25

Zülküf Kışanak, ‘AHPARİK SARKİS Aşağı Mahalle Yok Artık’ kitabı ile Anadolu ve Mezopotamya’da yaşanan acıların köklerine iniyor.

Gazeteci-Yazar Zülküf Kışanak’ın ‘AHPARİK SARKİS Aşağı Mahalle Yok Artık’ adlı kitabı Belge Yayınevinden çıktı. Kitap, şiirsel bir dil ile bir zamanlar yeryüzü kültürünün düşünsel ve estetiksel beşiği, yüreği sayılan, sanatın felsefenin nabzını elinde tutan Anadolu, Mezopotamya’nın en otantik halklarının ve tüm mazlum halkların da Dengbêji gibi çileli tarihini anlatırken, sonsuz ağıtını da söylüyor insanlığa. İnsanı insan yapan şeyin karanlığa başkaldırısıyla, çarpıcılığı aklın çığlığı gibi etki bırakıyor. “Ruhu acıtılmamış, bedeni kanatılmamış insan yok yeryüzünde” derken, anlamsızlığın (karanlığın) içinde ışığın yüreğimize değiş anlarında, bilincimize vurulan prangalardan kurtulabiliriz diyor. İnsan bunca çağı bunca acıyı yaşarken, Zülküf Kışanak, kendi tarihinin de acılarının köklerine iniyor, inceliyor ve irdeliyor. Yazar romanında, insandaki vahşeti, bu vahşetin kökenini ve bu vahşeti yöneten yasaları inceliyor.

İnsanla insanın, insanla yaşamın arasındaki bu yabancılaşmanın ve vahşetin arasındaki sır? Tarihin pusu kurduğu zamanlarda, kim zengin olacaksa onun kutsal olacağı, paranın, malın mülkün imparatorluğunun kurulacağı, sonrasında gelen ise etnik ve din düşmanlığıdır. “Beyler en verimli bakımlı büyük tarlaları kendi aralarında paylaştılar. Geri kalanlara da marabalar kondu.” Önce, yüzyıllardır ana topraklarında yaşayan ve gidecekleri başka yerleri de olmayan yetenekli Ermeni halkını katlederek engizisyonlarında yargılayacaklardır. Sonrasında Türk İslam sentezi daha iyi olacaktır. Oysa yeterdi herkese, Anadolu toprakları beraberce komşu kanı ile yıkanmadan.

Dewran ile Ahparik bir bütündür…

Anı – roman kitap, okuyucuya senaryo etkisi verirken filmografik akışı kanlı tarihin gazabıyla yaşanılamamış parçalanmış hayatlar ana örgüsüdür. Yazarda öz ve biçim arasındaki diyalektik ilişki, neyi nasıl anlatacağının sağlam işçiliğindedir. Toplumsal analiziyle bilincimize vurulan prangadan kurtarma gayreti içindedir. Karanlıkta yürümek kimseyi bir yere götürmez çünkü. Ana karakter Dewran ile Ahparik (kardeşim) Sarkis bir bütündür adeta. Okuyucu içsesiyle yazarını da arar içinde. Heredan’lı Dewran’ın yüreğinin kayıp parçası, kardeşlerin en firarisi Heredan’lı Ahparik Sarkis’i büyük kırımdan sonra kaybedip ararken başlayan yılları, yaşamının bütününün adanmışlığı olur. Dewran’ın yaşadığı büyük ızdırap, korumasız yardımsız Ermeni halkının vahşi kıyımına olduğu kadar, kendi halkına ve tüm mazlum halklar içindir. Bu acıyı anlatış biçimi İsa’nın çileciliğinde, destansı lirik bir dildir. Tüm insan hallerini de kapsayan en yücesinden cücesine karakter çözümlemeleridir.

“Heselm de bulduğun kuzen Sarkis, seni misafir ettiği konağın büyükbabası Zekele ağadan kalma olduğundan bahsetti mi? Nereden Heselm köyüne geldiği bilinmeyen Cemalo ağa el koymuş konağa. Sarkis’in büyükbabası tarafından ünlü duvar ustası Ermeni Ardaş ustaya yaptırmış çift katlı çift eyvanlı konak. Sarkis konağın hemen sağ girişindeki eski at ahırında yaşıyormuş karısı muhacir Fate ile birlikte. Marabası olduğu konağın, büyükbabasının olduğunu söylemedi öyleyse Sarkis?..”

Sultan Reşat, Enver Paşa ve Barut…

Romandaki olaylar tesadüfler değildir, birbiri içinde doğan kanı kanla yıkayan hüzünlü öykülerdir. “Aslına bakarsan hepimizin bir parça günahı var her geçen gün biraz büyüyen kötülükte.” Bir anlamıyla da Kürt halkının Ermeni halkından özrüdür.” Yoksul Kürt vahşet çığlıklarıyla ölüme gidenlerin cesetlerinden neyi var neyi yok alıp giyindiler.” Kırıma katılmayan Kürtleri de cezalandırdılar.

Osmanlının pusu kurduğu, doğanında onaylamayacağı kıyımını yaşatmadığı Ermenilere ne bir dere ne bir düden ne bir uçurum bırakmıştır. Sultan Reşat, Enver Paşa ve Barut Ali gibilerin kanlı tarihi, savaşta oldukları bahanesiyle yoksul köylüden yiyeceklerini almış vergi toplamış, askere gidenler geri dönememiş ve Kürt isyanları da vahşice bastırılmıştır. Dewran’ın yarısı olan, Vartanuş teyzenin ana kuzusu Heredan’lı Ahparik Sarkisi ararken, asıl insanlığı aramıştır. Yazar Kışanak ise, “İnsan çok şeyi unutabilir ama tanığı olduğu zulmü, köle pranga gibi beynine vurulmuş çığlığı hiçbir zaman unutamaz” demektedir yapıtında. Matematiksel mantığın devrimci sürecine böylede girilir elbette.

Heredan’da buluşmak tesadüf değil

Şeyhmus Diken, GİTTİLER İŞTE adlı deneme kitabında Diyarbekir’li Mıgırdiç Margosyan’dan bahsederken, Zülküf Kışanak ile anı edebiyatta, Heredan’da karşlaşmaları tesadüf değil elbette. “Heredan, bugün Diyarbekir’in Dicle ilçesine bağlı, şimdiki adı Kırkpınar olan, 1870’lerde 50 hanesinden 18’inin Ermeni olduğu Margosyanların köyü. Baba Sarkis 1915 yılında, kırımlarda daha 4 yaşındayken Siverekli bir Zaza köy ağası tarafından kapılmış. Sünnet ettirilmiş ve adı da Ali olmuştur. İşte kim bilebilirki, beklide o çocukluk günlerindeki kimlik değişimine tepkidir baba Sarkis’in yaşam boyu Ermeni kimliğini cümle aleme ayan beyan haykırması. Bu sebepten belki de Margosyan daha on beşindeyken ve kendi ifadesiyle “evlenmeyi düşlerken” İstanbul’a okumaya yollanmıştır. Ve bugün İstanbul Şişli’deki Ermeni mezarlığında yatan hemşehri Dişçi Sarkis’in mezar taşında Heredan’lı Sarkis Margos 1911 – 1989 yazması bundandır.” Yazar Kışanak’ın Dewran’ı da sürüsünden kopartılmış kanadı kırık başka bir Berdan kuşunu, sonsuz aradığı Ahparik Sarkis’ini uğurlamıştı Heredan’dan.

M.Margosyan’ın ‘Tespih Taneleri’ adlı anı romanındaki baba köyü ise: “Saro nenem Heredan’daki evlerinde tarhana hazırlayıp kuruması için dama sermiş; aynı gün, bahçeden topladığı sebzelerle turşu kurmuş; ama o yılın hem damdaki tarhana, hem de kilerdeki turşu kurtlandığı gibi, bir de o kara haber köye ulaşmış. Ermeniler köylerini boşaltıp Kafle’ye çıkacak!..” Ahparik Zülküf’ün, Mıgırdiç Margosyan’la Heredan’da karşılaşmaları tesadüf değildir elbette. Aşağı Mahalle Yok Artık ama Anadolu’muzun bu üç değerli yazarı kadim Mezapotamyanın oğullarıdır. İnsanlıkta buluşmak dileğiyle.

GÜLTEN MADENLİ / Sanat Tarihçisi

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

32

Birçok medeniyet, uygarlık ve dine beşiklik etmiş, tarihi Asur şehri, olan Diyarbakır’ın Eğil İlçesi’ndeki Asur Kalesi ilk günkü görkemiyle Dicle Nehri’nin kenarında bölgeyi ziyaret edenleri cezbediyor.

Birçok medeniyet, uygarlık ve dine beşiklik etmiş, tarihi Asur şehri, peygamber, Azizler ve Nebiler diyarı olarak da bilinen Diyarbakır’ın kuzeybatısında ve Diyarbakır’a 50 kilometre uzaklıkta şirin bir ilçe olan Eğil’deki Asur Kalesi ilk günkü görkemiyle Dicle Nehri’ne bakıyor.

Geçmişin medeniyet kalıntılarını içinde barındıran, Eğil Asur Kalesi, Kalecik Kalesi, Selman Cibeb (Cebeb) Kalesi, Asur Kral Mezarları, (suni) mağaralar, hamamlar, Taciyan Camisi, Nisanoğlu Türbesi, mağara, kilise, Şerbettin (Kalkan Köyü) Hanı, Kasım Bey Kümbeti, Yer altı sarnıcı, Kaleden Dicle Nehrine inen gizli iki yol, hamamlara inen gizli yol, kaleyi kuşatmalarda veya kaybedilen savaşlardan sonra, kral ve yakınlarının gizli ve kimselere görünmeden, yer altından kaçışlarını sağlayan tünel veya tünelleriyle turistlerin uğrak yerlerinin başında geliyor.

Urartular; Supani veya Supa, Romalılar döneminde; Arkochthiokerta, Artagigarta, Bizanslılar döneminde; Banaz, Basilon, Phrourion daha sonra da İngila adının verildiği Eğil bölgesi İngilen/İngiline, Encil, Geil, Ekle, Agel adları şeklinde geçer. Eğil’in adı Evliya Çelebi Seyahatnamesinde de zazaca “Gêl” biçiminde geçerken, bölge insanının bir bölümü günümüzde dahi “Gêl” ifadesini kullanıyor. Şeref Han’ın Şerefname adlı eserinde de Eğil ile ilgili, “Bu Eğil, eğik bir kemer üzerinde kurulmuş, sağlam bir kaledir ve o kadar yüksektir ki; ona bakan herkese korku ve vehim hakim olur” ifadelere yer verilir.

Sırasıyla Urartular, Medler, Persler, Büyük İskender, Slevoklar, Partlar, Büyük Tigran, Roma-Bizans, Ermeniler, Büyük Selçuklular, Nisanoğulları, Timur, Akkoyunlular, Safeviler’in hüküm sürdüğü Eğil ve bölgesinde hala söz konusu medeniyetlerden kalıntılar mevcut.

Bunların en önemlisi ve hala ayakta kalanlarından bir tanesi de Eğil Asur Kalesi’dir. Asurlular zamanında yapıldığı tahmin edilen yekpare bir kaya zemin üzerine oturtulmuş üç tarafı derin vadilerle çevrili, öteki tarafı da oyularak, stratejisi önemli bir yapıya kavuşturulan kalenin etrafı bugün dahi varlığını koruyan surlarla çevrili halde. Kale, piknik için Dicle Nehri’nin kenarına gelenleri ilk günkü ihtişamı ile halen cezbediyor.

ANF NEWS AGENCY

9

Mezopotamya Kültür Merkezi sanatçıları efsanevi Kürt Şair Baba Tahirê Uryan’ın şiirlerinden oluşan besteleriyle Diyarbakırlılara unutulmaz müzik ziyafeti verdi….

Mezopotamya Kültür Merkezi sanatçıları tarafından Klasik Kürt Edebiyatı´nın önemli şairi Baba Tahirî Uryanî Hemedanî´nin beyitlerinden oluşan “Diwan-a Dubeytî” adlı müzik, şiir ve dans gösterisi Diyarbakır’da sahnelendi.

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi tarafından organize edilen etkinliğe BDP İl Başkanı Mehmet Ali Aydın, Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, Dicle Anter, Yazar Şeyhmus Diken, kentte faaliyet yürüten müzisyenler, tiyatrocular, edebiyat çevresi ve çok sayıda kişi katıldı.

Büyükşehir BelediyeSİ Tiyatro Salonu’nda gerçekleşen etkinlikte Nurcan Değirmenci, Meral Tekci, Zelal Gökçe, Serhat Ertuna ve Serhat Kural’ın yorumuyla Uryan’ın felsefik derinliğe sahip şiirlerinin besteleri mistik bir ortamda dinleyicileri adeta büyüledi. Uryan’ın 13 eserinin bestelendiği projede,Yeşim Coşkun’un dans performansı da izleyiciden büyük ilgi gördü.

Tüm müziklerin düzenlemesini yapan Ahmet Tirgil kemanıyla gruba eşlik ederken; tamburda  Beriwan Ayaz, elektro gitarda Murat Çorak, perküsyonda Hogir, bas gitarda Olcay Bozkurt, kavalda Sabır Erdinç enstrüman çaldı.

Bin yıllık susuzluğumuzu giderdiniz

Seyirciden büyük alkış alan sanatçıları sahneye gelen Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir çiçek vererek kutladı. Baydemir,“Bugün bu sesinizle bizlere bir tas zemzem suyu vererek, bin yıllık susuzluğumuzu dindirmiş, bizleri farahlatmış oldunuz” diyerek sanatçılara teşekkür etti. Bin yıldır bu dilin ve kültürün varlığını koruyarak bugünlere geldiğini tüm dünyanın iyi bilmesi gerektiğini ifade eden Baydemir, sözlerini şöyle sürdürdü: “Edebiyatı, kültürü ve sanatı Baba Tahirê Uryan, Feqîye Teyran, Ehmedê Xanî gibi şahsiyetlerin mayasıyla yoğrulduğu müddetçe bu halkın sırtı yere gelmeyecektir. Yolu hep açık olacaktır”  

Program konserin ardından verilen kokteylle sona erdi.

 Proje 7 ayda tamamlandı

Sanatçılar projeyi tanımlarken; 7 ay süren bir araştırma sonucunda projenin ete kemiğe büründüğünü söyleyerek, Uryan’ın şiirlerinin güçlü içeriği ve edebi bütünlüğünün kendilerini zorlarken aynı zamanda kimlik bütünlüğü, Kürt dilinin zenginliği ve duygusunun üzerlerinde etki bıraktığını ifade ettiler. Projede yer alan sanatçılar amaçlarını ise şöyle açıkladı: “Kürt edebiyatını sanatla buluşturmak, Kürt sanatını da Kürt edebiyatı ile buluşturmak büyük bir gurur olduğu gibi aynı zamanda bir sanatçı sorumluluğudur”

74

Dünyaca ünlü keman virtüözü Farid Farjad özel bir organizasyon kapsamında Ankara, İzmir ve İstanbul’da sevenleriyle buluşacak.

Dünyaca ünlü İranlı keman virtüözü Farid Farjad İllusion konserler dizisi kapsamında Türkiye’ye geliyor. 4 Aralık’ta Ankara’da, 6 Aralık’ta İzmir’de Ahmet Adnan Saygun Kültür Merkezi’nde, 8 ve 11 Aralık’ta da İstanbul’da sevenleriyle buluşacak olan Farjad’ın konser bilet ücretleri ise 45 TL ile 110 TL arasında.

1938 Tahran doğumlu Farjad, 1966 yılında Tahran Müzik Konservatuar’ında klasik müzik alanında mastır yaptı. Tahran Senfoni Orkestrası’nda uzun süre görev alan Farjad, keman ile batı klasik müziği üzerine deneysel çalışmaların altına imza attı. Farjad’ın Fars müziğinin gelişmesinde büyük katkıları bulunuyor. Son olarak 4 albümlük An Roozha (Ters Lale) serisi yayımlanan Farjad’ın Golha Orkestrası ile kollektif bir albümü de bulunuyor.

48

Klasik Kürtçe müzik dışında, Kürtçe Rock ve Pop tarzında müzik yapan sanatçılara her geçen gün yenileri katılıyor. Diyarbakır’lı Mırady’ye bu sanatçılardan biri. Son dönemlerde Kürt müziğinde önemli derecede artış gösteren modern yapılı albümlere bir yenisi daha eklendi. 

Diyarbakır’da müzik çalışmalarını sürdüren Mırady’nin, hazırlıklarını 3 yılda tamamladığı ilk solo albümü “Xemname” Ses Müzik etiketiyle yayınlandı. Dokuz şarkıdan oluşan albümdeki dört eserin sözleri Mırady’nin kendisine, diğer eserlerin sözleri ise Arjen Ari, Osman Memed, Rojin Xewn, İtil Yojif, Feqiyê Teyran gibi şairlere ait.

Tüm besteleri sanatçıya ait olan Xemname’de, Suren Asaduryan, Vağo, Nedim Nalbantoğlu gibi müzisyenler sanatçıya eşlik ettiler.

Ağırlıklı olarak Rock formunun imkanlarıyla hazırlanan albüm yer yer pop ve etnik müzik türlerinin alternatif düzeyli harmanıyla, Kürtçe çalışmalardan farklı özgün soundlar içeriyor.

Şarkı sözlerinde, bireyin yalnızlığının hedef alındığı çalışma ölüm, aşk, yalnızlık ve isyan gibi temalar etrafında şekillenirken, Mırady’in asıl derdi Kürtçe’de modern müziğe yeni imkanlar kazandırmak.

Müziğe Diyarbakır’da üniversite yıllarında başladığını belirten Mırady, ailesinin de destek vermesiyle, okul dışında müziğe ağırlık verdiğini anlatıyor.

Yaklaşık 6 ay önce çıkan ve hazırlıkları 3 yıl süren “Xemname”, Rock eksenli, pop müzik ve etnik müzik temalı bir albüm.

Kürtçe müzik yapıldığını ama albüm satışlarının iyi olmadığını belirten Mırady, bunun sebebinin sadece korsan CD’ler, yada internet olmadığını, yapımcıların, dinleyicilerin ilgisizliğinin ve görünmeyen baskılarının da birlikte bir sıkıntı oluşturduğunu söylüyor.

Kürt müziğinin sorunları üzerine, Kürt sanatçıların bir tavır grubu oluşturduğunu ve amaçlarının Kürt müziğinin sorunlarını kamuoyuna sunmak ve çözüm yolları arayan bir platform oluşturmak olduğunu belirten Mırady, ancak kamuoyunun ilgisizliği nedeniyle bu grubun tam amacına ulaşmadığını, hala müzisyenlerin konserlerini yapamadığını ve hazırlanan kliplerin Televizyonlarda yayınlanmadığını, bunun da Kürt müziğinin tanıtımı açısından sıkıntı yarattığını anlatıyor.

Yaşanan sıkıntılara rağmen, yeni bir albüm çalışmasını sürdürdüğünü ve önümüzdeki yıl bunu piyasaya sunacağını anlatan Mırady, halen Diyarbakır’da ve Diyarbakır’da müzik çalışmalarını sürdürüyor.

ANF NEWS AGENCY

20

Ünlü Kürt Edebiyatçısı Ehmedê Xanî’nin kaleme aldığı destandan Cuma Boynukara tarafından oyunlaştırılan ’Mem ile Zin’, Semaver Kumpanya tarafından Işıl Kapasoğlu’nun rejisiyle sahnelendi. Ankara Devlet Tiyatrosu Şinasi Sahnesi’nde, 9. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali kapsamında dün akşam sahne alan Semaver Kumpanya, ünlü Kürt destanı “Mem ile Zin”i beğeniye sundu. Salonun tamamen dolduğu gözlenen oyun seyircilerin beğenisini kazandı. Birbirini çok seven, ancak kavuşamayan Mem ile Zin’in hikayesinin anlatıldığı oyun, görselliği ve ritüelleri ile göz doldurdu.

134

Kürtçe söylediği şarkılarla adını duyuran Rojin ’Jan’ adlı albümünde ilginç bir sentez yaptı. 9’u Kürtçe, 6’sı Türkçe 15 şarkı seslendiren Rojin dillere pelesenk olmuş şarkıların Kürtçe versiyonlarına yer verdi albümde. Bir Loreena McKennitt klasiği olan ’Tango To Evora’ya Kürtçe sözler yazan Rojin şarkıyı ’Jan’ adıyla yeniden yorumladı.Daha önce de Nilüfer bu şarkıyı ‘Çok Uzaklarda’ adıyla seslendirmişti. Sezen Aksu’nun ‘Vazgeçtim’, Melike Demirağ’ın ‘Arkadaş’ı, Hakkı Bulut’un ikimiz Bir Fidanız’ da Kürtçe söz yazılan diğer parçalar. Bu arada beste sahiplerinin hiçbiri Rojin’den tek kuruş almamış.

36

Geçtiğimiz günlerde yaşamını yitiren Kürt müziğinin usta sesi dengbej Karepete Xaço, çeşitli etkinliklerle anılmaya devam ediyor.

Almanya’nın Köln kentindeki Baran Kultur Haus’da bir araya gelen Kürdistanlı sanatçılar, Karepete Xaço’yu andı. Kürdistan Sanatçılar Birliği tarafından düzenlenen anma törenin açılış konuşmasını, birliğin başkanı Rotinda Yetkiner yaptı.

Bir çok sanatçının bulunduğu anmada, Xaço’nun örnek yaşamı ve sanata katkıları anlatıldı. Her bir sanatçının Xaço’nun birer klamını seslendirdiği gece, Hozan Şemdin’in okuduğu Xaço klasikleriyle, son buldu.

Xaço için bir anma etkinliği de, Mardin’in Nusaybin ilçesinde düzenlendi. Aralarında Nusaybin Belediye Başkanı Mehmet Tanhan’ın da bulunduğu anmaya, yaklaşık 500 kişi katıldı. Anmada bir araya gelen Dengbejler, söyledikleri klamlarla hem Xaço’yu andılar, hem de Xaço sevenlere hüzünlü anlar yaşattılar.

VIDEO