiyorum. Neden göremiyorum, çünkü Kürt müziğini finanse eden bir sektör yok ki, bir gelişim olsun. Kürt müziğiyle ilgili yatırımlar yapılmıyor, Kültür Bakanlığı bu anlamda destek olmuyor. Kürt müzisyenler kendi çabalarıyla, ancak bireysel çalışmalar yapıyorlar, ama o da bir yere kadar. Albümü çıkartırsan o albümle ilgili bir tanıtım yapılmıyor, küp çekiyorsun ama televizyonlarda gösterilmiyor, konser yapılacak, ya yasaklanıyor ya da gerekli sponsor bulunamıyor. Kürt müzisyenler biraz zor durumda, destek olunursa, önü açılırsa ve Türkiye’de daha farklı bir bakışla yaklaşılırsa o zaman görebiliriz Kürt müziğinin nereye doğru gittiğini. Buna rağmen çok iyi çalışmalar da var.Zaman zaman dünyanın halini düşünüyorum
» Hayatta en çok neden etkilenirsin?

Küresel ısınma, dünyada ki savaşlar, nükleer bombalar bu tür şeylerin önüne geçmek insanların aklına gelmiyor.Dünya elden gidiyor, acaba, ne kadar ömrü kaldı diye düşünüyorum zaman zaman.
» Fobilerin var mı?

Uçaktan çok korkuyorum. O kadar çok uçmama rağmen bu korkuyu atamadım. Hostes konuşmaya başladığında korkum da bir o kadar coşuyor. Fransa dönüşünde uçağımız bir boşluğa girdi, o zamandan beri korkuyorum.
» Kimleri dinlersin?

Bu aralar kendime yönelik çalışmalarım olduğu için Klasik Kürt müziğini dinliyorum.
» Sinemayla ve film müzikleri ile aran nasıldır?

Benim için bir filmde gerçekçiliğin de olması gerekiyor. En son Kürt sinemasından “Yarım Ay” filmini izledim. “Gladyatör” filminin müziğini eskilerden Çingeneler Zamanı filmini ve müziklerini çok beğendim. Türkiye’de “Yazı Tura”, “Eşkıya” filmlerinin müziklerini beğendim.
* * *
DTP’nin Meclis’e girmesi geç kalınmış bir şey» DTP’nin Meclis’e girmesini nasıl değerlendiriyorsun?

Çok güzel hatta geç kalınmış bir şey. Artık Kürt sorununun mecliste de tartışılması, temsiliyet bulması demokrasi adına sevindirici. Eğer daha önce meclise girselerdi, belki çok daha farklı bir noktada olmuş olacaktı, belki de birçok sorun çözülmüş olacaktı. Konuşmadan, bir şeyleri ortaya dökmeden kimse kimsenin derdini anlamıyor. Çok olumlu bir gelişme, umarım daha da iyiye gider. Kadın milletvekillerin olması ise çok daha olumlu bir gelişme, çünkü kadınların olduğu yerde daha çok iletişim, uyum söz konusu. Daha barışçıl ve samimi yaklaşımları olduğu için kadınların mecliste olması gerektiğine inanıyorum.

»Son günlerde özellikle TTK başkanının açıklamaları gerginliğe neden oldu. Sen nasıl karşıladın bir Alevi Kürt olarak?

Kürt Aleviler Ermeni olabilirler. Kimin nereden geldiği? aslında ne olduğu? Bence çok önemli değil önemli olan bireyin ya da toplumun kendisine kabul gördüğü, barışık olduğu ve istediği kimliktir. Ben bir Kürt Alevi olarak Ermeni olabilme ihtimalinden rahatsızlık duymuyorum ama bu kimliklerin herhangi birine sahip olmayan TTK başkanı neden rahatsız oluyor bunu anlayamıyorum?

(Birgün)

179

 “Evet Kafkasya’da yaşayan Kürtler genelde Kürt klasiklerine meraklıdır. Aslında bu onların Kürt kimliklerine olan bağlılıklarından kaynaklanır… 1973’lerde ise hepimiz için Rock özgürlük demekti. Bir yandan Rock dinlemek, diğer yandan da Kürtlüğü sevmek ikisi birleşince ortaya Kürt Rock’ı çıktı.”

Kürtlerin susturulmak istendiği, Kürt kültürünün sınırlandırıldığı, Kürt müziğinin ise daha çok mahalli ortamlarda korunduğu bir dönemde bir grup genç Kürt Rock müziği yapmaya soyundu.

Kafkaslar’da sürgünde yaşayan Kürt gençlerinin bir araya gelerek oluşturdukları Kürt Rock grubu ‘Wetan’ın öyküsü, tüm imkansızlıklara rağmen başarıyı anlatan bir ders niteliğinde.

“Kürtçe’ye ve rock’a olan sevgimizi birleştirdik ve ortaya Kürt rock müziğini çıkardık” diyen Kerem Gerdenzeri, Wetan grubunu, bir plak yapmak için verilen 10 yıllık mücadelenin hikayesini ve sonunda ilk Kürtçe rock plak olan ‘Azadi’yi nasıl çıkardıklarının hikayesini anlattı.

Müziğe nasıl başladınız?

Belki Kürtler üzerindeki tarihsel baskıdan, belki de özgün olarak Sovyet döneminde Kürtlere yönelik sürgün ve baskı politikalarından olsa gerek. Müzik Kafkas Kürtleri için kendilerini ifade etmenin en önemli yolu. Bu yüzden klasikler çok uzun süre Kürdistan’daki dağlık bölgeler kadar Kafkasya ve Orta Asya Kürtleri arasında da korundu.

Ben de böyle bir zeminde doğduğum için müziğe olan sevgim çocukluktan başlar. Bu yüzden de daha on yaşımdayken babama müzik öğrenimi yapmak istediğimi söyledim, o da beni Tiflis’teki bas-gitar eğitimine gönderdi. Orada gitar eğitimi alarak müziğe başladım.

Neden Rock ve nasıl bir Kürt Rock’ı diye sorsak?

O dönem şunu düşünüyordum, eğer ülkede olsam belki de silah alır dağa falan çıkardım, yani özgürlük arayışım çoktu. Ama silah alıp dağa çıkacak bir zemin olmadığından gitar çaldım. Çünkü Kürt olduğumuzu uzakta işgal altında bir ülkemizin olduğunu biliyor ve kendimizi yaşadığımız yerlerde yabancı hissediyorduk.

Yani o dönem Kafkaslar’da insan gerçek bir sürgün psikolojisi hissediyordu. Özellikle de gençtik, derin çelişkiler yaşıyorduk ve özgürlük arayışındaydık. Zaten bu çelişkiler Kafkas Kürtlerinin asimilasyonunu engelliyordu, ama onları huzursuz da kılıyordu.

Evet Kafkasya’da yaşayan Kürtler genelde Kürt klasiklerine meraklıdır. Aslında bu onların Kürt kimliklerine olan bağlılıklarından kaynaklanır.

Benim aklıma nerden geldi derseniz tabii zamanlama önemli 1973’lerdi ve deyim yerindeyse ben o dönem çiçeği burnunda bir delikanlıydım. Rock, Pop gibi müzik türleri daha yeni sayılırdı ve tüm gençlerin, dolayısıyla bizim de ilgimizi çekiyordu.

Her yerde Beatles ve The Papa rüzgarı esiyordu. Hepimiz için Rock özgürlük demekti. Bir yandan Rock dinlemek, diğer yandan da Kürtlüğü sevmek ikisini birleşince ortaya Kürt Rock’ı çıktı.

İlk Kürt Rock grubu Wetan’a gelmek istiyoruz Wetan nasıl ortaya çıktı?

Yukarda belirttiğim duygularla gitarımla Rock çalıyordum, daha sonra bu türe ilgisi olan bir arkadaş topluluğumuz oluştu. Birlikte müzik yapmaya başladığımız bu arkadaş grubu ile 1973’lere geldiğimizde grup olduk. Biri Ermeni üçü de Kürt olmak üzere, 4 kişilik bir grubumuz oldu. Baterist Rafik Rafael Şamil, Gitar Ömer Sebri Recep, Org Liwan Şahbazyan ve yine gitarist solistliğini ben yapıyordum.

Grubumuza Wetan ismini ülkemize olan bağlığımızın ifadesi olarak koyduk. Böylece grubumuz kuruldu. Önceleri halk arasında kendi ortamımızda söylemeye başladık. Daha sonra müziğimizi farklı ortamlara da taşırmayı başardık.

Müziğe gelirsek, ilk Rock müziği yapmak zor olmadı mı? Örneğin sözleri ve müziğiyle yeni bir tarza girişmek zor olmadı mı? Sözleri kim yazıyordu?

Bazı şarkıların sözlerini ben yaptım, Kafkaslar’da yaşayan Mikaili Reşit, Karlini Çaçan, Aliyi İsko, Ordixane Celil, Latifi Hüsret gibi Kürt aydın ve şairlerin şiirlerini kullandım. Bu şairlerimizden aldığım şiirlerin melodilerini gitarla çalışıyordum. Belli bir şekil aldıktan sonra grup içinde çalışıyorduk ve özellikle de müziğin son şeklini vermede Ermeni asıllı orgcumuzun önemli bir payı oluyordu.

Wetan grubu bazı ödüllerde aldı sanırım?

Biz daha çok Kürt gençleri içinde sevildik, tutulduk. Ama 1978’de Gürcistan’da bir müzik festivali yapıldı. Bu Festivale Wetan grubu da çağrılınca hepimiz çok sevindik. Sadece festivale katılmak bile grubun tanınması için büyük bir şanstı. Ve biz de iyi hazırlanarak çıktık. Buraya binlerce kişi katılmıştı ve içinde Kürtler de vardı. Festivale birçok Gürcü grubunun yanında Ermeni, Yunan, Azeri ve Rus grupları katılmıştı. Biz de sahneye çıkıp parçalarımızı seslendirdik. Büyük beğeni topladı. Festival Rock grupları için aynı zamanda bir yarışmaydı. Burada hiç beklemediğimiz bir sonuçla dereceye girdik.

Gürcü televizyonlarında naklen yayınlanan bu program bize olduğu kadar Gürcistan’da yaşayan Kürtlere de büyük moral verdi. Festivalden sonra da Gürcü televizyonları bizimle özel bir program yaptı. SSCB sistemine bağlı tüm ülkelerin televizyonları ilişki halinde olduğu için bu program tüm SSBC coğrafyasında yayınlanmıştı. Kürt Rock grubu herkese ilginç geldi.

Gelelim plak konusuna sanırım bir de plak var…

1980’lerde bir plak yapma fikri ortaya çıktı. En önemlisi de bunun için kendimize olan güvenimiz oluşmuştu. Ama bu plak fikrini anlatırken şunun da iyi görülmesi gerek, o dönem Kürtlerin bu günkü kadar kurumları ve desteği yoktu. Bu yüzden o dönem bir plak yapmak çok zor bir işti.

O zamanlar Gürcistan’da bu tür plakları yapan büyük Melodi firması vardı. Bu firma tüm SSCB’de örgütlüydü. Melodi firmasına gidip bu isteğimizi ilettik. Bize bunun için Gürcistan’daki Kürt kurumunun yazılı bir önerge vermesi gerektiğini belirttiler. Ama o dönemki Kürt kurumları bazı kaygılardan dolayı bu öneriyi yapmadı. Ama yine de biz firmaya giderek plak yayınlanmasa bile plağın fonogramını yapmak istediğimiz belirttik bunun için bize izin verildi. Plak yapıldı ama basılıp dağıtımı olmadı.

Yeniden Yapılanma Dönemi’nde (Prostroika), yani 89’larda Melodi şirketinin sorumlusu yapılan değişikliklerden sonra plağı çıkarmanın mümkün olabileceğini bildirdi. Biz tekrar plağı sunduk. Azadi plağı önce Gürcistan kompozitörler grubu tarafından onaylandı. Daha sonra da Moskova’ya gitti ve orda Sovyet kompozitörler birliği komisyonu tarafından onaylanınca basımına geçildi.

Evet o dönemler bir plak yapmak o kadar zor olmuştu, ama Azadi tüm zorluklara rağmen yayınlanmıştı. Ve tüm Sovyet cumhuriyetlerinde satışa sunulmuştu.

Bir küçük ayrıntı da, ilginçtir. Azadi plağı yayınlandıktan sonra komisyon gelirleri almamız için bize bildirimde bulundu. Ama 1990’lardı ve Halepçe Katliamı henüz olmuştu. Katliamda zarar görenlere yardım amacıyla Londra’da bir hesap numarası açılmıştı. Biz de plaktan gelecek gelirlerin bu hesap numarasına aktarılmasını istedik. Bu kararımız sonucu plağın üstünde “bu plaktan elde edilen gelir Halepçe’de zarar görenler için Londra da açılan banka hesabına aktarılacaktır” ibaresi yer aldı. Böylece 11 şarkıdan oluşan ilk Rock müziği plağı, anlamlı bir yer de edindi.

Çalışmalarınız daha sonra nasıl devam etti?

Kürt halkı örgütlendikçe her şey daha kolay oluyor. 1998’de Mir Müzik’ten arkadaşlar benim de kendilerine katılmamı istediler. Ben de bu teklifi kabul ederek Düsseldorf’taki bazı çalışmalara katıldım. İlk gittiğim yıl Azadi adlı kaseti çıkardık. Daha sonra Özellikle Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan’ın yakalandığı dönem, tüm Kürtleri olduğu gibi beni de derinden etkiledi. O dönemki duygusal atmosfer içinde Havar kasetini yaptım.

Daha sonra da ayrıca bazı şarkılarımın müziklerinin yer aldığı daha çok müziklerini kendi yaptığım bir estrümental çalışma çıkardık. Yine seçme bazı şarkıların yer aldığı kaseti Fransa’daki Master Lab Şirketi için uyarladım ve bu kaset de Paris’te çıktı. 

 

Gerdenzeri kimdir?

Kürt pop müziğinin ilk ustalarından Kerem Tahar Gerdenzeri 1952 yılında Gürcistan’ın Tiflis kentinde dünyaya geldi. Küçük yaşlarda bass-gitar okuluna gitti. 1974 yılında rock müzikle tanışan Gerdenzeri, 1976 yılında bir grup arkadaşı ile birlikte “Wetan” grubunu kurdu. Grubu için sözler yazdı. Gürcistan’da katıldıkları bir festivalle adlarını duyuran Wetan, 1979’da “Baê Paîzê” adlı plağı çıkardı. 1991’de Wetan grubu dağılınca Kerem T.Gerdenzeri Moskova’ya taşındı. 1998 yılında ilk solo albümü olan “Azadi”yi çıkardı. 2001’de ise “Hawar” albümünü çıkardı. Gerdenzeri daha sonra sırayla “Sitranên Kerem T. Gerdenzerî bi Orkestor (2001) ve “Sitranên hilbijartî ji alboman Kerem T. Gerdenzerî” (2002) albümlerini çıkardı. Beş çocuk babası olan Kerem Tahar Gerdenzeri hala Rusya’nın başkenti Moskova’da yaşıyor.

98

Aslında doğuştan müziğe bulaştım desem abartmış sayılmam! Bizim aile devrimci geçmişe sahip bir aile olduğu için ister istemez 80 dönemi yasaklarından etkilenmiştir. Dayımlar cezaevinde kaldılar. O dönemler ben küçüktüm hatırlıyorum evimize gelirlerdi hep türkü söylerlerdi. Devrim şarkılarıyla birebir tanıştım ve öyle büyüdüm. İlkokuldayken annem Şivan Perwer dinlemeye başladı bu sayede müzik kulağım gelişti. Olaylar Tuzlada gelişti…Bu sözlerin sahibi Ali Geçimli. Bir başka deyişle sevilen Kürt Müzik grubu Koma Agirê Jiyan’ın üç kurucusundan biri.

17 yaşındayken, 16 yaşındaki Şener Yıldız ve 21 yaşındaki Nail Yurtsever ile beraber grubu kuran Ali Geçimli 1975 İstanbul doğumlu. Kendi deyimi ile, Alevi olması nedeniyle türkülere yöneldi. Bir zamanlar Arif Sağ ve Belkıs Akkale dinledi. İlk önceleri Şivan Perwer müziği, uykusunu getiren bir müzikken sonraları annesinin dinlemeleri ve telkinleriyle dinleyip vazgeçemeyeceği müzik olmuş.

Ali Geçimli ile Koma Çepexçûr ile başlayıp Koma Agirê Jiyan ile devam eden müzik serüveni hakkında konuştuk… 
***
 
Müziğe bulaşman biraz da annen sayesinde olmuş. Sonrasında gelen yıllarda da bunun ürünü olarak bir grupla karşımıza çıkıyorsun 2 arkadaşınla beraber, öyle mi?
 
Evet öyle. Annem Bingöl yöresinin dengbêjlerini çok dinlerdi. Ahmet Bêrti ile beraber başka bir dengbêj daha vardı mesela. Hep onları dinlerdi. Bir de Şıvan Perwer’i dinler ve dinletirdi bana. Dengbêjlerle beraber dinlemeye başladım. Şivan Perwer daha modern geldiği için daha sıklıkla dinlemeye başladım. Sonra düğünlerde halay dengbêjleri vardı, köy dengbêjleri. Onları dinleyerek halay çekmeyi öğrendik. Zamanla stranları, kilamları falan öğrendim. Yeni ve eski şarkılar söylenerek düğünler icra edilirdi.
Düğünlere çıkmaya başladık. Ben, Şener Yıldız ve Nail Yurtsever grup kurduk. ‘Koma Çepexçur’ koyduk adını. Neden bu isim derseniz; 90 dönemi öncesi Koma Amed, Koma Serhad gibi bölgesel-yöresel gruplar vardı. Bizde Bingöl yöresinden olduğumuzdan, Koma Çepexçûr ismini uygun bulduk.
 
Koma Agirê Jiyan serüveninden bahsedelim istersen… Ne zaman, nerede ve kimlerden oluşarak kuruldu?
 
Biz zaten kurulu bir gruptuk. 1992 yılında Mezopotamya Kültür Merkezi’ne (MKM) geldik. O dönem Nikolai Ostrovski kitaplarını okuyordum. Ostrovski,  o dönemin  komünist bir Rus gerillasıydı. Savaşta ayaklarını kaybediyor. Lenin ona oturmasını söylüyor o da, ’hayır ben kendi  partim için, kendi mücadelem için bir şeyler yapmak istiyorum diyor. Ve adam ayakları olmadığı halde, bir çaba içerisinde kendi mücadelesi için direniyor.
Bu söylemimi ben birazda grupların parçalanması olayına söylüyorum.  Mesela ben tek kaldığım halde yine de; ‘Hayır Agirê Jiyan kurulduğunda benim ses rengim üzerinde kuruldu  ve bu ses rengi üzerinde Agirê Jiyan devam etmeli…’ Maalesef bütün gruplar yavaş yavaş dağılıyor. Tekrar toplanıyor, tekrar dağılıyor…  Bu Agirê Jiyan’da olmadı olmamalı. İşte Agirê Jiyan ismi bahsettiğim o yazarın kitabından geldi. Yani ‘Selam Yaşam Ateşi’ kitabından.  Yaşam Ateşî yanî Agirê Jiyan. Ne güzel oldu diye düşünüyorum. O zaman bu ismi ben koymuştum. İsimde oturdu diye düşünüyorum.

Bahsettiğin arkadaşlar da vardı tabii…

Evet Şener, Nail ve ben vardım daha sonra MKM bünyesindeyken Berivan geldi. Daha sonra Sozdar geldi. Daha sonra Ali Tanış geldi. Grup 6 kişi olarak devam etti. Ta ki ‘Adare’ kasedi çıkana kadar. Şener Adarê albümünden sonra ayrıldı. Hem eğitimi için hem de özel nedenlerden dolayı. ‘Hêlin’ albmüne doğru Nail ayrıldı. Şu anda eski grubu kuran arkadaşlardan, kuruculardan, eski elemanlarından bir tek ben varım. Bir de Ahmet  Tabar var. O da 10 yıllık Agirê Jiyan elemanı ve emekçisi.
O zaman bu konuyu şöyle toparlayalım. Kuruluşundan bu yana emek veren elemanlar kimler?
Nail yurtsever, Şener Yıldız, Ali geçimli, Berivan Okçuoğlu, Sozdar, Ali Tanış… Bu arkadaşların kurulma dönemlerinde emekleri oldu. Daha sonrasında gelen arkadaşlar var. 1997 gibi Ahmet Tabar gruba katıldı. Bağlama çalan arkadaşımız Bülent Yıldırım geldi. Meral de son 1 yıl içerisinde bize katıldı, son albümde bizimle birlikte oldu. Sonrasında gelişen süreçle ilgili koşullardan dolayı da bizde kendi stratejimizi geliştirerek, kendi koşullarımızı değerlendirerek daha farklı bir çizgi yoluna gittik.
Şu an kaç kişiden oluşuyor Koma Agirê Jiyan?
Şu an 6 kişiden oluşuyor. Ben, Ahmet Tabar gerisi de yeni katılan arkadaşlar…

 
 
O zaman şunu diyebiliriz; Ali Geçimli grupla beraber büyüyor. Dönüp baktığımızda ömrünün yarısı grupla geçmiş ne de olsa…
Hakikaten öyle! 17 yıldır müzik içerisindeyim. Dolayısıyla grubun da 17 yıllık bir geçmiş var.
 
Uzun süredir grubun içerisindesin. Zorlandığınız zamanlar olmuştur elbet. Çok zor ve sıkıntılı günler geçirdiğinize şahit olanlardanım. Biraz anlatır mısın o sıkıntılı dönemleri…
Biliyorsun 90’lı dönemlerde de Kürt müziği yapıyorduk ki o zamanlar değil Kürt müziğini yapmak, dışarıda Kürtçe konuştuğumuz zamanlarda bile insanların tepkisini çektiğimiz bir dönemdi. Bunu herkes yaşadı. Sadece Kürtçe konuştuğu için otobüsten indirilen yolcular, Kürtçe kilam söylediği için dayak yiyen işçiler… İşte bu dönemlerde biz sahne alıp kilamlarımızı-stranlarımızı söylüyorduk. Sahneden gözaltına alındığımız çok zamanlar oldu mesela. Sahneden birçok kez indirildik. Anlatmakla bitmez…  Musa Anter Barış Otobüsü döneminde Diyarbakır’a gitmek için bir otobüsteydik.  Yurt dışından gelen İtalyanlar, Almanlar, oranın devrimci komünistleri bu oluşumda yer almışlardı. O zamanlar sanki bizler tank, tüfek, top taşıyorduk otobüs içerisinde. O gözle bakılıyordu.  Halbuki bizler etten kemikten insanlardık! Demek ki düşüncelerimiz o kadar ağır geliyordu. Yol kenarları askeri mevzilerle donatılmıştı. Askeri tanklar vardı. Geçtiğimiz yerde askerler siper almıştı. Çok zor şeyler gördük. Oraya gittiğimizde hiç unutamıyorum. Her insanda, sanki oraya  bir ülke götürüyormuşuz, barış götürüyormuşuz, savaş bitecekmiş gibi bir hava vardı. Ama birçok insan gözaltına alındı, kaba kuvvete uğradı ve bizler bunları gördük ve yaşadık. O dönemlerde yaşadığım en büyük en farklı hislerimden biriydi…
Bu zorlukların bir de ekonomik boyutu var tabi. Sizin de mesela bilet parası bulamadığınız zamanlar oldu mu?
 
Olmaz mı?!. Mesela biz Adarê albümünü çıkarmıştık, albüm 600-700 bin satmıştı ve o dönemde kültür merkezinde olduğumuz halde koltuklarda yatıyorduk, Kürt ailelerin evinde kalıyorduk. Trene kaçak bindiğimiz çok zamanlar oldu. Ve ben şunu düşünüyordum; 600 bin albüm satmış biriyim ve trene kaçak biniyorum!.. Nasıl bir duygu? Çok enteresan değil mi? Ne içindi?, elbette ki kendi kültürüm, kendi dilim içindi ve bu benim tercihim ve  seçimimdi. Pişman mıyım? Değilim! Hiçbir zaman pişman olmadım. Ama o dönemlerden bu dönemlere baktığımızda çok şey değişti. Şimdi artık bazı şeyleri belirtmemiz çok abes, çok tuhaf kaçmıyor insanlara. Ki o zamanlarda öyle gerekiyordu ve öyle yaşıyorduk. Şimdi biraz farklı tabii.
 
En çok organizasyona katılan grupların başında geliyorsunuz. Yurtdışında nerelere kadar gittiniz?
 
Çok gittik ve etkinliklere katıldık. Avrupa’da hemen hemen bütün ülkelere gittik. Britanya’ya, İskandinav ülkelerine gittik. Rusya ve Ermenistan’a hiç gitmedik. Bu sohbet vasıtasıyla belirtelim; bir organizasyon olursa, çağrılırsak gitmeyi çok istiyoruz. Orada da  çok fazla insanlarımızın olduğunu, bizim kitlemizin olduğunu biliyoruz.  Ama şu ana kadar öyle bir organizasyon hiç olmadı. Önümüzdeki, ay Amerika ve Kanada’ya gideceğiz.
 
Hangi ülkelerdeki Kürt dinleyiciler sizi daha çok etkiledi?
Şüphesiz Avrupa’daki Kürtler içinde en çok Almanya’dakiler etkiledi. Çünkü birçok kürdün göç ettiği yer Almanya. Göç etme nedenlerinden biri de ekonomik. Tabi ki siyasal olanlar da çok fazla. Gittiğimizde büyük bir kitle ile karşılaşıyoruz. İlk kez 1998’de gittik. Köln stadyumu tıklım tıklımdı. Çok kalabalıktı. O kitle çok fazla geliyordu. Bir anımı anlatayım;
Biz Koma Çepexçûr döneminde Grup Yorum’un Ankara’daki bir gecesinde sahne alıyoruz.  Üç bin, beş bin kişilik bir yer. İlk çıktığımız bir yer. Ben, Nail ve Şener şalvar giymiştik, yöresel  kıyafetlerimizi kuşanmıştık. Ben ritim çalıyordum. Nur Sürer ile Orhan Aydın bizi anons etti. Ve biz ilk çıktığımızda  ellerimiz ayaklarımız titriyordu. Daha ben 17, Şener 16, Nail de 21 yaşında. Ve 3-5 bin kişilik yerdeki insanlar bizlere bir milyon insan gibi geldi. Çünkü ilk defa böyle kitlesel bir yerde sahne alıyorduk. Elim ayağım titriyordu çalamaz oldum. Üç parça söyledik. Salona çıktığımızda kimsenin sesi çıkmıyordu. Biz şalvarlarımızla çıktık ve sadece bir zılgıt sesi bizim elimizi ayağımızı çözdü. O anı hiç unutamıyorum. Düşünebiliyor musun? 3-5 bin kişilik bir ortamdan, Almanya Köln Stadındaki yüz bine yaklaşan ortamdaydık. Çok güzel duygular bunlar. Burada Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’nda da 5 bin kişinin karşısına çıktık, inan bana  bir milyon kişi gibi geldi. Coşku çok önemli. Sahne ile kitle arasındaki iletişim çok önemli. eğer biz o coşkuyu alabiliyorsak, o iletişimi sağlayabiliyorsak biz bir milyon kişiye konser veriyormuşuz hissine kapılabiliyoruz. Aslında Kürtlerin olduğu her ortamda coşku var. Bundan dolayı da genelde etkileniyoruz.
Çocukluğunu da sayacak olursak, ilk defa toplum karşısına çıktığın zamanı hatırlıyor musun? Tek başına böyle bir ilkin yoksa, grup olarak ilk defa nerede sahne aldınız?
İyi hatırlıyorum. İlk çıktığımız yer bir düğündü. Üç kişiydik. İçmelerdeki mahallelerde sürekli düğünlere çıkıyorduk ama  dışarıda ilk kez Gebze de bir düğüne giidip söyledik. O aralar Türkücü Celal Yarıcı gelin size kaset yapalım falan demişti. Tabii biz o dönemlerde ‘Koçero’ yu Kürtçe söylüyorduk o Türkçe söylüyordu. Siz Kürtçe söyleyin ben Türkçe söyleyelim yani düet yapalım demişti.
O zamanlarda da Kürtçe mi söylüyordunuz? Grup hiçbir zaman Türkçe söylemedi mi?

Evet Kürtçe söylüyorduk. Ve halen de sadece Kürtçe  söylüyoruz. Hiç Türkçe söylemedik. Sadece Ahmet Kaya anısına hazırlanan albümde bir eserini Türkçe seslendirdik. Başka da Türkçe söylemek istemiyoruz zaten…

Ahmet Kaya anısı için sanırım ‘Sevgili Ülkem’ albümündeydi seslendirdiğiniz eser…

Evet, Sevgili Ülkem albümünde ‘Başım Belada’ eserini seslendirdik. Dediğim gibi kendi albümlerimizde Türkçe söylemeyi düşünmüyoruz. Bizi dinleyen Türk kitlesi var, Rizeli,Trabzonlu, Hatay’dan Arap olan dinleyicilerimiz var. Biz sizi anlamıyoruz, müziklerinizi çok beğeniyoruz neden Türkçe söylemiyorsunuz diyorlar. Ama biz kendi dilimizde bu sanatı icra etmeye ve bu yolda yürümeye kararlıyız.

 
Tekrar Gebze’ye dönelim. Grubun ilk defa kendi mahallesi dışında sanatını icra ettiği güne. O günü bugün gibi hatırlıyor musun? O günkü ruh halini anlatmanı istiyorum ve söylediğiniz kilamlar hangileriydi?

Tabi hatırlıyorum. Hep yöresel köy ezgileri seslendirdik o gün. ‘Golê Da’, ‘Zer Mircan’ stranlarını o zamanlar da söylüyorduk. İsmini şimdi hatırlayamadığım bir çok ezgi daha vardı seslendirdiğimiz…  

Belki unutamadığın günlerden bir tanesidir o nedenle o anki ruh halini anlatmanı istedim…

Daha öncesinde de düğünlere çıktığım için farklı bir ruh hali içerisinde değildim. Bir balık, göl balığı yani tatlı su balığı gölden gökyüzüne baktığında, gökyüzünü sadece kendi çerçevesi içerisinde gördüğü kadar bilir. Bizde Kürtleri o kadar biliyorduk. Sonrasında ise çok az bir zamanda çok şey gördük, çok olayla karşılaştık. Dünyanın başka yerlerinde de olduğumuzu fark ettik. Soranice konuşan Kürtlerle, Yezidi Kürtleriyle başka diyarlarda tanıştık. Bundan dolayıdır ki her an farklı bir ruh hali olmuyor. Her zaman aynı güzellikte bir ruh hali işte. Kürtler devletleşmemiş olsa da, o dönemlerde, benim dünyamda devlet olgusu olduğu için ‘Azad e’ eserini yazdım.

Ali geçimli albümlerde kullanılan şarkılardan, ezgilerden hangisinin sözlerini, hangisinin müziğini yaptı?

Ben sadece ‘Azad e’ nin müzik ve sözünü yaptım-yazdım. Onun dışında Hêlin albümünde benim daha çok bestem var, Azad e benim bestem, Yeme Tore benim bestem, marş benim ve Bülent’in. Wa Av e’deki müzik benim.

Genel anlamda grupların avantajları ve dezavantajları nelerdir?

Biliyorsun, her müzik anlayışı her kafa farklı. Bir kişinin müzikal kalitesi gelişmiştir diğerinin gelişmemiştir, bir kişi sadece ses rengiyle kendini katar, diğeri bestesiyle kendini katar, biri müzik aranjesiyle katar kendini, diğeri enstrümanıyla. Grup olmak aslında farklı seslerden ortak bir ses çıkarmak anlamına gelir. Biz bunu başardık diye düşünüyorum ama şöyle başardık müzikal kalitemizi insanlara sunarak başardık.

İnsanlar kendi müzikal kalitesini farklı noktalara götürmek istediklerinde, biz engel olmadık. Yani sen nerede ne yapmak istiyorsan, nereye ulaşmak istiyorsan bir başka arkadaş buna engelse önünde, kendini o şekilde  daha özgür ifade edeceksen, kimse kimsenin önünde engel olmak istemez tabii ki. Ondan dolayı da gruplar ister istemez dağılıyorlar. Kişilerin bireysel öne çıkma, kendini ifade etmek ya da ifade edememe problemlerinden dolayı gruplar dağılıyor. Biz gruba gelen arkadaşlara daha çok müzikal kalitesi, entelektüel birikim, araştırmacı yapı ya da  sanat anlayışı çerçevesinde bakar ve bu yönde bir yaklaşım sergileriz.

Sevgili Ali, gelecekte Koma Agirê Jiyan’ın dağılması gibi bir tehlike var mı?

Daha önce de söyledim, Agirê Jiyan grubu Ali Geçimli’nin ses rengi üzerine kurulmuş bir gruptur. (Gülerek) Ben kendi kendimi dağıtamayacağıma göre böyle bir tehlike de söz konusu değil…

Peki ileri bir aşamada Ali Geçimli solo bir albüm çalışması yapmak ister mi?

Böyle bir düşüncem yok…

Bir ara gruptan koptun. Neden?

Evet bir ara ayrı düştüm gruptan. O zamanlar özel bir problemim vardı. Evlilik ile ilgili bir problemdi. Yanlış anlaşılmasın,  ‘niye evleniyorsun!’ diye bir problem değil!.. Daha çok maddi bir durumdu. Açıkçası, dışarı çıkıp para kazanmam lazımdı. Çünkü evlilik ekonomiye dayanan bir şey

Haklısın. Ne kadar ayrı kaldın peki?

İki yıl kadar. O iki yıl içerisinde  Merwan gruptaydı. Ben geldiğim zaman arkadaşların yoluna engel olmamak adına gruba devam etmek istemedim. MKM bünyesinde çalışmalara farklı bir yoldan devam etmek istedim. Siz böyle devam edin dedim. Ayrı olduğum zamanlarda başka bir grup kurmuştum. Dışarıda çalışıyordum.

O zaman da Kürtçe söylemeye devam mı ettin?

Tabii Kürtçe söyledim. O zaman da Türkçe söylemedim. Sonra gruptan arkadaşlardan teklif geldi. ‘Madem başka bir grupla kurumda çalışmak istiyorsun, gel sen bu grubun belkemiğiydin, burada çalışmaya devam et!’ dediler. Kabul ettim. Böylece tekrardan grupla çalışmaya devam ettim.

Hêlin albümünüz, Kürt müzik piyasasında son yılların önemli albümlerinden biri olarak kabul ediliyor. Farklı bir yeri var. Anlatır mısın ne kadar önemli Hêlin?

Biz Hêlin albümünü, Nail, Şener ve Ahmet gibi müzikten iyi anlayan arkadaşlarla birlikte yaptık. Yaptığım bu beste, benim için gerçekten çok önemliydi. O yüzden nasıl yapabilirim, nasıl ifade edebilirim düşüncesiyle insan kendi içindeki o duygu ile baş başa kalınca daha çok yoğunlaşıyor. O yoğunlaşma döneminde yaptığım bir besteydi. Ve bu yeni yaptığım beste coğrafyamızda, Türkiye’de herkesin hissedebileceği bir eser haline geldi. O yüzden de hem Kürtler açısından hem de Türkiye de yaşayan diğer insanlar açısından beğenilen bir parça oldu. Çok ses getiren ve tanınan bir parça oldu gerçekten de.

Söz yazarı Cemil Denli’ye ait. Sen besteyi yaptığında şiiri yazmış mıydı Cemil, yoksa önce besteyi mi yaptın? 

Cemil Denli, Hêlin bestesinin üzerine söz yazdı. Ve çokta güzel oturdu. Hatta nakarat bölümünün Hêlin’in annesinin ağzından olmasını istemiştim o zamanlar.

Sanırım en çok satılan albümlerin başında geliyor.

Evet! En çok korsanı çıkan albüm de diyebiliriz.

Bir ön araştırma yaptım. Kom Müzik yetkililerinden biri bana söylemişti, ‘en çok satılan albüm’. Şivan Perwer’den bile daha çok satan bir albüm…

Tabii bu benim için gurur verici bir durum. Ama kendimi asla Şivan Perwer ile müzik konusunda aynı kefeye koymam. O müzik ustası ve dehası. Ama biz Şivan Perwer gibi çok albüm yapsak belki de bizim de albümlerimiz o zaman çok satmazdı. Uzun süre dinlendiği için, korsanı en çok yapılan ve en çok satılan albümlerden biri oldu yıllarca. Halen de korsanlarını bulabilirsiniz piyasadan. 

Ne kadar sattı albüm?

Kesin olarak bilmiyorum ama bir milyon adet dolaylarında satılmıştır sanırım…

Oldukça büyük bir rakam…

Bunu sadece Kürtler almıyor dediğim gibi. Albümlerimizi Türkiye coğrafyasında yaşayan herkes dinliyor. Kürt bölgelerinde de çok fazla satan bir albüm ama orada korsan daha fazla maalesef…

Son yıllarda ‘Kürt Müziği oldukça dejenere oldu’ eleştirisi sıkça yapılır oldu. Bu konuda ne düşünüyorsun?

Haklı yönler var tabii ki. Piyasada kalitesiz ve Kürt Müziği ile ilgili o kadar kalitesiz şeyler yapılıyor ki haddi hesabı yok. Bu bizi üzüyor.  Kürtçe eserler Türkü barlarda içi boşaltılarak, ezgi ve sözler yanlış ve bilinmeden söylenerek çalınmaya başlandı. Biz bunun da elbette ki karşısındayız. Bu olayın bir boyutu. Farklı bir boyut ise şu; biz müzikal anlamda batıya açılmanın dejenere mantığı olduğunu kesinlikle kabul etmiyoruz.

Batıya açılma farklı bir boyut tabii ki. Benim söylemek istediğim, Kürtçe söyleyen ama Kürtçe bilmeyen bir sürü sanatçı var bu bile bir dejenere örneği değil midir? Söyleyeceği kilamın-stranın-ezginin sunumunu dahi Türkçe yapan sanatçılarımız az değil…

O konuda elbette ki sana hak veriyorum. Elbette ki bir Kürt sanatçısı söyleyeceği parçanın sunumunu da Kürtçe yapmalı. Ve biz bunu elimizden geldiğince yapıyoruz. Ama bazen hiç Kürtçe bilmeyen arkadaşlar oluyor. Gelip bizi dinlemek istiyorlar. Biz de sunumu Kürtçe ve Türkçe yapıyoruz o zamanlar… Kendimizi karşındakine anlatabilmek adına bu gerekiyor bazen.

Hêlin klibinin TRT’ye başvuru isteği vardı bir ara. Sonrasında neler oldu?

Bizim Boğaziçi Üniversitesi’nde okuyan arkadaşlarımız vardı. Onların TRT içerisinde çalışan hocaları vardı. Bu arkadaşlar üzerinde gelişen bir durumdu daha çok. Bizlere şu an bir Kürtçe klip yayınlayamayacaklarını ama altyazılı olarak sunarsak gösterebileceklerini söylediler. Bu parçada siyasi bir yasak söz konusu olmadığı halde, böyle bir şeyi kabul etmedik.

Ali Geçimli, teşekkür ederim bu sohbet için. Koma Agirê Jiyan’a çalışmalarınızda başarılar dilerim…

Böyle bir fırsattan dolayı sana ve Kurdshow ailesine başarılar diliyorum…

Salihê kevirbiri
kurdshow dan alınmıştır

35

Kejê’nin sağlam müzikalitesi var
Yeni albümü “Kejê”yle Kürt müziğine sessiz bir üslupla iyi bir eser kazandıran Yekbûn, altyapısı sağlam, müzikal kalitesi yüksek bir çizgiyle yoluna devam ediyor. Yazıp bestelediği yeni şarkılarıyla beraber başka sanatçılardan da yeni eserler alan Yekbûn, albümde iki tane Türkçe şarkıya da yer vermiş. .

Kendi albümünün ve başka sanatçıların albümlerine de aranjörlük yapan Yekbûn, kadın olmasının verdiği dezavantajlardan da yakınıyor. Metropol Müzik’ten çıkardığı yeni albümüne önümüzdeki dönemde tanıtım için bazı aktiviteler gerçekleştireceğini söyleyen sanatçı, yaptığı müzik tarzını da pop olarak değerlendiriyor. Aynı zamanda ilk ve yeni albümü arasında çok farklar olduğunu, özellikle müzikal anlamda belirgin noktaların olduğunu dillendiren Yekbûn, altyapı çalışmasından repertuara kadar pek çok gelişmeler sağlandığını belirtiyor. Yekbûn’la yeni albümü “Kejê”nin müzikalitesini, kadın sanatçı olarak yaşadıklarını ve icra ettiği müzik türü ile ilgili konuştuk

– Yeni albümünüz “Kejê”nin öyküsü nedir ve ne zamandan beri çalışmalarını sürdürüyorsunuz? Zorlukları v.s’leri var mı? Varsa ne tür zorluklar yaşadınız?

– İlk albüm çıktıktan hemen sonra bu albüme başladım. Bu zamana kadar albümün çıkacağı şirketten tutunda repertuara kadar, kayıtlar, çalgıcılar derken bu zamana kadar devam etti. Ama stüdyo çalışması bir yılı buldu. Sonra Metropol Müzik’le anlaştım ve albümü çıkardım. Fakat belirli bir anlaşma söz konusu değil. Gerek görmedik böyle bir anlaşmayı yapmaya.

– “Kejê” albümünün müzikal altyapısına nasıl başladınız, ne kadar zamanda hazırladınız ve kimlerle çalıştınız?

– Albümün müzikal alt yapısı; Dört şarkıyı kendim yazdım ve besteledim. Aytekin Ateş daha önce Kardeş Türküler’le çalışıyordu. Albümde birkaç şarkıya müzik yaptı. Nail Yurtsever’in de çok emeği ve çalışması oldu albüme. Albümde 2 tane Türkçe şarkı var. Benden Türkçe şarkı çok istendi. Aslında albüm biraz geç çıktı. Ve sessizce çıktı. Ben altı aydır albümün çıkmasını bekliyordum. Hazır olmasına rağmen bekletiliyordu. Bazı yasal prosedürler uzadı. Bende de bir hazırlık olmadı. Bir klip çektik. Yayınlanması için de pek çabam olmadı. Albüm tanıtımı için bir gece düzenlemeyi düşünüyoruz. Fakat korsan yüzünden birçok albüm boşa gidiyor. Şirketler yeni yetenekleri görmüyor, yatırım yapmıyor. Bu durumda sanatçının durumu daha da çok zorlaşıyor.

– İlk albümün “Nîrwana” ile yeni albümün “Kejê” arasında nasıl bir müzikal paralellik ve ya nasıl bir fark var?

– İki albüm arasında çok büyük farklar var. En önemlisi müzikal açıdan bir gelişme var. İlk albümde bir acemilik ve olgunlaşamama gibi bir durum vardı. “Kejê” albümü daha sağlam; Gerek okumalar, gerek ses açısından daha olgun diyebilirim. Sesimi daha faklı, daha iyi kullanabildiğime inanıyorum bu albümde. Düzenleme ve maddi açıdan daha rahat davrandık. Ama ilk albümün yeri de çok ayrı benim için. İlk albüm de kendi zamanı ve kendi durumuna göre çok iyiydi diyebilirim.

– “Kejê” albümünden ne tür beklentileriniz var?

– Aslında çok büyük beklentilerim yok. Sadece insanların bu albümün nitelikli olduğunu görmelerini ve ya iyi bir iş çıktığının söylenmesi beni mutlu edecektir. Onun ötesinde pek bir kaygım yok. Maddi açıdan düşünseydim çok daha farklı bir albüm olurdu. Kaliteli bir albüm ve kaliteli müzik dinleyenlere göre olduğunu söylemeliyim. Albüm kendisini anlatacak bence. Biz albümü çok satsın diye yapmadık. Kürt müziğine kaliteli bir albüm hediye etmek istedik.

– Kendi tarzınız ne diye sorsam…? Ve ya yaptığınız müziğin türünden bahseder misiniz?

– Ben pop müzik yapıyorum. Biz çağdaş müzik yapıyoruz. Eğer ki etnik enstrümanlar kullanıyorsanız ve o değerler üzerine kuruluysa o zaman halk müziği ve ya gelerî müzik yapıyorum diyebilirsiniz. Ama Batı enstrümanları kullanıyorsanız o zaman etnik müzikten çıkar. Örneğin; Kürt müziği icra edenlerin büyük bir çoğunluğu pop müzik yapıyor. Geri kalanlar da arabesk yapıyor. Örneğin, Kamkarslar gerçekten etnik müzik yapıyor. Ben popüler müzik yapıyorum. Sonuçta hoşuma giden her enstrümanı kullanıyorum. Bir kalıp içine sokmuyorum. Caz müziği yapıyorum demiyorum. Roc müziği yapıyorum da demiyorum. Gerektiği yelerde roc tınıları ve ya etnik tınılar da var. Bunların hepsini hissedeceksiniz albümü dinlediğinizde. Kulağıma gelen tüm tınılar müziğimde kullanabileceğim şeylerdir. Arayış içinde de değilim.

– Kürt olmanın ötesinde kadın sanatçı olarak günümüz toplumda yaşadığınız sorunlar var mı? Varsa nasıl sorunlar, biraz bahseder mi siniz?

– Erkek egemen bir dünya da yaşadığımız için, kadınlar her anlamda zorluklarla karşılaşabiliyor. Konsere gittiğiniz zaman, bir yolculukta, bir görüşmede ya da herhangi bir durumda kadın olma dezavantajınız var. Kadın sanatçı olarak iletişim sorunları yaşıyorum. Çünkü hep faklı bir gözle bakılıyor. Sonuçta kadınsanız bu toplumda her anlamda yanlış anlamalar, ikili ilişkilerde daha çok beliriyor. Cinsiyet anlamında kadın olarak sıkıntılar yaşadığım doğru. Sahnedeyken bir sorun yaşamıyorum. Sahnede çok farklı bir özgürlük var. Çok güzel bir durum diyebilirim. Sahnede hatırladığım kadarıyla çok sorun yaşamadım. Solist olarak bir kadın kabul edilebiliyor. Ama diğer yönüm olan aranjörlük pek kabul edilmiyor. Kadın sanatçılar çoktur. Ama kadın aranjörler olmadığı için bu durum biraz garipseniyor. Başta iş erkeğe gidiyor, işin sahibinin kadın olduğunu anladıktan sonra zorunlu olarak geliyor. Yani ikinci kişi olarak görülüyor. Bu psikolojik bir durum bence. Hep ikinci kişi olgusu var.

– Müzikal olarak dünden bugüne ne gelişti ne değişti yaşamınızda?

– Ailemde bir müzik bağı yok. 1990’da Koma Çiya’ya katıldık ablamla beraber. Bir düğünde tanıştık Koma Çiya’yla, sesimizi dinlediler ve öylece başladık. 1991’de Mezopotamya Kültür Merkezi açıldı. Grup oraya katıldı. 1997’ye kadar Koma Çiya’yla çalıştım. “Rozerîn” ve “Dîlana Bê Sînor” adlı iki albümümüz çıktı. Sonra gruptan ayrıldım. Konservatuar dönemim başladı. Müzik Öğretmenliği bölümünü bitirdim. Okulun bitimine yakın ilk albümüm çıktı. Bazı dizi müziklerinde ve Kürtçe albümlere vokallar yaptım. Diyarbakır’da bir müzikal oyuna müzik yaptım. Birkaç albümde aranjörlük yaptım. Ve bazı bestelerim değişik albümlerde okundu.

AYDIN ORAK -ANF

29

Kürt müziğinde yeni bir soluk: Hip Hop
Amerika’da 1970’li yıllarda kültürel bir akım olarak ortaya çıkan Hip Hop bugün artık Kürt müziğinde de yerini almaya başladı. İsveçli Serhado, ilk Hip Hop albümü ile daha şimdiden bu müziğe Kürtçe bir tarz kazandırmayı amaçlıyor. Hip Hop’un ‘serhıldan’ müziği olduğunu söyleyen Serhado, albümünde govend ile rap müziği buluşturuyor.

Hip Hop 1970’li yılların ortalarında Amerika’da kültürel ve sanatsal bir hareket olarak ortaya çıktı. Bazıları için bir yaşam biçimi bu. New York’un siyahi gettolarında çıkarak tüm dünyaya yayılan Hip Hop’un dört temel kültürel unsuru var: rap, grafiti, deejaing ve break dance. Bunlara diğer Hip Hop dansları ve sokak dili de ekleniyor. Hip Hop çoğu zaman rap olarak ifade edilse de aslında rap onun sadece bir biçimi.

HİP HOP’UN KÜRTÇESİ

Dünya genelinde özellikle gençleri cezbeden bu müzik Kürtçeye de artık yavaş yavaş girmeye başladı. Avrupa’nın bir çok ülkesinde Kürt gençleri hip hip müziğine ilgi duyuyor ve söylüyorlar. Son dönemlerde gençlerin dilinde olan Serhado’nun ‘lo dilo’ şarkısı Hip Hop’un Kürçe’sini biraz tanıtıyor. Kürtçe Hip Hop ile Kürt müziğine adımını atan Serhado, Kürtçe Hip Hop’un kendi başına ayrı bir akım olarak gelişmesini istiyor aslında. Bu da özellikle son dönemlerin Amerika’sında ‘isyancı’ özünü önemli oranda yitiren Hip Hop’a karşı bir tavır olarak dikkat çekiyor.

O yüzden Serhado kendi Hip Hop’una ‘serhildan Hip Hop’u’ diyor. 1984’te İsveç’in Stockholm kentinde doğan Midyadlı Serhado geçtiğimiz ay ilk albümü ‘’Xewna Jiyane’’ ile Kürt müziğine hatırı sayılır bir yenilikle girdi. 13 yaşında İsveç dili ile Hip Hop bestelemeye başlayan Serhado, o dönemdeki bestelerini anlamlı olmadığını ancak ilk albümündeki besteleri için çok çalıştığını söylüyor. ANF’ye albümü ve sanatı hakkında konuşan Serhado, ‘’13 yaşındayken bir grubumuz vardı. Lübnanlı biri vardı. Yeni başlamıştık, her şey üzerine söylüyorduk, boş şeyler. 16 yaşındayken, bir kaset yaptık arkadaşımızı için, tanıdıklara sattık kaseti. O albümde, şarkılarımızı iyiydi. Bir şarkının ismi ‘özgürlüktü’’ isveçceydi. Halen de onu söylüyorum’’ diyerek Hip Hopla nasıl tanıştığını anlatıyor.

ALTI YAŞINDA ELBİSELERİNİ TERS GİYDİ

Bir çok sanatçı gibi onun da ilk olarak etkilendiği isimler var. Serhado daha altı yaşındayken Amerika’da ortaya çıkan Kriss Kros onun etkilendiği sanatçı: ‘’Onlar elbiselerini hep ters giyerlerdi. Ben altı yaşındayken annem elbisemi ters giymeme izin vermedi. Ben de okulun tuvalet bölümünde elbiselerimi ters giydim. 6-7 yaşındayken Hip Hop söylemeye başladık.’’

Serhado ilk albümünü çıkarmak için birkaç yıldır bir yapımcı arıyordu. Hem Ortadoğu hem de Hip Hop’u tanıyan biriydi aradığı. Bu da kolay değildi. Albümünde Hip Hop ve Ortadoğu müziğini buluşturuyor, diğer bir ifadeyle Kürtçe ile Hip Hop. Bir yıl önce aradığı yapımcıyı buluyor ve yarım yıl boyunca albümü için çalışıyor. ‘’’İsveççe düşündüğüm için besteleri yapmam çok zamanımı altı. Bazen sabahladım aynı müziği çalarak’’ diyor Serhado.

İlk klipini ‘lo dilo’ şarkısı için yaptı. Albümünde toplam 12 eser var ve hepsi de kendisine ait. Zaten ona göre Hip Hop’çu kendi şarkılarını kendisi yazmalı. Albümünde kendisi ile birlikte altı kişi daha söylüyor: Xero Abbas, Hesen Şerif, Beytocan, Xeliya Şeker, Dilava Bingöl ve Sidar Yiğit.

‘Ew Çiye’ şarkısında kendisini ve Kürtçe Hip Hop’un ne olduğunu anlatıyor. Bu yüzden şarkısında ‘’Size fikirlerimi, duygularımı açıklayayım, örgütleyebileyim’’ diyen Serhado, ‘’Hip Hop bir histir ama en önemlisi sözlerdir. Benim fikirlerim ön plandadır. Bazı sanatçılar beste yaparken kendi duygu ve fikirlerini yerleştirmezler. Ben ‘Bı can bi xwin’ diyorsam bunu hissettiğim için söylüyorum. Hip Hop’ta içindekileri dışa vuruyorsun. Her şey açıktır, gizli bir şey yok’’ şeklinde konuşuyor.

Albümünde bir eserini ‘Gulen Gulistan’ isimi ile ezilen, baskı gören kadınlar üzerine yapmış. ‘Lo dılo’, Kürtler üzerindeki baskıyı anlatıyor. ‘Yade’ annesi üzerine yazılmış bir şarkı. ‘Nabinim’ da Xeliya Şeker ile söylüyor. Bu şarkı için ‘’Biraz da vicdanımdan çıkan bir şey. ‘Grane, Jiyan Gırane, derde me heye ez ji vi jiyane acizim’ Her insanın aynı zamanda bir derdinin olduğunu anlatıyor. Ancak bir başkasının acılarının daha ağır olduğunun unutulmaması gerektiğini dile getiriyor’ diyor.

AMERİKAN HİP HOP’U YERİNE KÜRTÇE HİP HOP

‘Ez Hatım’, Hip Hop’çulara yönelik eleştirilerini içeriyor. ‘Şere Hundire min’ şarkısını Xero Abbas ile söylüyor. Bu şarkıda bir aşk hikayesi var: ‘’Babası Mısırlı annesi İsveçli bir kız arkadaşım vardı. Dört yıl beraberdik. İsveç’te doğduğum için Kürt yönlerim zayıftı zaten, eğer onunla devam etseydim bu yönlerim ve belki ilerde doğacak çocuklar hiç Kürt olmayacaklardı. Orada bu durumu anlatıyorum.’’

Aynı zamanda albümün adı olan ‘Xewna Jiyan’ şarkısını Serhado, Hesen Şerif ile söylüyor. Ona göre bu şarkının üç anlamı var: ‘’biri isim olarak Jiyan’ı anlatıyor, ikincisi yaşamın bir rüya olduğu ve üçüncüsü her kesin bir hayalinin olduğunu anlatıyor.’’

Serhado, kendi müziği ile Kürtlerin özgülük mücadelesinde pay sahibi olmak istiyor. Ancak ikinci önemli bir nedeni de Kürtçe diline Hip Hop’un kazandırılması olduğunu söylüyor Serhado, ‘’bence Hip Hop’un da Kürtçesi gerekiyor. Neden gençlerimiz Amerikan Hip Hop’u dinlesin. Ben dilimizin her alanda kullanılmasını istiyorum.’’

HİP HOP DENGBEJLİĞE YAKIN

‘’Ben müziğimle çizgimi çizdim’’ diyen Serhado, adının yaşadığı mahallede Hip Hop’çu Serhado’ya çıktığını anlatıyor. Kürtçe de daha yeni yeni kendisini hissettirmeye başlayan Hip Hop, Serhado’ya göre aslında Kürtçe geleneksel müziğinden çok da uzak değil. Dengbej müziğine yakın olduğunu söylüyor. Bugün Hip Hop yapan Kürtlerin genellikle Mardinli olduğuna dikkat çeken Serhado, bunun kemençe kültüründen kaynaklı olabileceğini düşünüyor: ‘’Gerçek olup olmadığını bilmiyorum ama Mardin’den çok çıkmasını kemençeden kaynaklı olduğunu sanıyorum. Çünkü Kemençe Hip Hop müziğine çok yakın.’’

Hip Hop’un Kürtçesinin iyi başlangıç yapması gerektiğinin de altını çizen Serhado’ya göre Hip Hop bir ‘serhildan’ müziği. ‘’Kürtçe müzik zaten zulüm üzerine çok söyleniyor’’ diyen Serhaho, ‘’Bizde ezilenlerin Hip Hop’una da ihtiyaç var ve ben de bu yönlü söylüyorum’’ ifadelerini kullanıyor.

GOVEND VE HİP HOP BİR ARADA

Kendi müziği ile Batı Hip Hop’u arasındaki farkı ise şöyle dile getiriyor: ‘’ Ben kütçe müziği çok dinliyorum. Amerikan Hip Hop’unu dinlemiyorum. Ama Amerikalılar arasında sözleri gerçekten anlamlı olan ve her söylediğinin bir derinliği oları dinliyorum. Mesela Kürtçe’de de Beytocan’ı. Bakın ortaya böylece Lo dılo şarkısı çıktı.’’

Serhado üzerinde çok sayıda müzik ve sanatçının etkisinin olduğunu ifade diyor. Nitekim albümüne de bu yansıyor: ‘’Mesela govend var albümümde. Çünkü ben bu müziği seviyorum. Bu Hip Hop’un Kürtçesidir.’’

Serhado, Hip Hop’un bununla sınırlı kalmasını istemiyor ve daha da geliştirmek istediğinbi söylüyor. Diğer bir ifadeyle ‘’Kürtçe Hip Hop tarzını çok değiştirmek istiyorum’’ diyor.

Hip Hop’ta en çok Fransız tarzını sevdiğini söyleyen Serhado, kendi tarzının da yeni olduğunun altını çiziyor. Bu yeniliği ‘’Kürtçe hiphopun yeni bir ses olmasını istiyorum’’ şeklinde dile getiriyor. Bir çok sanatçı ile söyleyen Serhado, Hip Hop ile arabeski ise yan yana getirmeyi düşünmüyor. Zira ona göre arabesk negatif bir müzik, içinde umut yok. Hip Hop ise sokak müziği ve bu yüzden sokaktaki halka umut vermesi gerekiyor.

Serhado ilk büyük konserini de Kızıltepe’de Newroz kutlamasında sahne alarak verdi. İlk kez böyle görkemli bir sahnede yer aldığını belirtiyor. Serhado’nun en büyük hayallerinden biri kemençe ile bir şarkısını söylemek…

CELİL DEMİRALP-ANF

36

Şoreş: Varoşların dilini caz ve blues ile buluşturduk  
Kürtçe, Türkçe iki dilde de şarkı söylüyorum. Kasetimde bir tane Türkçe parça var, diğer parçaların hepsi Kürtçe. Çalışmalar genel olarak rock, caz, blues ağırlıklı. Yani batı ağırlıklı enstrümanlarla Kürtçeyi birleştirip ortaya bir sentez çıkarmak istedik     

Kendinizden biraz bahseder misiniz?

1978 Diyarbakır doğumluyum. İlk, orta ve lise öğrenimimi Diyarbakır’da yaptım. Daha sonra Yüzüncü Yıl Üniversitesi Müzik Eğitimi Bölümü’nü kazınıp Van’a geçtim.

Müzik yaşamınıza nerede başladınız?

Müzik yaşamıma daha önce Medya Kültür Organizasyonu Derneği adı altında bir kurumda başladım. Daha sonraları Dicle Sanat Merkezi (DSM) bünyesinde çalışma yapan Koma Dengê Aşitî’de çalıştım. Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nde Müzik Öğretmenliği bölümünü bitirdim.

Kürt müziğinin çeşitli versiyonları var. Sizin yaptığınız müzik hangi gruba giriyor? Sadece Kürtçe mi söylüyorsunuz? Biraz da kasetinizdeki şarkılardan bahseder misiniz?

Aslında Kürtçe, Türkçe iki dilde de şarkı söylüyorum. Kasetimde bir tane Türkçe parça var, diğer parçaların hepsi Kürtçe. Çalışmalar genel olarak rock, caz, blues ağırlıklı. Yani batı ağırlıklı enstrümanlarla Kürtçeyi birleştirip ortaya bir sentez çıkarmak istedik. Örneğin, kasete adını veren Fiskaya parçası, Blues tarzında “Diyarbakır Türkçesi” ile harmanlayıp ortaya çıkardığımız bir parça. Bir de ‘Hemdila’ diye Kürtçe bir parça var, bir gencin varoşlardan İstanbul’a gidip, orada şaşaalı bir hayat bulma peşindeyken düştüğü çok kötü durumları anlatan mizansel ve traji-komik bir parça var. Kasette Fiskaya dışında bütün parçalar Kürtçe.

Peki, Kürtçenin önündeki yasakların nispi olarak kalkması ile birlikte bir Kürtçe kaset furyası başladı. Siz yapılan bu kasetleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Kalite açısından, nitelik açısından nasıl buluyorsunuz?

Nitelik açısından aslında çoğu insanların duygularını sömürmeye yönelik, kalite açısından pek de kaliteli olmayan kasetler de var. Aslında benim kasetim de istediğim biçimde olmadı. Bundaki en büyük neden ekonomik nedenlerdi. Çünkü Diyarbakır şartları altında yapılabilecek en iyisini yaptığıma inanıyorum. Evet, İstanbul’da da çalışmalarım oldu ama ağırlıklı olarak çalışmaları Diyarbakır’da yaptık. Bu çalışmalar çok da verimli oldu. Özellikle üniversite okuduğum dönemde Van’da yaptığımız çalışmalar olumlu tepkiler yarattı. Dinletilerimize sürekli çok sayıda kitle toplayabiliyorduk. İnsanların ilgisi güzeldi. Biz de bu emeğimize sahip çıkmak adına, emeğimizin çöpe gitmemesi adına ve Kürdistan’da da bu tür çalışmaların devam etmesi için bir kaset çıkarmaya karar verdik. Özellikle kültürel açıdan zengin olan bu coğrafya da müzik adına, sanat adına bu tür çalışmaların devam etmesi gerektiğine inanıyorum.

Bundan sonraki çalışmalarınız nasıl olacak? 

Bundan sonra artık müzik çalışmalarım yeni bir boyut kazandı. Çünkü artık işin profesyonellik boyutu devreye giriyor. Ben Ankara’da yaşıyorum. Ankara’da beraber müzik yaptığımız müzisyen dostlarımızla beraber, Kürt müziğini en iyi şekilde insanlara sunmaya çalışacağız. Ben kişi olarak, almış olduğum eğitimi de müziğime katarak Kürt müziğini ileriye taşımak istiyorum.

İlk kasetinizi çıkarttınız. Bu kasetten ve dinleyici kitlesinden beklentileriniz nelerdi?

Aslında biz, kendi duygularımızı paylaşabileceğimiz bir kitle yaratmak istedik. Yani kendimize has bir kitle yaratmak istedik. Amacımız kendi potansiyelimizi oluşturmak ve bundan sonraki süreçte o kitleye hizmet etmek, o kitleyi geliştirmek.

Sizce Kürt müziğinin önündeki engeller, sıkıntılar nelerdir?

Kürt müziğinin önündeki en büyük engel, öncelikle her yerde Kürtçe müzik yapamıyorsunuz. Dolayısıyla medya kuruluşlarında da kendinizi gösteremiyorsunuz.

Peki, son olarak Kürt müziğiyle uğraşan sanatçılardan örnek aldığınız var mı?

Daha önce grup olarak, ben Koma Dengê Aşitî de çalıştım. Gruplar içerisinde Koma Dengê Azadî’yi kendime örnek olarak aldım. Çünkü onları örnek alarak kendi müziğime bir yol çizdim. Kürt sanatçılarından da özellikle Şivan Perver ve Mehmet Atlı’yı çok beğenerek dinliyorum.

Biz de size bundan sonraki hayatınızda ve müzik çalışmalarınızda başarılar diliyoruz.

Teşekkür ederim. Bende sizlere başarılar diliyorum.

Fiskaya

Fîskayadan o yanî
Dîcle çayî dolanî
Îkîde bî pozilî
Pantorimin fermanî

Bî ayî îkî ayî
Ayîlar armut sayî
Teprenme ula kundir
Sator elîmden qayî

Ocaxtakî beroştir
Beroşin îçî boştir
Zibo’nin kefî xoştir
Çunkî qawat serxoştir

Baxçalarda eluce
Gel yanıma bu gece
Sen sator ol ben pîçax
Otirax şarap îçax

Awêle bax awêle
Xirnik yapişmiş têle
Yaw ma olîrmî bêle
Dînen îmanan söle

Adim Evdoş’tir benim
Qafam da xoştir benim
Gelen giden karîşî
Zar behtim reştir benim

Ûla yırtıx qablama
Yêter baxtin ablama
Walla gözun oyaram
Îçîne îsot qoyaram

Ûrfeqapî Enzele
Yorildim gîde gele
Ûla gameş bax hele
O ne raqraqtır êle

Hadê gene eyîsen
Belaş tirşik yîyîsen
Çaxtirmadan gulîsen
Sen ne anan gözîsen

Qûşbaz Evdo qelleştir
Hebeş oxlî hebeştir
Zaten dedesî keştir
Nenesî de şeşbêştir

Ûla yuzsuz çilaqa
Yeter bû qeder şaqa
Şaqalarin yuzunden
Oldim qlînîk waqa

Kerîze bax kerîze
Demir soxî prîze
Kerîzin kêş babasî
Gene gîrmîş qrîze

Way dede yirtix dede
Bedre bin^te erde
Eyiptir sölemesî
Hanê tûmanin nêrde

Oy nînnî kezep nînnî
Qirdoqeza böl bînî
Bînî bölmaxtan wazgêç
Qafama duştî sînî

Xeber vêrin babama
Pisîkler çıxmîş dama
Şatir Eyşo’nin oxlî
Firlamadır fırlama

Söz ve müzik: Mastafa Gazi 

Ropörtaj:Serdar Çolak: 
Diyarbekir.net

12

Sanatı örgütlemek lazım
Başta Koma Dengê Azadî, ardından Koma Amed ve şimdi Çarnewa’da müzikal hayatını sürdüren Serhat Karakaş, sıra dışı tarzı ve sahne performansıyla her zaman kendisinden müzik otoritelerince bahsettiriyor.         

Newroz programı için Türkiye’ye gelen sanatçı, yeni çıkan albümleri “Zîz” hakkında “Yeni, deneysel, olgun ve müzikal altyapısı güçlü bir albüm” diyor. Ahmet Kaya’nın “Arka Mahalle”(Taxa Jêrê) şarkısını “Zîz” albümünde Kürtçe okuyan ve “Onun vasiyetini yerine getirdim” diyen Karakaş’la yeni albümü, Kürt müziğinin gelişim sancıları ve sorunları, sosyal siyasal olguları konuştuk.

– Çarnewa’nın kendisine özgü bir tarzı var mı, değişik enstrümanları bir arada kullanıyorsunuz…

– Yıllarca bu işi yapıyorum, bu işin bir ismi yok. Dünyada birçok müzikal gelişme var, bu gelişmeler bir süre sonra endüstri haline geliyor ve diğer ülkelere yayılıyor. Caz, pop, rock, bluss bunlar kendi coğrafyalarında doğmuş ama sonra diğer coğrafyalara açılan birer tarz olmuş. Fakat bizim yaptığımız şu; İçinde Kürt motiflerini taşıyabilmek. Dünyadaki tüm gelişmelerin kullanım şekli diyebiliriz buna. Çünkü yıllarca yaptığımız şarkıların bazıları rock, bazıları etnik normunda. O yüzden yaptığımız tüm şarkılarda farklı denemeler var. Bunları yaparken çok sıradan bir rock tarzında değil de Kürt motifi, Kürt tadını da taşıyan şarkılar yapabilmek… Bu durumda ya enstrümanda ya da ses ve kendi yorumumuzu kullanıyoruz. Makamları değiştirmemeye çalışıyoruz. Bütün bunları yaparken bir süre sonra dünyanın dinleyebileceği bir tat alıyor. Bugünkü Kürt müziği icra eden müzisyenler, çok da dünyanın dinleyebileceği kapasitede eserler üretmiyorlar. Kürt müziğini bir bütün olarak düşünmek lazım. Dünyaya açılması için sadece Çarnewa ve ya başkası yetmiyor. Birçok müzisyenin bu konuda çalışma yürütmesi lazım. Bu konuda çaba sarf etmesi lazım ve kolay da değil. Çarnewa da öyle bir şey. Tek avantajımız tüm grup elemanlarının folklordan gelmesidir.

– Birçok Kürt sanatçısı, “Bizim bir tarzımız yok ve olması gerekmiyor” diyor. Sizin de öyle mi?

– Aslında tarzım yok demek, kimliksiz müzik yapıyorum anlamına gelmiyor. Dünyada her müzik tarzını yapan var. Ama Kürt müzik piyasasında insanların benim tarzım yok demesinin tek sebebi müziğin kendilerinin yapmamasıdır. Kendi müziğini yapan çok az sanatçı var. Bunlar, Çarnewa, Mikail Aslan, Metin-Kemal Kahraman ve Kamkar gibileridir. Diğerleri ise ya Türk ya da başka kişilerle çalıştıkları için onlar yapıyorlar. Yani aranjör hangi tarzda yapıyorsa öyle oluyor. Benim tarzım yok demesinin nedeni de oradan geliyor. Eğer kendileri yapıyorsa kendi müziğini tarif edebilir bizim gibi. Ben şimdi tüm albümlerimiz ile ilgili her şeyi sahiplenebilirim, çünkü hepsi grup üyelerinin yaptığı müziktir. Tabi herkesin öyle olma zorunluluğu yok, fakat ne yaptığını bilmesi lazım. Bizim en büyük handikaplarımızdan bir tanesi de şu; arabesk yaptığı halde, bu benim yaptığım Kürt halk müziği diyor olması. ‘Arabesk yapıyorum’ derse, hiç kimse bir şey demez ve hiçbir tartışma çıkmaz. Ama yaptığı müziğe Kürt müziği dediği zaman problem oluyor. Bu çok büyük bir iddia ve isimlendirmedir. Eğer yaptığın şey yanlışsa, başkalarını da yanlış yönlendirmiş olursun.

– Müziği icra ederken sizin için öncelik olan şey nedir? Yani kimlik mi yoksa müzik mi?

– Çarnewa’dan bahsediyorsanız, Çarnewa ayrı bir konsept. Çarnewa müziğini ben yapmıyorum. Bizde Merdan var, müziğimizi o yapıyor. Bizim grubun bir özelliği var. Biz daha çok müzik yapıyoruz. Daha çok halk türkülerini okuyoruz.

– Kürt müziğinde “söz” olgusu hala köylerle ve köy yaşamıyla ilgili, müzik ise şehir müziği. Bu iki unsur arasında nasıl bir paralellik kuruyorsunuz?

– Kürtler kentleşmeyi doğru dürüst yaşamadılar ki, şu an kent müziği dediğimiz şey popüler arabesktir. İlk dönemlerde bizim müziğimizdi şehir müziği. Agirê Jiyan, Koma Amed, Metin-Kemal hem popüler olandı, hem de kent müziği icra ediyordu. İstanbul’da yapılan müziğin hepsi birbirine benziyor ve hepsi arabesk. Kürtlerin toplumsal olarak yaşadığı aslında arabesk kültürdür. İstanbul çok göç alan bir şehir, umutsuzluğun şehri. Göç edenlerde birden şehir kültürüne kapılıyorlar. O ara dönemi yaşamıyorlar. Bence Kürt müziği en kötü yıllarını yaşıyor. Hatta Kürt kültürü de aynı durumda diyebilirim.

– Yeni albümünüz “Zîz”e gelelim. Bu albümü diğerlerinden ayıran ne? “Zîz” biraz deneysel bir çalışma gibi mi?

– Aslında bu albümü eline ilk alan “aa bu ne” diyeceğini biliyordum. Çarnewa deyince böyle ritmik, halay şarkıları bekliyor insanlar. Ama artık bıktım. Çünkü insanları bir yere götürmediğimize inanıyorum. Örneğin Çarnewa deyince insanlar el ele tutuşup bekliyorlar. Bunlar halay parçaları söyleyecek, bizde oynayacağız diyorlar. Bir süre sonra insanlara dinleme kültürü oluşturmadığını görüyorsunuz. Bu insanlar beni özel konserlerime gelip, oturup dinlemiyorlar. “Zîz” albümündeki müzikal anlamdaki deneysel çalışmalar, diğer albümlerimizden çok daha iyi olduğuna inanıyorum. Biz yeni şeyler öğreniyoruz. Ağır şarkılarımız çok bu albümde. Yeni albümde “Zeynebê” şarkısı dışında ritmik şarkımız yok.

Bu albümü yaparken insanlar ne diyecek diye bir kaygımız olmadı. Bir albümü ilk başta kendim için yapıyorum. Burada 7-8 kişinin emeği var. Müzikal anlamda Merdan aranjörlüğümüzü yapıyor. Herkes kendi işini çok profesyonel bir şekilde yapıyor. Kürt müziğinde Kürtçe şarkı sözü yapan insan hayatını kazanamaz. Örneğin bir Kürt müzik eleştirmenimiz yok.

– Çarnewa’nın çalışma stili nasıldır? Grup elemanlarının bir kısmı Türkiye’de bir kısmı Almanya’da…

– Ben ilk Koma Dengê Azadî’de müziğe başladım. İki albüm yaptık. Sonra Koma Amed’e geçtim. Merdan’la başka bir grup kurmuştuk. Şuan grubumuzda bir tek Süleyman bazı nedenlerden dolayı Türkiye’ye gelemiyor. Buradaki iki arkadaş da grupta çok faal ve belirleyici durumda olan arkadaşlar değil. Çoğunlukla derleme ve beste katkılarıyla bize destek sunan arkadaşlardır. Onun için çoğu şey ben ve Süleyman üzerinden gidiyor. Ayrıca üç tane Almanya’dan grup elemanımız var.

– Yıllarca birçok grupta çalıştınız, her katıldığınız grupla da çok iyi çalışmalar yaptınız. Siz tek başınıza bir sanatçı olarak sahneye çıkmayı düşündünüz mü? Ve ya bir solo albüm…

– Ben paylaşmayı seviyorum. Gruplarla çalışmayı severim. Ama bir albüm yapmak istiyorum. Sevdiğim şarkıları; Şivan Perwer, Ciwan Haco, Nizamettin Ariç ve ya belli folklorik şarkıları bir albümde okumak istiyorum.

Ahmet Kaya’dan “Arka Mahalle” şarkısını Kürtçeye çevirip okumuşsunuz. Bu fikir nereden geldi?

– Yıllar önce Roj TV’de “Sêla Sor” programında diyordu ki, hayalimde bir gün Kürtçe şarkı söylemek var. O programı dinlediğimde Ahmet Kaya’ya yardımcı olmam gerektiğini düşündüm. Çünkü Ahmet Kaya bizi çok beğeniyordu. Tanışıklığımız vardı. Bu istediklerini gerçekleştirmeden yaşamını yitirdi. Ben bunları bir vasiyet olarak aldım üstüme. Eşiyle de konuştum, o da çok sıcak karşıladı. Hatta daha önce bir konsept halinde düşündüm. Ve dedim tüm Kürt sanatçılarını Şivan Perwer, Ciwan Haco herkes dahil, Ahmet Kaya şarkılarını Kürtçe’ye çevirip okumak… O zaman o projeme sıcak bakılmadı. Sonra dedim ben bu şarkıyı okuyacağım ve kendim yapacağım. Bu işlerin çokta kullanılma taraftarı da değilim.

– Kürt müziği dünyaya açılamamasının nedeni ne sizce?

– Bizim ilk önce yapmamız gereken şey, kendi alanımızdaki sorunları gidermek. Kürt müziği piyasasında, politikasında, MKM’lerde, Kom Müzik’te, ilk önce bu problemleri giderirsek hiç kimsenin ihtiyacı kalmayacak. Biz eskiden herkes MKM’lerde çalışsın istiyorduk. Ama bir gerçeklik var ki MKM bu kadar kişiyi taşıyamaz. Artık özel durumlar ve çalışmaların da olması gerekiyor. Bu bir gerçeklik ve zorunluluktur. Sanatçıyı örgütlemek yerine sanatı örgütlemek lazım.

AYDIN ORAK- ANF

21

Feryal Öney’in, Anadolu’nun konar-göçer Türkmenlerinin ezgilerini seslendirdiği Bulutlar Geçer adlı albümü, Kalan Müzik etiketiyle yayınlandı. Feryal Öney’le albümü, müzikal birikimi ve müzik alanında kadınların var oluşuna dair yapılmış bir söyleşiyi sizlerle paylaşıyoruz.

Bulutlar Geçer, Azeri şarkılarından oluşan Hardasan albümünden sonra ikinci solo albümün. Müzik çalışmalarına nasıl başladığından bahseder misin? Müzikal altyapını oluştururken kimlerden etkilendin?

“Bu kız şarkı söyleyebiliyor” dendiği günden beri söylüyorum. Çocukluk yıllarımda ağırlıklı olarak 45’lik plâkları, Türkiye’de dinlenen popüler şarkıları ve aralarında Ajda Pekkan, Cem Karaca, Orhan Gencebay, Nesrin Sipahi, Erkin Koray, Kamuran Akkor’un adını sayabileceğim şarkıcıları dinlerken, lise yıllarında, müzik öğretmenimin de etkisiyle, türkü dinlemeye ve söylemeye başladım. Daha çok Azeri şarkıları ve Orta Anadolu türküleri ilgimi çekiyor, sesim de o tarzlara yakışıyordu. Boğaziçi Üniversitesi’ne gelip Folklor Kulübü’ndeki müzik çalışmalarına katıldığımda, Kardeş Türkülerprojesi ortaya çıktığında ağırlıklı olarak Azeri şarkıları ve Orta Anadolu Türkmen türkülerini söylemeyi tercih ettim, söyleyebildiğimi gördüm.
Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu’nun Kardeş Türküler projesinde yer alıyorsun. Sadece, Türkmen müziğine odaklanan bu albüm fikri nasıl ortaya çıktı?
Bulutlar Geçer, Kardeş Türküler projesinin ortaya çıktığı ’93 yılından bugüne kadar Türkmen müziği konusunda edindiğim(iz) birikimin sunumudur bana göre. Albümün repertuarını oluştururken, solist olarak yıllarca üzerinde çalıştığım türküleri özellikle seçmeye gayret ettik “Biz” diyorum; çünkü albüm Vedat, Ayhan, Selda gibi BGST’li arkadaşlarım ile Kardeş Türküler konser ve albümlerinde bir dönem yer almış olan Barış Güney ‘in gerek düzenleme, gerekse repertuar seçimi konusunda yardım ve yönlendirmeleriyle ortaya çıktı. Albüm çalışması yaparken aynı zamanda Türkmen Alevilerine, Türkmen kültürü ve müziğine dair okumalar yapmış olmak da, tematik, coğrafî ve forma dayalı çerçevenin oluşmasına kaynaklık etti. Bir yandan Neşet Ertaş külliyatını dinlerken, diğer yandan Yaşar Kemal’in romanlarını, o “mecbur insanlar”ın hikâyelerini okumak, albümdeki türküleri yorumlamada esin kaynağı oldu.
Bu albümün odaklandığı Türkmen müziğini, bu müziğin icra edildiği bölgeyi nasıl tanımlarsın? Türkmen müziğinin önemli isimleri kimlerdir? Sen kimlerden etkilendin?
Gerek konargöçerlikleri, gerekse yaptıkları işler, toprak edinmeye çalışmamaları, gibi nedenlerle tarih boyunca göçer bir topluluk olarak bilinen Türkmenlerin yoğun olarak yaşadıkları bölgeler (Orta Anadolu, Akdeniz ve Ege), projenin coğrafi hattını oluşturdu. Ağırlıklı olarak Abdal müziğinden örneklere yer verildi. Afganistan’dan gelerek Anadolu’nun muhtelif yerlerine yerleştiği söylenen Abdallar, Haptal/Eftalit Türkmenleri’ndendir; Adapazarı, Orta Anadolu, Toroslar, Silifke ve Antalya bölgelerinde yaşarlar. Abdal müziğinin en önemli temsilcilerinden Neşet Ertaş’ın birçok türküye kaynaklık etmesi bunda etken oldu, diyebilirim. İnanç ve ritüeller de Türkmen müziğinin temel hatlarından birini oluşturdu Dikkat edilirse, herhangi bir aşk türküsünde bile Alevi-Bektaşi felsefesinden izlere rastlamak mümkündür.
Türkmen müziğinin temelinde yer alan bozlak, barak, oyun havası, zeybek, semah, deyiş gibi formlar bu projenin temel müzikal hattını oluşturdu. Türkmen aşiretlerinin kendilerini en iyi ifade ettikleri bir kalıp olduğu için bozlağın Yörük-Türkmen aşiretinin yoğun olarak iskân ettiği Yozgat, Kırşehir, Ankara, Kayseri, Nevşehir, Çorum, Konya, Aksaray, Niğde gibi Orta Anadolu şehirlerinde geliştiğini söyleyebilirim. Aralarında Muharrem Ertaş, Neşet Ertaş, Çekiç Ali’nin bulunduğu en büyük bozlak temsilcileri bu şehirlerden yetişmiştir. Barak Türkmenlerinin yaşadığı yörelerde yaygın olup özellikle Oğuzeli, Kilis, Nizip, Adana ve Maraş’ın kimi kesimlerinde canlılığını koruyan barak formundaki uzun havaların sözlerinde genellikle iskân, doğa, sevda, ölüm ve halk hikâyelerinden alınan konuları bulmak mümkün. Yörede bu türün başarılı seslendiricilerden Adana’lı Halit Araboğlu ile Dilber Ay’ı sayabilirim.
Müzikal tavır, formasyon konusunda; Orta Anadolu Türkmen müziğinin köşe taşları sayılacak olan Muharrem Ertaş, Bayram Aracı, Çekiç Ali; Türkmen müziğinin şehirli dinleyiciler arasında da yaygınlık ve popülarite kazanmasını sağlamış olan Neşet Ertaş, Musa Eroğlu gibi isimler, bu ustaların ses kayıtlarından oluşan kişisel arşiv yol gösterici oldu benim için. Kadın solistlerden Gülşen Kutlu, Bedia Akartürk, Emel Taşçıoğlu ve Dilber Ay’ın albümleri de bu dönemde yanı başımdaydı.
Türkmen kültürünü milliyetçi bir çerçeve içinden ele alma eğilimi oldukça hâkim. Bu konuda ne düşünüyorsun?
Türkmenler Anadolu’ya geldiklerinde onları kardeşçe karşılayan Ermeniler, Rumlar, gibi çeşitli topluluklar vardı; bu beraberlik yüzyıllarca devam etti. İnançları, ritüelleri o kadar benziyordu ki birbirine, birlikte kutladılar çoğu bayramı.
Yüzyıllar boyu iktidar tanımayan, toprağa yerleşip vergi vermemek için direnen Türkmenlerin yaşadığı bölgeler, bugün daha ziyade yükselen milliyetçiliğin kaleleri konumunda. Artık “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur!” diyenlerin susması, dinlemeyi, birlikte yaşamayı, hoşgörüyü öğrenmesi lâzım.
Barış Güney’le birlikte yaptığımız, Türk-Kürt tüm anaların “savaşlar olmasın artık!” diyen seslerini, öfkelerini dile getirmeye çalıştığımız Irak Olduk‘ta tam da bunu ifade etmeye çalışıyoruz: “Tek sen misin seven (bu ülkeyi) / Sıkma, boğma, az sev, yeter!” diyerek…
Albüm çalışmanda Türkmen geleneksel müziklerini hangi anlayış/anlayışlarla ele aldınız?
Yaklaşık yirmi yıldır, üniversiteye geldiğimden beri, İstanbul’da yaşıyorum ve tabii ki buranın kültürel ikliminden besleniyorum. “İstanbul” denen şehir, aslında doğusuyla, batısıyla, güneyi ve kuzeyiyle küçük bir Anadolu; Anadolu’nun yansıması. Her milletten, dinden, dilden, cinsiyetten insan var ve bu birliktelik, yapılan müziklere de yansıyor. Kardeş Türküler projesinin ilk yıllarından bu yana edindiğimiz birikimi/tecrübeyi de katarak söyleyebilirim ki; İstanbul’da yaşayan, doğulu-batılı her tür müziği dinleyen, her tür müzikten etkilenen insanlar olarak yaptığımız şey, aslında İstanbul’un müziği. Bu durum, geleneksel müzikleri ele alışımıza da yansıyor; formuna, dokusuna zarar vermeden, geleneksel enstrümanlarla, bugünün elektronik/akustik enstrümanlarını bir araya getirdiğimiz bir düzenleme çıkıyor ortaya. Solist yorumları da tabii ki bu yaşamdan, bu müzikten etkileniyor; kim bilir ne zaman yaratılmış türküler, bugünün imgeleriyle yorumlanıyor; dinleyici de kendi yaşamıyla özdeşlik kurarak dinliyor bu eski zaman türkülerini.
Kadın ağzı türkülere yönelik çalışmalarını biliyoruz. Türkmen müziğinde kadın figürü nasıldır?
Türkmen edebiyatının en meşhur ozanlarından Karac’oğlan’ın bir dörtlüğü bile bizim oralarda kadına bakış konusunda ipucu veriyor:
“çocuğunu verir ele beletir
kabını yumaz da ite yalatır
alman kötü avradı huri de olsa…”
Kadınlara bakış, kadınlarla ilgili yer etmiş düşünceler, davranış biçimleri tüm açıklığıyla yer buluyor türkülerde… Bu, Türkmen türkülerinde de böyle, Lazca türkülerde de, başka geleneksel şarkılarda da…
Diğer taraftan, kadınların duygu ve düşüncelerini özgürce dile getirdikleri kadın ortamlarında lâfı dolandırmadan söyledikleri/yaktıkları türküler de kadınların dünyasını, yaşadıkları sorunları, isyanlarını tüm açıklığıyla ulaştırıyor bizlere:
“babamın öküzü beştir
kızların emeği hiçtir
anadan ayrılmak güçtür…” (Konya, Kütahya, Kayseri)
Çoğunun söyleyeni belli olmasa da, kadın ağzı türküler bize birçok kadının ortak yazgısını, bu yazgıya, en azından türkü söyleyerek, başkaldırışlarını, içlerinde birikmiş öfkeyi, isyanı yansıttığı, biz kadınlara bizi, lâfı dolandırmadan, tüm gerçekliğiyle anlattığı için bir feminist olarak özellikle sahipleniyorum.
AlbümdeAynalı Körük adlı oyun havasının sadece kadın müzisyenler tarafından icra edildiği fark ediliyor. Böyle bir tercihin nedenleri nelerdir?
Yaklaşık on yıldır, Feminist Kadın Çevresi‘nden kadınlar olarak her 8 Mart’ı şenliklerle kutluyor, bu şenliklerde sadece kadınlara açık ortamlarda kadın ağzı türküler de söylüyoruz. Ben zaten böyle bir gelenekten geldiğim ve içinde yer aldığımız projelerde de “kadın” temasına özellikle yer verdiğimiz için doğal olarak bu albümde de kadın ağzı türküler yerini aldı Bir kına gecesi/düğün türküsü olan Aynalı Körük’ü de, gerçekte olduğu gibi, sadece kadınlar olarak çalıp söyledik.
Türkiye müzik piyasasına ve kadınların bu piyasa içinde konumlanışına dair neler söylersin? Sence profesyonel müzik alanında kadınlara yönelik engellemeler var mı?
Sanat faaliyetleri içinde kadının ikincil olarak kendini konumlayışı/konumlandırılışı başlı başına bir engel olagelmiş hep. Sadece yaşadığımız coğrafyaya, örneğin geleneksel müziklere şöyle bir baktığımızda, âşıkların/ozanların daha ziyade erkek olduğunu, türkü yakıcı kadınların isimsiz kahramanlar olarak var olabildiğini görüyoruz. Bunu, daha çok anonim türkülerin kadın ağzı olmasından yola çıkarak söylüyorum. Geleneksel müziklerin yaygınlık kazanması, popülerleşmesi sürecinde kadınlar daha çok türkü söyleyen/icracı/solist olarak konumlanmışlar, TRT yılları, 45’lik plâklar, vs. Bana göre, müzik endüstrisi içerisinde kadınların daha ziyade solist/yorumcu olarak yer alması geleneği, ’70’li yıllarla birlikte yıkılmaya başladı. Fikret Şeneş gibi kadın söz yazarlarının çıkması, Sezen Aksu’nun kendi sözünü ve müziğini yapmakta ısrar etmesi aklıma gelen ilk örnekler. Bugün Sezen Aksu, Nazan Öncel, Aylin Aslım, Şebnem Ferah gibi kadın şarkıcıların kendi sözlerini söylemeleri, besteler yapmaları bizler için motive edici oluyor. Kadınlar artık; “Ben müzik yapacağım, kendi şarkılarımı yaratacağım.” diye ortaya çıkma cesareti buluyor.
Yeri gelmişken Feminist Kadın Çevresi‘nden, ’90’lı yılların başında FKÇ‘yi kurma sürecinde yaptığımız tartışmalardan söz edeyim: ’80’li yılların sonunda ‘ye (Boğaziçi Üniversitesi) gelen ve sanat kulüplerinde çalışmaya başlayan kadınlar olarak, “sanatta kadının ikincil konumlanışı, bu konumun reddi ve değiştirmek için neler yapılabileceği” konularında tartışmaya başladık. Yapılan verimli tartışmalar neticesinde,’90’ların başında FKÇ kuruldu. Temel dertlerimizden birisi; kadınlık durumlarını/ikincil konumlanışımızı anlamaya, tartışmaya çalışmak, bu konuda aydınlanma çalışmaları yapmak; diğer yandan, içinde yer aldığımız karma sanat topluluklarında aktif, yaratıcı kadınlar olarak var olabilmekti. Bu tartışmalar söz yazmak, müzikal düzenlemelerde aktif olmak gibi konularda biz müzisyen kadınları belli bir noktaya getirdi. Zamanla 8 Mart kadın şenliklerinde kadınlar olarak hazırladığımız konserler, sayısı az da olsa yapmış olduğumuz besteler bu motivasyonun sonucudur. Ya da bugün artık albümlerde, konserlerde “kadın şarkıları” olması, sözümüzle, bestemizle, düzenlememizle yer alışımız da… Bunları küçük ama önemli adımlar olarak değerlendiriyoruz.
Profesyonel bir kadın müzisyen olarak nasıl bir çalışma programın var? Başka ne gibi müzikal projeler düşünüyorsun?
Profesyonellik, her şeyden önce alanında eğitimli olmayı gerektiriyor. İcracılık alanında kendimi solist olarak tanımladığım için vokal eğitimi, vokal dersleri önemli benim için. Özellikle albüm kayıtları döneminde Cavit Mürtezaoğlu’ndan aldığım derslerin faydasını gördüğümü söylemeliyim. Şu anda da solo konserlere hazırlanıyorum Hardasan’dan beri solo konser deneyimi yaşamadığım için zorlanacağımı düşünüyorum; iyi çalışmam lâzım.
Solo konserler dışında, on yılı aşkın süredir içinde yer aldığım bir BGST projesi var: Kardeş Türküler. K.T.konserlerinde/albümlerinde ve gelecek sonbaharda yayınlamayı düşündüğümüz Kardeş Türküler kitabının hazırlanmasında belli sorumluluklarım var ve olacak…
olarak yapmayı hedeflediğimiz bir “kadın şarkıları” projesi var. Henüz bir takvimlendirme/projelendirme yapmadık ama albümlerde ya da konserlerde kadın müzisyenler olarak hazırladığımız şarkılara verilen olumlu tepkiler “kadın şarkıları” projesini ciddiyetle ele almamız gerektiğinin sinyallerini veriyor.
Kardeş Türküler projesinin yanında, BGST’li Kadın Müzisyenler
Türkiyeli müzisyenlerden kimler, Türkiye dışına çıkacak olursak, dünyadaki çeşitli müzikler arasından hangi türler veya müzisyenler ilgini çekiyor?
Tabii ki içinde yaşadığımız dönemler, benim o dönemki eğilimlerim ve ruh halim etkili oldu hep dinlediğim müzik ve müzisyenleri seçmede. Üniversite yıllarında klasik ‘rock’ ve ‘rock’çılar, Latin müziği ve siyahî vokalistlerin söyledikleri yoğun olarak dinlediklerim arasındaydı; Tina Turner’ı hep sevdim, hâlâ da dinlerim. Çocukluğumda, lise yıllarımda, üniversite ve sonrasında dönem dönem hep dinlediğim Türkiyeli şarkıcıların başında Cem Karaca gelmiştir, bu pek değişmedi şimdiye dek. Ve yaptığımız müziğin gereği, Türkiye’deki geleneksel müzikler, müzisyenlerin derleme kasetleri hep başucumdaydı. Şu dönemde evimde, sokakta, yolculukta dinlediğim müzisyenler Manu Chao, Şebnem Ferah ile Mor ve Ötesi; bunlar bir zaman sonra değişebilir de…
Müzik dışında uğraşı alanların nelerdir?
Müzik ve edebiyat hayatım boyunca hep iç içe oldu. Müziğin doğasında edebiyat, edebiyatın içinde müzik olduğundan belki. Lise hayatım boyunca hep müzik eğitimi veren bir üniversite hayal ettim fakat edebiyattan da vazgeçemedim, neticede BÜ Türk Dili Edebiyatı’nı kazandım. İyi ki öyle olmuş, kendimi çok şanslı hissediyorum, hem müzik hem edebiyat bir araya geldi bu sayede. Edebiyat, deyince yazarçizerlik değil kastettiğim, daha ziyade okur olduğumu söyleyebilirim. Özellikle ’90’lı yıllarla birlikte “etnik” diyebileceğimiz edebiyatın içinden kitaplar okudum, Ermeni, Kürt, Azeri, Türkmen… edebiyatından seçkilerin olduğu bir arşivim var. Ama üniversite yıllarından bugüne ağırlıklı olarak Türkiyeli kadın yazarların kitaplarını okudum, okuyorum. Albüm dönemini yoğun yaşadığım için son okuduğum kitabın Elif Şafak’ın Baba ve Piç’i olduğunu söyleyebilirim.
Söyleşi: Esra Aşan Seda Saral
uzaklar.net ten alınmıştır….

60

Rojhilat : Estetik ve öz değerleri birbirinden ayıramayız
Mücadelenin en sıcak olduğu dönemlerde Kürt müziğinin önemli temsilcilerinden Koma Rojhilat’ın kurucularından ve solisti olan İbrahim Rojhilat 3 ilk solo albümü “Bengî” ile Kürt müziğindeki en önemli adımını attı.

Sanatsal çalışmalarını ülkesinden ve halkından kopuk ayrı bir yerde yapılamayacağına söyleyen Rojhilat, Türkiye’ye dönüş yaparak müzik çalışmalarına yeniden başladı. İbrahim Rojhilat ile albümünü, Avusturalya’daki yaşamını ve Kürt müziğini konuştuk.

– İbrahim Rojhilat nereden nereye, bugüne kadar ne yaptı, ne etti? Biraz kendi serüveniniz ve Koma Rojhilat döneminden bahsedermisiniz?

– Koma Rojhilat, 1991’de Mezopotamya Kültür Merkezi bünyesinde kuruldu. O yıllarada bir açlık grevi ziyaretinde MKM sanatçılarıyla tanıştım. Ardından bu arkadaşların önerisiyle MKM’ye gittim. O dönem yoğun kültürel çalışma başlatan ve yürüten MKM’ye gelen ve sanatsal çalışmalarda bulunmak isteyen bir grup arkadaşla beraber grubu kurduk. O zamanlar birçok etkinlik ve konserler verdik. Aynı zamanda müzikal yeteneklerimizi geliştirmek için birçok teorik ve pratik çalışmalar yaptık. Grup elemanlarının dönem dönem değişmesi ve gruptan kopmasına rağmen grup 2001 yılına kadar çalışmalarını sürdürdü. Bu dönem içerisinde yurtiçi ve yurtdışı birçok değişik etkinliğe katıldı. Yine 1997 yılında “Mezrabotan im Ez” adlı bir albüm çıkardı. Belirli sebeplerden dolayı istikrarını koruyamayan grup, son olarak 2001 yılı Newroz’u için gittiği Avustralya’da son konserini verdi. Ve grup bireyleri bireysel tercihleriyle farklı alanlarda yaşamlarını sürdürme kararı aldılar. Ben de Avustralya’ya yerleştim. Grubun kurucusu olmam yıllarca verdiğim emeğime sahip çıkmak, grubu ve ismini yaşatmak ve sahiplenmek adına İbrahim Rojhilat olarak müzik çalışmalarımı bu döneme kadar sürdürerek bir albümle taçlandırdım.

– ‘Bengî’ albümünden bahsedelim biraz.. Nasıl, ne şekilde oluştu, kimlerle çalıştınız ve akıbeti ne oldu?

– Bu albümün altyapısını Avusturalya’da hazırladım. Benim ilk solo albümüm. Kendi duygularımı, hislerimi, sevdamı yansıttığım ve yaşadığım bir albüm oldu diyebilirim. Repertuarımı kendim seçtim, yönetmenliğini kendim yaptım, maddi manevi tüm zorluklarını kendim göğüsledim. Kendi çabalarımla yarattığım bir emeğin ismi oldu “Bengî.” Albüme ilişkin olumlu tepkiler aldım. Özellikle sanatçı dostlarımdan aldığım izlenim ve değerlendirmeler beni mutlu etti. Ben sanatsal birikimi ve sanatsal etik değerleri olan büyük fedakarlıklar ve değerlerle yaratılmış ve bu halkın kurumu olan MKM’nin yetiştirdiği bir sanatçıyım. Bu birikimlerimin büyük bir bölümünü bu kurumdan aldım. Her şeyden önce bir Kürt sanatçısı olarak kendi kültürel yapısını, değerlerini, gerçekliğini bilmen gerekiyor ki, o yöresel halk müziği yavaş yavaş evrensel literatüre çıkabilsin. Değer kazansın, sevilsin ve özümsensin.

Biz Avustralya’da Çin’lilerin, Hintliler’in ve diğer dünya halklarının festivallerine katıldık. Erbane, kaval ve saz gibi enstürmanlarla “canê canê were meydanê” şarkısını kendi folklorik gırtlak ve saunduna göre icra ettigimizde şaşırıyorlardı, ne kadar farklı, değişik bir tarz ve renk diyorlardı. Yani onlar batı enstürmanlarını bizden daha iyi tanıyor ve icra ediyorlar. Dolayısıyla kendi renklerimizi daha net ortaya koyan enstürmanlarımızı kullanmamız gerekiyor. Ama bu batı enstürmanlarını da kullanmamak anlamına gelmez elbette ki. Nitekim bende ‘Bengî’de oranın yerli halkı olan Aborijin’lerin üflemeli aleti olan dijuridoo’yu kavalla yan yana kullandım, potporilerin basında ve bazı ara ezgilerde.

– Kürt müzisyeni olarak 3 yıl kadar Avusturalya’da kaldınız. Yıllar sonra tekrar müzik yaptığınız yere geri döndünüz ve tercihinizi tekrar burada kendi cografyanızda ve müziğini yaptığınız halkınızın içinde ve yanında olmaktan yana kullandınız. Dönüşünüzde ne gibi farklılıklar hissettiniz? Umdugunuzu bulabildiniz mi?

– Artık sanatsal ve müzikal çalışmalarımı burada devam ettireceğim. Buradan ayrılırken biraz daha farklıydı. Ortam daha sıcaktı, ilişkiler ve paylaşım daha yoğundu diyebilirim. Uzak kalmanın sıkıntılarını çok çektim, binlerce kilometre uzakta kalmanın ne anlama geldiğini ancak yaşayarak anlayabilirsiniz. Farklı bir dünya, farklı bir cografya ve farklı bir kültür. Arkadaşlarından, dostlarından, ailenden ve en önemlisi geçmişte o coğrafyada büyük fedakarlık ve emekle yarattığın değerleri adeta orada rehin bırakmak çok zor. Bu benim asla kaderim olamazdı diye hep düşündüm ve bir gün mutlaka döneceğimin umutlarıyla ayakta kalmaya çalıştım. “De Were Were Sebra Min Were, Ezê Bigejim Hesreta Dil e” şarkısı yani “Sebra min” böyle oluştu. Avusturalya’dan dönersem ilk karşılaştığım arkadaşıma adeta uçarak sarılacağım diyordum. Ama beklediğimin tam tersiyle karşılaştım. İlk MKM’ye geldim ve çok soğuk karşılandım. Sıcaklık kalmamıştı. Oysaki toplumun en diri olması gereken kesimi sanatçılar olmalıydı

– Yıllarca sanat kurumlarında çalıştınız ve hatta ilk çıkış noktanızın bu kurumlar olduğunu söylediniz. Sizce bir sanat kurumunun asli görevi ne olmalı?

– Bir sanat kurumun asli görevi; varolan sanatsal ve kültürel potansiyeli ve yetenekleri ortaya çıkartmak, onları kendi bünyesinde toplamak, zenginleştirerek bu değerleri daha çok korumak ve geliştirmektir. Ancak kendisini yenileyip geliştiremeyen bir kurum asla yaşayamaz, ayakta duramaz, dinamiklerini yitirerek zayıflar ve kaybolur. Yine kurumlar bireyi ve toplumu esas almalıdırlar. İnsanların ve toplumunun değer ve realitesine uygun olarak onların ihtiyaç ve taleplerini karşılamalıdırlar. Sanatsal çalışmaların toplumlar uzerindeki etkisi tartışılmazdır, toplumda böyle bir açlık olduğu ortada ne verirseniz kabul görüyor. İşte bu noktada bu kurumların devreye girip toplumu realitesinden uzak, arabesk ve yoz bir mantığı dayatan örgütsüz toplumundan uzak yaşayan ve bireysel menfaatlerini önde gören kişilikleri deşifre etmelidirler. Toplumun bunları doğru tanımalarını sağlamalı ve en önemlisi bunların kendilerini ifade etme zeminlerini gözden geçirip doğru bir politika belirlemelidir. Hak edene emek harcayana ister kurumlarda çalışsın, ister kurum dışında çalışsın hakkını vermelidirler. Bunun kriteri gerçek anlamda halka ve onun tüm maddi ve manevi değerlerine bağlılıktır.

– Mücadelenin en sıcak dönemlerinde sanat yapan bir sanatçısınız. O dönem sanatınızla doğru bir duruş takındınız. Bugün açısından ise mücadele daha farklı bir alana çekildi. Arz talep ilişkisi değişti. Kısıtlı da olsa bazı yasaklanmalar kalktı. Koşullar değişti, Kürt sanatçıları bu koşulları görebildiler mi sizce?

– Hiç kuşkusuz koşullar eskisi gibi değil. Ama bu durum bütün yasaklamaların, engellemelerin kalktığı ve herşeyin düzeldiği anlamına gelmiyor. Benim geçmişe ilişkin söylediğim şarkılardan dolayı “bölücülük propagandası” yaptığıma ilişkin bazı davalarım hala devam ediyor. Onlara göre suç işlememem gekiyor, yani Kürtçe şarkı söylememem gerekiyor. Newroz’da, konserlerde vb… Ben Avustralya’dan geldiğimden bu yana Avustralya vatandaşı olduğum halde bir kaç kez gözaltına da alındım, sebebi eski davalar. On yıl önceki mantık hala hakim, hala insanlar çocuklarına istedikleri ismi veremiyorlar, hala “W” harfinin sendromu devam ediyor. Kürtçe dil kurslarının açılmasına yönelik baskıları hepimiz yakın zamanda gördük. Dolayısıyla aslında öyle çok büyük bir normal durum yok ortada. Bu devletin bir bütün olarak Kürtlere uyguladığı bir politika. Bizimde bu durumu büyük bir rehavetle karşıladığımız açıkça görünüyor. Bana göre bundan sonrada koşullar daha da ağırlaşacak. Yeni terör yasası bir çok antidemokratik uygulamayı beraberinde getiriyor, buna karşı duyarlı olmak lazım.

– Sizce Kürt müziğinde bir estetik sorun var mı, ortaya çıkarılan müzikal eserleri değerlendirirsek ve ya Kürt müziğinde estetiğe nasıl bakıyorsunuz?

– Estetikle değerleri ve diğer farklı öz değerleri birbirinden ayıramazsınız. Bu iki unsurun bütünleşmesi gerekiyor. Estetik kaygılarımda var. Ama gerçek anlamda misyonunu taşıdığım değerlerin kaygısıda var. Lakin müziği güzelleştiren onun değerine değer katan estetiktir. Doğru bir estetik kaygı olmadan başarıya ulaşmak ve o eseri sevdirmek benimsettirmek mümkün değildir. Sanatsal eserler ne olursa olsun düşündürmeli, duygularda ve histe bir derinlik yaratmalıdır. Sanatsal faliyetlerden en çok etkileyen sanat dalı müziktir. Kürt müziğinin miheng taşını oluşturan bir dengbêjlik geleneğimiz var. Homeros’un İlyada’sı ile Evdalê Zeynîkê’nin herhangi bir eseri estetik ve öz değerleri, reel değerleri taşıması anlamında aynıdır bana göre. İkiside birer halk ozanıdır. Evrenselliğin ilk basamağı kendi öz değerlerindir. Bu değerlerin üzerinden evrenselleşirsin. Kültürel değerlerimizi, ürünlerimizi, üretimlerimizi korumalıyız.

– Bundan sonra Türkiye’desiniz, gerçekleştirmek istediğiniz projeleriniz var mı?

– Artık Türkiye’deyim. İkinci albüm çalışmam var. Avusturalya’yı tercih etmedim. Orayı tercih etseydim müzikal çalışmaları bir şekilde sonlandırmış olacaktım. Oradaki koşullarımın bana daha iyi, rahat bir yaşam ortamı sunmuş olmasına rağmen orada yaşamayı tercih etmedim. Önümüzdeki aylarda yeni bir albümle müzikal çalışmalarıma devam edeceğim. Bu albüm yine Kom Müzik’ten çıkacak. İlk albümde olduğu gibi bu ikinci albümde de asla bireysel hiçbir kaygım olmadı. Kom Müzik Kürt müziğinin en önemli temsilcisi ve kurumudur. Bu halkın emekleri ve sanatçılarının büyük fedakarlıklarıyla ayakta kalan gücünü ulusal değerlerden alan bir kurum. Dolayısıyla Kom Müziğin sanatçısı olmak bana onur ve gurur veriyor. Yine bu arada yurtiçi ve yurtdışı konserlerim olacak. 

AYDIN ORAK

424

Kürt müziğini dünyaya tanıtan kadın
Hepimiz onu “re waye ” albümü ile tanıdık. Daha sonra sırası ile çıkardığı “le le daye”, “esqa welat”,” wezirine” , “dilan dilan” ve son olarak “vegere” albümleri ile evimizin kalıcı misafiri oldu.
Son albümü “vegere” ile Kürt müziğini dünyaya tek başına tanıtmaya çalışan, yanık sesi ile , yüreğimizi ısıtan Cane son albümü, yaşadığı zorlukları, sanatı için tek başına verdiği mücadeleyi bizimle paylaştı.. Cane, kısaca bize kendinizi anlatırımsınız?

1971’de Erzurum Karayazı’da doğdum.İlk okulu Karayazı’da bitirdim ve ondan sonra okul yaşantıma Adana’da devam ettim

Çocukluğunuzu anlatır mısınız? Cane nasıl bir çocuktu?

Zor bir çocukluk dönemi yaşadım. Doğu’da, çocuk ve kadın olmak çok zor. Bir çok çocuk, çocukluk dönemin de yaşam kavgasına başlıyorlar. Kız çocuk olmak daha da zor. Katı kuralları var.. Kız çocukları şunu yapmazlar, ayıptır.vs… sorunlarla çok karşılaşıyordum. Ben yaramaz bir çocuktum. İlk okulda bir çok arkadaşımın kafasını kırmışım. Biraz erkek gibi bir kızdım. O dönemlerde en ufak bir haksızlığa uğradığımda ortalığı bir birine katıyordum. Okul da çok başarılı bir öğrenciydim. Okulun gözde öğrencilerin arasındaydım….

Klasik bir soru olacak, müzik tutkusu sizde ne zaman başladı? Kimlerden etkilendiniz?

Müzik tutkusu çok küçük yaşta başlamış bende… Bildiğiniz gibi tek Erivan radyosu vardı.. O dönem, sabırsızlıkla Kürtçe stranların çıkmasını bekliyordum. Çıkan stranları büyük bir dikkat ile dinler ve ezberlerdim. Hiç unutmam 5 yaşındayken, radyoyu kırmışım. “Radyonun içindeki kadın çıksın ben türkü söyleyeceğim”, diye. Söyleyende Meyremxan’mis, Meryemxan hayranlığı o dönem mi başladı? .. evet ben ve benim gibi bir çok Kürt sanatçı Meryemxan’dan, etkilemiştir. Benim hayranlığımda çocukluğuma dayanıyor. Örnek aldığım bir sanatçıdır. Sesi beni çok etkiliyor. Bir kaç albümümde Meryemxan’ın şarkılarını okudum.

ŞAKİRO; “GELECEĞİN EN İYİ SANATÇISI OLACAKSIN”

Ayşe Şan, Meryemxan, Dengbej Şakiro, müzikten en çok etkilendiğiniz sanatçılar olduğunu duydum. Ayşe Şan ve Şakiro ile kısada olsa bir çalışmanız oldu. Şan ve Şakiro’yu kısa olarak bize anlatırımsınız? Neden bu kadar bu sanatçılardan etkilendiniz?

Evet. Ayşe Şan, Meryemxan ve Şahe Dengbej Şakiro en çok etkilendiğim seslerdir. Gerek yaşamları, gerekse Kürt müziğine olan katkıları beni çok etkilemiştir. Ayşe Şan, müzikte verdiği mücadele bir çok Kürt bayan sanatçı için moral ve cesaret kaynağı olmuştur. Ayşe Şan, bir kadın sanatçı olarak bir çok engellerle karşılaşmasına rağmen müzik tutuksusunda vazgeçmemişti. Kürt Müziğinde çok büyük katkıları olmuştur. Sayısız eserler bırakmıştır. Bir çok sanatçı Ayşe Şan’ın eserlerini albümlerinde okumuşlardır. Şakiro içinde geçerlidir. Çok büyük bir sestir. Dengbej Şakıro, 3 oktavlık bir sese sahip. Bir nevi Kürtlerin Pavarolti’sidir. Ayşe Şan ve Dengbej Şakiro ile kısa bir tanışmamız olmasına rağmen her ikisinde de çok büyük tecrübeler edindim. Şakiro bana “Geleceğin en iyi sanatçısı olacaksın” diyordu. Yalnız bazen de bana kızıyordu. Onun kadar gırtlak yapamıyordum, diye.. Ayşe Şan ise, şarkı söylerken burnunda sözleri öldürme, açık oku. Şarkıya kendini ver ve içten oku” diyordu.

Akademik bir müzik eğitimi aldınız mi?

Çok değerli hocalarda şan ve sesim kullanmam konusunda ders aldım. Ayrıca ASM’de de yine çok değerli hocalardan şan dersleri aldım. Tabi ki , bu dönemlerde müzik eğitime ilk başladığımda Kazım Bora ve Hozan Şiyar’da, çok emek verdiler. Her ikisine de minnettarım..

BASKILARA RAĞMEN, KÜRTÇE TÜRKÜLER SÖYLEYEN FEDAKAR SANATÇI

Neden başka bir sanat alanı ile değil de müzikle bu dile sahip çıkmaya karar verdin?
Acılarımı , sevinçlerimi,dertlerimi çocukluğumdan beri şarkılara yansıttım. Beni anlayan ve derdime derman olan stranlardır. Çünkü; müzik benim ruhum da olduğunu anladım ancak beni müzik anlatabilirdi o yüzden müziği seçtim . Bir dönem Kürtçe şarkı söylemek yasaktı. Bende Kürt sanatçısı olarak bu dile sahip çıkmam gerektiğini düşündüm. İsteseydim 90’lı yıllarda Türkçe albümler yaparak çok daha iyi paralar kazanabilirdim. Tüm baskılara rağmen inadına Kürtçe stranlar diyorum. Demeye de devam edeceğim. .

Birazda gençlik yıllarınızdan söz ederimsiniz? En zor yıllarınız…?

Benim en zor dönemlerim diyebilirim. Çok küçük yaşta evlendirilmek zorunda kaldım. Bilirsiniz Doğu’da törelere karşı gelinmez. Büyükler ne derse o olurdu. İstemediğin bir evlikte ne kadar mutlu olabilirsiniz ki ? Eşimle ayrıldık. Ayrıldıktan sonrada sorunlar devam etti. Tek başıma yaşam mücadelesine girdim gençlik yıllarımda. Bir bayan olarak bir çok zorluklarla karşılaştım. Ama bu zorlukları alnım açık bir şekilde aştım. Geçmişte yaşadığım olaylar gelecekte daha güçlü olmama neden oldu. Kısacası hiç gençlik ve çocukluk yaşamadım.

Cane, bir konser sonrası 1992’de kimlikleri henüz belirlenmeyen kişilerce kurşunlara hedef oldunuz? Sizi kimler, neden vurmak istedi?

90’lar da Kürtçe stran söylemek ve albüm yapmak yasaktı. Çok büyük baskılara maruz kalıyorduk. Verdiğim konser sonraları gözaltına alınıyordum. Çok işkencelere maruz kaldım. Kürtçe stranlar söylediğim için…Yine bir konser sonrası tekrar gözaltına alındım. İfademi alanlar “Sen daha akıllanmadın mı, biz seni akıllandırmasını biliriz”demişlerdi. Ertesi gün evime bir arkadaşımla giderken 5 kişi tarafında kurşunlara hedef oldum. Bu olayın yıllarca acısını yaşarım. Düşünün söylediğiniz Kürtçe stranlardan dolayı kurşunlara hedef oluyorsunuz. Bu çok acı bir durum. Savcılığa suç duyurusunda bulunmama rağmen olay örtbas edildi.

Hozan Şiyar, müzik hayatınızda en çok destek veren sanatçı idi. , Hozan Şiyar’ı, biraz bizlere anlatır mısınız? Hozan Şiyar’ size ve Kürt müziğine olan katkısını?

Sevgili Hocam Hozan Şiyar’dan her konuda destek aldım. Sadece müzik adına bir destek almadım. Kürtçe’yi iyi konuşmam konusunda 6 ay boyunca bana katlandı. “Re Waye” albümünde beni yalnız bırakmadı.Bir kaç stranda güzel ses ile bana eşlik etti. Hozan Şiyar’a çok şey borçluyum. Yüreğini tüm sanatçılara açardı. Bir çok sanatçıya da çok büyük destek vermiştir. Onu burada ve her zaman saygı ile anıyorum……

En çok satan albümünüz “Le le daye” bu albüm aynı zamanda bir dengbej albümüydü. İlerde bir dengbej albümü çıkarmayı düşünüyor musunuz?

92’de Ataman Plak tarafında “lele daye” adında bir dengbej albümüm çıkarıldı. Çok büyük bir ilgi görmüştü. bu albümde sesimin ne kadar güçlü olduğunun da bir kanıtıydı. Cane her stranın çok rahatlıkla okuyabileceğimin kanıtıydı. Albümün hazırlık aşamasından tutun her konuda bir çok zorluklarla karşılaştım. O zaman şimdiki gibi olanaklar yoktu. Albümleri korkarak yapıyorduk. Baskı her yerde vardı. Bu şartlar altında “Lele daye” albümünü çıkardım. Kısa sürede albüm çok iyi bir satış grafiğine ulaşmıştı. İlerde bir dengbej albümü çıkaracağım. Bu projelerimin içinde var..

CANE, ÇIKARACAĞI DENGBEJ ALBÜMÜNDE ÜNLÜ DENGBEJ ŞAKİRO İLE DÜET YAPACAK

Rojda son albümü de Dengbej Şakiro ile düet yapmış? Siz teknolojiden yararlanarak Reşo veya Şakiro , ile düet yapmayı düşünüyor musunuz?

Son dönemlerde bu tür çalışmaların olması sevindirici. Özelikle gençler tarafında olması daha da sevindirici. Dengbejliği gençlere sevdirmek gelecek nesiler aktarmak gerekiyor. Artık dengbejlik yok olmanın eşiğinde . Biz sanatçılara da bu konuda çok görevler düşüyor. Ben her albümünde en az 2 dengbej stranı okumaya çalışıyorum. Az önce belirdiğim gibi önümüzdeki dönem bir dengbej albümü yapacağım. Bu albümde hiç bir ticari kaygım yok. Tamamen Kürt müziğini ve dengbejliğin gelişmesi için yapacağım….Şakiro ile düet konusuna gelince, Dengbej Şakiro ile düet yapacağım. Dengbej albümümden. Çok farklı bir çalışma olacak. Bu albümde hiç bir masraf dan kaçınmayacağım. “Hocam” dediğim Şakiro’ya da vefa borucumu azda olsa ödemiş olacağımı düşünüyorum.

Son albümünüz “vegere” den biraz söz edelim?

“Vegere” albümü 3 yıllık yoğun ve yorucu bir maratonun sonucunda ortaya çıkan bir albümdür. “Vegere” albümü Playsound firması tarafından 59 ülkede dağıtımı yapılmak üzere geçtiğimiz aylarda dağıtımı yapıldı. 3 dilden kapağı hazırlanan albümün kapağında yazılan “Bu sanatçının sesi, Kürdistan”ın sesidir” yazıyor. Bu çok güzel bir duygu benim için….

Albüm Türkiye’de ne zaman çıktı?

Türkiye’de dağıtımı Kom Müzik yaptı. Albüm geçtiğimiz ay Türkiye ve Ortadoğu’da Kom müzik sevenlerime ulaştırdı.

Sony Fransa Playsand, neden Hozan Cane’yi, şeçti?

Sony Fransa Playsand, üç yıl önce bana bir teklif getirdi. Daha önce de Fransa’dan Firmanın sahibi Kürt Müzik Enstitüsü’ne başvurmuş.Her sene bir ülkeye albüm yapıyorlarmış Firmam çok geniş bir araştırma yapıyor. Firma yaptıkları albümleri 59 ülkeye dağıtıyor. Yani ilk kez Kürtçe bir albüm 59 ülkede dağıtımı yapılacaktı. Bu beni çok heyecanlandırdı. Gelen teklifi uzun uzun düşündüm. … ve kararımı verdim. “Ben bu albümü yapmalıyım” dedim. Sonuçta Kürt müziği kazanacaktı. Böylece “vegere” albümü için ilk adımı atmış oldum

Sony Fransa Playsand, araştırmaları sonucunda ilk sizinle mi çalışmaya karar verdiler?

Hayır. Playsound, Kürdistan da 70 sanatçıyı dinleyerek Meryemxan’ın sesi birinci seçiliyor. . Nesrin Şervan ise ikinci oluyor. İkisi de 70’lerde hakkı rahmetine kavuşmuşlardı. Benim sesimde üçüncü olmuştu. Fransa Palysand benle çalışmaya karar verdi. Benim sesimi en otantik ses ve en güzel ses seçildi. “Vegere” albümünde meslektaşlarımdan destek görmedim

Kürt sanatçılardan bu albüme destek geldi mi?

Züber Salih’den başka hiç bir sanatçıdan destek almadım. Sevgili dostum Züber’in, “vegere” albümünde çok büyük desteklerini gördüm. Buradan Havel Züber’ çok teşekkür ediyorum. Ayrıca albüme ismini verdiğim “vegere” parçası da Züber’e ait. Dileğim başka albümlerde beraber çok daha başarılı albümlere imza atmak. Züber’in sanatından yararlanması gerektiğini düşündüğüm bir sanatçı. Destek veren de vermeyen de sağ olsun. Bu albümü meslektaşlarımın bireysel düşünmeleri yanlış . Benim başarım değil, Kürt müziğini başarısıdır. İlk kez bir albüm 59 ülkeye dağıtımı yapılıyor

Albümünüzde sizi en çok etkileyen şarkılar hangileri?

Biz sanatçılar yaptığımız şarkılarda ayrım yapmıyoruz. Bütün yaptığım şarkıları beğenerek yapıyorum.. Bebeklerim gibiler. Ama en çok beni etkileyen şarkım “weziremin” dir. Bu şarkıyı sadece kendim için yapmadım. Herkesin kendini bulabileceği bir şarkıdır.

CANE; ” BEN KÜRDİSTAN’IN, KÜRTLERİN CANE’SİYİM”

Efrine” klibinde sizi Şhakira’ya benzetenler oldu. Bu durumdan hoşnut musunuz?

Evet, son “efrine” klibimde beni Dünyaca ünlü sanatçı Şhakira’ya benzetenler oldu.
Şhakıra, çok değerli bir ses ve figür dur. Her zaman ona hayran kalmışım ,ama ona hiç benzemiyorum Ben, Kürdistan’ın ve Kürtlerin Cane’siyim. Hep halkıma layık bir sanatçı oldum. Olmayada devam edeceğim.

“Vegere”, “Re Waye”, “Eşqa Welat” ve “Wezirine”den farkı ne… ?

Bütün albümlerimin yerleri farklıdır, benim yüreğimde. Her birini yaparken farklı bir ruh halimle yaptım. İlk albümüm olan “Re Waye” benim ilk göz ağrım. Beni Cane yapan albümdür. Ayrıca Hozan Şiyar’ın da bu albümde güzel sesi ile yer alması ayrı bir heyecandır, benim için “Eşqa Welat” albümünü Avrupa’da yaptığım bir albümdü. Yurt özlemi, beni bu albümü yapmama neden oldu. Bu nedenle albümün ismi “esqa welat” dedim. “Eşga welat” albümünü temizlik yaparak kazandığım parayla yaptım. “Vegere” albümüne gelecek olursak, bu albümle Kürt müziğini dünyaya tanıtacağıma inanıyorum. İlk adım olaraktan 59 ülkede dağıtılmasıdır..Ayrıca “vegere” albümün başarısı nedenyle 4 altın ödül aldım.

“VEGERE” ALBÜMÜN BÜYÜK BAŞARISI

“vegere” albümün başarısından dolayı mi ödül aldınız?

Albümünün çok iyi bir satış grafiği var. Şuan en çok satan albümler arasında. Ayrıca 59 ülkede dağıtımı yapılmasında dolayı ve “vegere” albümümün başarısından dolayı gecen haftalarda Kürdistan da 4 altın ödül aldım.

CANE “KIZIM BENİM YAŞAM KAYNAĞIM, EN BÜYÜK DESTEKÇİM”

Hozan Cane nasıl bir anne? Kızınıza zaman ayırıyor musunuz?

Bu soruyu “kızım benim dünyam” dediğim Dilan’a, sorarsanız çok daha iyi olacaktı. Ama ben yine de cevap vermeye çalışayım. Dilan’ımla çok farklı bir iletişimimiz var. Anne kız ilişkisin den çok farklı. Arkadaş gibiyiz. Bende çocuk yaşta anne olduğum için beraber büyüdük sayılır. Dilan’im benim yaşam kaynağım. En büyük desteğim. Zamanımın büyük bir kısmını kızıma ayırıyorum. Kendisi şuan üniversite üçüncü sınıf psikoloji bölümünde okuyor.

Klasik şarkı okuyan sanatçılardan kimi beğeniyorsunuz?

Klasik şarkıları okuyan sanatçılar arasında Şehribana Kurdi, Hozan Aydın, Fate…vs bu sanatçılar aynı zamanda dengbej staranları çok iyi yorumluyorlar.

Hozan Cane’in hayali nedir?

Hayalim bir Kürt filimin de oynamak. Bu hayalim azda olsa gerçekleşti. Başrol oynamak için iki filim teklifi aldım. İlk filim çekimleri gecen ay gerçekleşti. Havaların aşırı soğuk olması nedenyle çekimlere ara verildi. Çekim sırasında çok hastalandım, en kısa zamanda filimi tamamlayacağım. Diğer bir proje ise Türkiye’den geldi. Prensipte anlaştık.

Kimlerle oynayacaksınız?

Rojin ile oynayacağım. Rojin sesi çok güçlü olmasının yanı sıra çok iyi de tiyatro sanatçısıdır. kendisi. Bu konuda çekimler sırasında fazla bir zorluk yaşmayacağımı tahmin ediyorum.

CANE, HAYRANLARINA MÜJDE, NEWROZ’DA TÜRKİYE’DE

Cane, Türkiye’de ne zaman konser verecek?

17 yıldır vatanımda ve topraklarımdan uzak kalmak zorunda kaldım. Nihayet bu yıl Newroz da sevenlerimle buluşacağım. Topraklarımın kokusunu çok özledim. Yaşamayan bilmez acıyı, vatanında ayrı yaşamayı. Sonuçta yalnızsın, tek başına mücadele etmek zorundasın. Avrupa’da yaşamak hem kolay, hem de zor yanları var..Vatanımda yaşam ne kadar zor olursa olsun . kendi topraklarımda sanatımı icra etmek isterdim. Kendi topraklarımda barış ve özgürlük türküleri söylemek isterdim. Hani derler ya” Bülbülü altın kafese koymuşlar, yinede vatanım” demiş. evet Cane’yi de altın kafese koysalarda yine “vatanım” diyeceğim.

Kaset ve konser çalışmaların dışında nelerle uğraşıyorsun?

Kaset ve konser dışında herkes gibi günde 8-9 saat çalışıyorum. Günümün büyük bölümünü kızım Dilan’a ayırıyorum. Onunla zamanımın nasıl geçtiğini fark edemiyorum. Onla beraber sinema, vb kültürel etkinliklere katılıyorum.

Hedefleriniz nelerdir?

Hedefim Kürt müziğini Dünyaya tanıtmak.

Kurdish Magazin sitesini nasıl buluyorsunuz.? Site hakkında herhangi bir öneriniz var mi?

Son dönemlerde en çok ziyaret ettiğim web sitelerin arasında geliyor. Yakından takip ediyorum. Sanat ve sanatçıya gereken önemi veriyorlar. Dileğim bu tür kaliteli web sitelerinin çoğalması. Siteniz de gerçek sanat yapan sanatçılara daha geniş yer vermenizi, istiyorum.

Son olarak, sevenlerinize bir mesajınız var mi ?

Öncelikle bana bu fırsatı verdiğiniz için size ve Kurdish Magazin ekibine çok teşekkür ediyorum. Sevenlerime de , korsan dan uzak durmalarını istiyorum. Korsan belası yüzünden bir çok sanatçı artık albüm yapamaz duruma geldiler. Bir çok firmada kapılarına kilit vurmak zorunda kaldılar. Bu yüzden korsandan uzak durmalarını istiyorum Cane, her zaman halkına layik bir sanatçı olacak. . Sevenlerime mutluluk ve huzur barış kardeşlik içinde bir dünya da yaşamalarını istiyorum. .. Selamlar saygılar

Röportaj teklifimi kabul ettiğiniz için teşekkürler…

Ez gelek spas dıkım. Heval Özgür ( ben teşekkür ederim. Özgür arkadaş)

Özgür Utuş’un Röportajı….

VIDEO