5

Ben 01 .12.1966 da Dersimin Mazgirt ilçesine bağlı Hewedan (Ayvatli)köyünde, soğuk bir kış gününde sevgili anneme epey eziyetler çektirerek hayata gözlerimi açmışım. Ben ailemizin ikinci çocuğu olma unvanını kazanmışım.

Yani sevgili annem benden önce sevgili babamın da küçümsenemez katkılarıyla bir erkek çocuk vebenden sonrada iki kiz çocugu ve en sonda bir erkek çocukla aile mufredatını tamamlamışlar. 5 kardeş anne ve baba 7 kişilik köy yerinde küçük sayılabilecek bir aile oluvermişiz.
20 hanelik köyde bütün aileler gibi yarı tarımcılık ve yari hayvancılıkla uğrasan ailemiz, birde babamın bizim ekmek teknemiz sayılan davuluyla geçinirdi. Babam yöremizde sevilen ve davulu oldukça güzel çalabilen yarı profosyonel gerçek bir sanatçıydı. Kaderin cilvesi, acımasız koşullari ve zaman zaman sundugu sanşlar bizi yıllar sonra meslekdaş yaptı.. Ve ben bu saygı değer ayrıca benim için kutsal olan meslekdaşımla hep gurur duydum. Bana çok şeyler öğretti hayat mücadelesinde..
İlkokulun 1. ve 5. sınıflarını komşu köyümüzde 2,3,4. sınıflarını Elazıg da okudum. Orta okul ve liseyi

Bingöl de okudum. Gençliğimin en güzel yılları Bingöl de geçti. Artık yavaş yavaş delikanlı olmayı, ilk aşık olmayı orada yaşadım. Okul zamanı dışında zamanım çok sevdiğim köyümde geçiyordu. Köydeki her işi çok büyük bir beceriyle yapardim. Köyümü ve köylülerimi çok severdim, halada onlara olan sevgim ve hasretim, fırından taze çıkmış somun ekmeği ikiye böldüğünde çıkan buharı gibi yüregimde, gözümde, burnumda tütüp durmakta..
Derken okul bitti. Bir yıl metropollerde çalıştıktan sonra, zalim askerlik geldi çattı. Onuda yaptık utanmadan, oda bitti. Sonra sene 1988 in sonbaharı ver elini avrupa, burda ne varsa artık? Geldik. Hiç zaman kaybetmeden sanat çalışmaları başladı, müzik, tiyatro, folklor çalışmalarına katıldım. Tabiki daha çok müzikle uğraşıyordum. Te böyle siz nereden bilebilirdinizki yıllar sonra başınıza bela olacağımı.Sonra kaderde avrupaya gelmekde varmis,
Almanya ya geldim ve Koma Berxwedan calismalarinda yer aldim.Koma Berxwedan benim icin okul oldu

Arkadaslarin tecrubelerinden ve yeteneklerinden dogru yararlanmaya calistim.Gurup calismalari, zaman zaman olan sanat kurslari yine cok sesli koro calismalari giderek tecrube kazandiriyordu.Yine dunya nin her yerinde olan konserler kulturel etkinliklere katimam bana bir yandan cesaret kazandiriyor bir yandanda sanatcinin topluma karsi sorumluluk bilincini ve cidiyetini asiliyordu..Koma.B. nin yaklasik 7 albumune birer veya ikiser parcayla katildim.Sonra 1992 de ilk solo albumumu (KERWAN ) i yaptim.Ardindan CEGA JINE daha sonraWAY DINYAYE onun ardindan TINA ROJE ve en sonda GULE NECE siz sevgili dinleyicilerimin begenisine sundum..

Bu albumlerde daha cok kendi bestelerimi okudum zaman zamn saygi deger sanatci arkadaslarimin bestelerinide okudum.Ayrica cok guzel ask ve yasam kokan Kurt foklorik halk sarkilarimiz benim repertuarimin vazgecilmez parcalari oldu.
Yine benim icin onemli olan bir seyi belirtmeden gecemiyecem.

Bitmedi....Iyi kötü bir sanatcinin taninmasi gerektigi kadartaniniyorum.5 album yaptim.Ama hala bir gun sanatci olabilecekmiyim hayalim cok can alici bir sekilde gunceligini koruyor.Sanatin evrensel genisligi ve sonsuz derinliginin bir kosesini kapmanin popülizm le olamiyacagini cok iyi biliyorum.Sesin güzel olmasi.onlarca album yapmak ve populer olmak fazla zor ve imkansiz degildir.Bütün bunlara belli cabalarla ulasilabilinir.Ama bunlara ragmen sanatci olunamiyacagini isin icine iyice girip sorumluluklarin ve cidiyetin farkina vardikca anladim.Sen yol aldikca sorumlulukta buyuyor. Demekki asil sanatci cok popüler cok album yapan ve cok satan degil. Öz yapan, kesinlikle üretebilen evrensel degerleri esas alan ve kendi capinda insanligi,toplumu karanliktan aydinliga,cirkinliklerden güzeliklere dogru sürükleyendir,yol gösterendir.
Bütün Dinleyicilerime Yürekten Saygi ven Sevgilerimle
DİYAR

19

1969 yılında Ağrı Dağının eteklerinde Serhad’ın kalbi Doğubayazıt ta doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini burada tamamladı. 1991 yılında MKM’nin kuruluşuyla beraber profesyonel müzik çalışmalarına başladı. Aynı yıllarda Koma Rojhılat müzik grubunu kurdu. Grupla birlikte 1997 yılında “Mezrabotan ım Ez” adlı ilk albümü çıkardı.

Ehmedê Xanî ’nin diyarı olarakta bilinen Doğubayazıt’ta büyümesi, ailesinden de gelen kurdi ruh ve yetenek, yine Erivan Radyosu ve geleneksel Dengbejlik kültürünün yansımaları kendisinin sanatsal çalışmasında önemli bir etki yarattı.Bu durum zamanla Mezopotamya Kültür Merkezindeki müzikal ve sanatsal çalışmalarında da etkisini göstererek daha da olgunlaştı. Bu dönemlerde grubuyla ülkede, Avrupada, Balkanlarda, Kafkasyada ve Dünyanın çeşitli yerlerinde konserler verdi. Mezopotamya Kültür Merkezi müzik biriminde yöneticilikte yapan İbrahim Rojhılat 2001 yılında Newroz programı için gittiği Avustralya’da kalarak oranın ülke vatandaşlığına geçti. Özellikle Kürt Dengbejlik Geleneği ve Kürt Otantik Müziği derlemeleriyle ilgili araştırmalarda yapan İbrahim rojhılat BENGÎ’nin ilk hazırlıklarına Avustralya’da başladı. BENGÎ de seçtiği repertuarı ve yorumuyla gerçek sanatsal kimliğini ortaya koyduğunu ve kendisini kendine has yorumuyla ifade etme fırsatı bulduğunu da söyleyen İbrahim Rojhılat bu albümü ülkesinin düşünce ve emek deryasında bir damla olarak görüyor.

Bengî
Bengî aşka teslimiyetin adıdır, aşka esirlik halidir. Esir alınan değil esir olandır Bengî, zora boyun eğmez, esir alınamazdır. Toplumsal değer ve yargılar ona uymaz, o sadece aşkın değerleriyle yaşar yada gerekirse o uğurda ölür. Aşkın sofusu Bengî, bütün yaşamını tasavvuf şeyhlerinin kırk gün süren oruçları gibi sürdürür. Aşkın ermişi Bengî, çarmıha gerili Hallac gibi, bütün acılardan özgürlüğe aşk türküleri söyler.
Bengî Memê Alan’ın aşıklığı, Tajdîn’in gönül dostluğu, Sîyabend’in yürek yanıklığıdır.
Ehmedê Xanî’nin kalemindeki mürekkep, Melayê Cizîrî’nin ilmi, Cîgerxwîn’in adıdır Bengî. O dengbêjlerin güçlü sesidir ki; bin yıldır Yüksek dağların yalçın kayalıklarında yankılanandır.

Nîjad Arda

12

Rojhan Beken 1974 yilinda Mardinli bir ailenin çocugu olarak dunyaya geldi.Bir kulagi oldugunu farkettigi andan itibaren muzigin varligini kesfetti.Ailesinden duydugu masallari,halk hikayelerinin aksi taraflarinin ayrintilarini besteledi.O hiç bir zaman standart şeylere itibar etmedi.Farkli ve kenara itilmiş ayrintilarin peşinde koştu

5-6 yaşlarinda Pazar gunlerini ‘muzik etkinlikleri’ olarak kutlamaya başladi.Çünkü kendini banyoya kapatip besteledigi masallari haykirarak ilk rock isyanlarini keşfetti.Haksizliga ugramiş masal kahramanlarinin çıglıklarini duyuruyordu duvarlara..ve Bir gun bir muzik markette bir rock albumun kayitlarini dinlediginde:’Bu adam benim yaptigimi yapiyor ‘dedi..Yaptigi seyin isminin Rock oldugunu da 8-9 yaşlarinda anlamiş oldu.Elektro gitar barindirmayan müziklere uzak durdu ve onlari hissetmedi.
Üniversiteyi Trakya üniversitesi Egitim Fakültesinde okudu..Profesyonel muzik adımlarini da orda atmis oldu.Edirne’de iken Arkadaşlariyla gruplar kurdu..Edirne’de Çagim Bar’da Haluk Levent’le arkadaş oldugunda daha Haluk’un ”Yollarda ‘ albumu çikmamişti..Ama Rojhan ,Ankarali bir kiz tarafindan terkedildiği gunlerde Haluk’un ANKARA şarkisiyla anadolurock ve Haluk’un muzigini sevmeye başladi. Uzun yillar Haluk Levet’le çalişan Rojhan’in albumlerinde bir çok söz ve bestesi de yer aldi.”Bir mesaj gönder’,’Aşktan Emir var’ gibi sevilen şarkilarda sonra Haluk’un son albumunde yer alan :’Mülteci’ şarkisinin da söz ve bestesine imzasini atti .
O, kendi anadilini konuşamamanin ezikliğini uzun yillar yüreginde bir yük gibi taşıdı..Kendisinden çalinmiş bir hayatti Kürtçe konuşamamak..ve kendi kendine anadilini ögrenmek için 2002 yilinda çalişmalara başladi.Kürtçe muzik cdlerinden telaffuz problemini çözmeye başladiğinda Kürt sanatçilarini yeni tanimiş oluyordu..

Ciwan Haco,Şivan Perwer ,Çar Newa,Koma Rewşen ve Koma Wetan’i da bu sirada dinlemeye başladi.Muzikal olrak yabancilik hissetse de bu sanatçilarin albumlerini çok sevdi..Ama hala kendi anadilinde rock profili çizen bir Kürtçe albumun olmamasindan yakiniyordu.
Haluk bir gun Rojhanin yüregini darmadagin eden bir söz söyledi:”Sen Kürt degil misin..Neden şarkilarini annenin sana şarki söylediği dilde söylemiyorsun?”
Rojhan, zaten uzun yillardir bu düşüncedeydi ama daha Kürtçe’yi tam konuşamadan bunu yapmayi samimi bulmadi..Fakat bir gun bir gazetede okudugu bir haber onun yüregine Irkinin yaşadiği acıları hatirlatti ve bir daha asla unutamayacagi bir yürek yangını başladı.
Diyarbakir’in Lice ilçesinde 14 yaşinda bir çocuk bir köy baskininda vurulmuştu.Babasinin:”Ben sabah uyandiğimda kime LAWO diyeceğim” çiğliklaryla Liceli babanın evlat acisini eşdeger hisseden Rojhan Beken,sırılsıklam bir gitarla bu kürt lawosunun acısını satirlara döktü ve besteledi..Böylece Kürtçe yaptiği ilk beste de Liceli Kürt çocugun resmi yitirilişi üzerine oldu..Bu bir isyandi.ve ”Artik çocuklarimizi vurmayin’ haykirişiydi.Fakat ,yaşamin bir çocuk için ne anlam taşidiğini anlamayanlar var olmaya devam edecekti ve çok geçmeden hemşerisi olan UĞUR KAYMAZ adli masum bir çocugun daha resmi vuruluşunu okuyacakti gazetelerden….
O ezberbozucuydu ve rock zaten buydu:İşte bu yüzden çok düzenli bir hayati varken ve ögretmenken Kürtçe rock muzik yapmaya başladi.. o daima var olani degil ,kaybettiklerini geri almanin mucadelesini hissetti..Sorgulamak her şeyi ve yüregini ateşlere atarak yanmanin acisiyla yananlari anlamaya çalişarak.. Lawo onun ilk albumu ve İstanbulda yaşiyor.

ALBÜMLERİ
Rojhan Beken
Lawo

24

1971 Diyarbakır doğumlu Murat Batgi, Marmara Üniversitesi İktisat Fakültesinde okudu. 13 Yıldır tiyatro ile ilgilenen Batgi, 12 yıldır Mezopotamya Kültür Merkezinde tiyatral çalışmalarını sürdürüyor. Teatra Jiyana Nû bünyesinde 20’den fazla oyunda oyuncu olarak yer aldı. 2002 yılından bu yana tek kişilik gösteriler yapıyor. İlk oyunu Zimandirêj(ş)’i, acı çeken dilde komedi olarak tanımlıyor. Oyunculuk dışında mizah yazıları yazan Murat Batgi’nin 2003 yılı içerisinde Aram yayınlarından “Şûjin”(Çuvaldız) adlı bir mizah kitabı
çıktı. Zimandirêj(ş) adlı oyununu şöyle tanımlıyor: “Oyun, dil insan, dil aşk, dil toplum ilişkisini anlatmayı, aralarındaki ilişkileri irdelemeyi amaçlıyor. Oyuna sadece komedi demek yanlış olur, zira Celadet Bedirxan, Musa Anter, Osman Sebrî, Feqî Hüseyin Sağnıç gibi bilgelerin amaçlarını, dile ilişkin çalışmalarını ve emeklerini, ödediği bedelleri de sahneye yansıtmak istiyor

126

Şehribana Kurdi 1973 yılında İzmir de memur bir ailenin büyük çocuğu olarak dünya’ya geldi. Babası devlet memuru olduğu için Metropola taşınmak zorunda kaldılar.

Şehriban hanımın babası Mardin’in Kızıltepe ilçesinin Xursa navê köyündendir. Annesi ise Diyarbakır Çınar ilçesindendir Şehriban hanım, Ömeriyan aşiretinden olup, Ömeriyan Aşireti bölgenin en önemli Aşiretlerinden olup, bu aşiretin içinden Muradê Kinê gibi tarihe mal olmuş bir cok sanatçı çıkmıştır. Bölge olarak da tarihi bir yere sahip olan Mardin sanat ve kültür olarak da çok zengin bir konumdadır.
Şehribana Kurdi 1983 yılında İzmir’de yapılan bir ses yarışmasında yaklaşık 32 kişinin arasında birinci oldu. Bu yarışma Halk Müziği dalında idi ve Şehriban hanım „Ben doğarken ağlamışım“ adlı şarkıyı okuyarak birinci olmuştu.
Şehriban Hanım, 1987’de okulda ve aile içi eğlencelerde şarkı söylemeye başlamıştır. Profesyonel anlamda da 1991 yılında sanat dünyasına adım atmıştır ve ilk kaseti olan „Ez Keçim keça kurdame“ yani „ben bir kürt kızıyım“ isimli eseri ile büyük bir çıkış yaptı. Yalınız bu eserinden bir yıl önce profesyonel hocalardan şan dersleri(ses kulanımı) aldı ve gırtlağını ustaca kullanmayı öğrendi.
O yıllarda Türkiye de yaşayan Kürtlerin dili yasaklanmıştı. Aynı zamanda birçok kürt sanatçısı kaset çıkarmaya başlamışlardı. Ama kısa zamanda Şehribana Kurdi’nin namı ve sesi Türkiye sınırlarını aştı. Hatta Azeri, Türk ve Arapların içinde de dinlenmeye başlandı. Bu da doğal bir şeydi, çünkü Şehriban hanım çok güzel bir sese sahipti ve bu nedenle çok iyi bir şekilde sanat hayatına atıldı. 1992 yılında „Sorgulamın“ yani „Kırmızı gülüm“ ve 1993 yılında da „Yek, du, se“ yani „Bir, iki, üç“ isimli üçüncü kasetini ve 1994 yılında da Almanya’da „Em hatın“ yani „Biz geldik“ isimli 4. kasetini çıkardı ve büyük kitleler tarafında büyük ilgi ile karşılandı.
Şehriban hanım hem ailevi hemde sanat yaşamında çok disiplinli olup, çocuklarını temiz, ahlaklı ve topluma yararlı çocuklar olarak yetiştirmeye özen gösterir. Sanatında da „Bir sanatçi şayet klasik bir parçayı okuyacaksa o şarkının hakkını vermelidir, şayet hakkını vermeyecekse okumamalıdır“ görüşünü savunur. Şehriban hanım, „Ben dinine bağlı inançlı bir insanım. Allah’ü teala bana güzel bir ses vermiş. Bende sesimle mazlum halkımın en insani hakları olan özgür bir yaşam için mücadele ediyorum“.
Şehribana Kurdi son kaset ve cd’si olan „Barış, Yekiti“ ile büyük hoca M.Dilşad Said güzel çalışmasıyla çok ayrı ve yeni bir çalışmadır.Bu eserin kürt müziğinde bir ilk olduğu inancındayız.
Şehriban hanım ahlaklı ve halkının prensiplerine olan kişiliği ile halkının aradında onurlu bir yer edinmiştir. Son çalışmasında; Hasan Cıziri, Meryem Xan, Kewis Ağa ve Hesen Zirek’i ölümsüz kürt sanatçıları da saygı ile anmaktadır.
Şehriban hanım dört çocuk annesidir. Çocukları: Piroz, Navdar Rojhat, Raperin Hevi ve Narin. Üç kiz ve bir oğlan. Şehriban hanım eşi Fatih(Şêrge) ve çocukları ile beraber 1994 yılından beri Almanya’da yaşamaktadır.

56

Aydın Orak 1982’de Nusaybin’de dünyaya geldi. Kimliksiz başladığı Nusaybin Yatılı İlköğretim Bölge Okulu’ndan 1996’da kimlik ve ortaokul diplomasıyla mezun oldu. İlk ve ortaokulda, yerli mallarında ve sınıf eğlencelerinde yaptığı skeçler onun gelecekteki ‘Tiyatrocu’ kimliğini oluşturacaktı.

1996’da İstanbul’a çalışmaya giden Orak, enjeksiyon, triko, tekstil gibi işlerde çalıştı. Çalıştığı dönemlerde liseyi açık öğretimden okuyarak tamamladı. 1997’de Hadep Gençlik Kolları’nda tiyatroyla tanışır ve ilk oyununu orda oynar.
2000’e kadar tekstil sektöründe çalıştı ve tiyatro çalışmalarına bu arada devam etti. Bunun sonrasında Mezopotamya Kültür Merkezi’nin düzenlediği tiyatro eğitimi kursu elemelerini başarıyla geçerek katılmayı hak kazanır. MKM Tiyatrolarının başarılı bir öğrencisi olarak çalışmalarını sürdüren Orak, Teatra Jiyana Nû’ya geçerek çalışmalarını sürdürür. Grubun ve kendisinin ilk tragedya oyunu olan Prometheusê Zincîrkirî (Zincira Vurulmuş Prometheus) oyununda Hermes ve Kratos karakterlerini oynadı. Bu oyunla Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali, Diyarbakır Kültür Sanat Festivali, Doğu Beyazıt Kültür ve Turizm Festivali’ne katıldı. Ahmet Cemal’in eğitmenliğindeki Bakırköy Belediyesi Genç Sanatlar Atölyesi ve çeşitli tiyatro atölyelerine katıldı. !5. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında Türkiye’ye gelen dünyanın efsanevi tiyatro adamı Peter Brook’un atölyesine katıldı.
Aydın Orak tiyatro çalışmalarını sürdürdüğü 2002 yılında ilk kamera deneyimini, Sala Nû Hinek Zû (Yeni Yıl Biraz Çabuk) adlı parodilerin çekimiyle başladı. “Çemberimde Gül Oya”, “Ağa Kızı” gibi ondan fazla televizyon dizisinde bölüm oyunculuğu yaptı. Oynamaya başladığı bu rollerle kamera tecrübesini kazanan Orak, daha sonra karakter oyuncusu olarak Ahmet Soner’in çektiği Pervane adlı kısa film, Aykut Düz’ün Çalsın Davullar ve Erbay Gül’ün Vicdansızlar adlı televizyon filmlerinde rol aldı. Aynı yıl içinde Kar û Bêkar (İş ve İşsiz) ve Girav (Ada) isminde iki kişilik oyunda da rol alır.
Tiyatro ve sinema oyunculuğu yanı sıra birçok konser ve 2005 Nevroz sunuculuğunu yaptı. Birçok şiir dinletisi de gerçekleştiren Orak, müziğini Rojhan Beken’in yaptığı “Hestên Veşartî” (Saklı Duygular) adlı şiir klibi başta MMC müzik kanalı olmak üzere diğer televizyon kanallarında da yayınlandı.
Aydın Orak, 2003’te birkaç arkadaşıyla Tiyatro Avesta’yı kurdu. “Bir İshaksın Bir Cemil” adlı oyunu sahneledi. 2005’te Hestên Veşartî (Saklı Duygular) adlı ilk Kürtçe şiir kitabını Berçem Yayınları’ndan yayınladı. Bu arada İstanbul Üniversitesi ÖKBK Tiyatro kolu öğrencilerine koçluk yapan Orak, yazdığı ‘Bişey Yapmalı’ adlı oyunu okul tatile girdiği için sahneleyemedi. 2006’da Özgür Gündem Gazetesi’nin Kültür-Sanat servisinde tiyatro ve sanat yazıları yazdı. Yazıları Azadiya Welat, Özgür Politika, Londra Olay Gazetesi, Özgür Gündem Gazetesi ve Amigra, Önsöz ve Esmer dergilerinde yayınlandı. 2006’da Bakırköy Halk Eğitim Merkezi Tiyatro Oyunculuk sertifikasını aldı. En son kendi kurduğu Tiyatro Avesta’nın çıkardığı ve kendisinin Kürtçe’ye çevirip oynadığı Nikolay Gogol’un Rojnivîska Dînekî (Bir Delinin Güncesi) oyunuyla Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali ve birçok il ve ilçede sahneledi. Hala bu oyunun sahnelenmesine devam eden Orak, Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler- Açık öğretim Fakültesi’nde okumaktadır.
www.aydinorak.com

23

ROJDA 1978 Yılında Siirt’in Kurtalan ilçesine bağlı Tütün köyünde dünyaya gelir. İlk okulu bitirdikten sonra okumaya devam etmek için İstanbul’a gelir

Müzik yaşamına 1991 yılında, İstanbula gelir gelmez müzisyen ağabeyi Çiya’nın Kurduğu Koma Gulên Xerzan ile başlar.

Grup çalışmaları 1993′ ten sonra MKM bünyesinde devam eder.

1994 yılında grup olarak, ilk albümleri ‘Ji Bîr Nabin’ (Unutulmazlar) ile dinleyicilerine daha profesyonel bir şekilde ulaşırlar.

1997 yılında ‘Sonda Me’ (Yeminimiz) adlı aybümle dinleyicisi ile daha fazla buluşma şansı bulur.

‘Sonda Me’ albümünde ki ‘Helimcan’ şarkısı, Rojda için önemli bir dönüm noktası olur. Artık herkes ‘Helimcan’ı’ söyleyen sesi merak eder.

1997 de 11 bayandan oluşan Koma Asmîn grubunun kuruculuğunda yer alır. Grupta aktif olarak çalışır, bir süre sonra üyesi olduğu Koma Gulên Xerzan grubunun yoğun çalışmalarından dolayı Koma Asmîn’den ayrılmak zorunda kalır.

Rojda, 2003 yılında aynı zamanda grup elemanı olan Alaettin Aykoç ile evlenir.

2005 yılında grubun üçüncü albümü olan Rûkena Min (Güler Yüzlüm) albümüyle müzikal olarak iyi bir çıkış yakalarlar. Rûkena Min albümünde yer alan ‘memet kanî’ ve ‘elo dîno’ adlı parçalarının klibi Zaxoda yapılan klip festivalinde birinciliğe aday olarak gösterilir.

2006 yılında Rojda Koma Gulên Xerzan’dan ayrılır. Solo albüm çalışmasına başlar.

Şu an müzik hayatına Rojda ismiyle devam ediyor.

ORTAK ÇALIŞMALAR

Mkm bünyesinde çalışan bütün sanatçıların içinde yer aldığı ortak bir çalışma olan Şahiya Staranan serisinin ikinci albümünde ‘henê bînin’ adlı otantik parçayla bu albümde yer almıştır.

Mîr müzik ve Roj tv nin ortak çalışması olan Şevbêrka Dengbêjan adlı albümde ‘yade rebenê’ adlı klasik parçayla yer aldı.

Rotinda’nın ‘nayê gotin’ adlı albümünde ‘çiya bilinde’ parçasını seslendirdi.

Şivan Perwer’in albümünde de vokal yaptı.

MKM bünyesinde çalışmalarını yürüten dans topluluğunun ‘mem û zîn’ adlı projesinde kendi bestesi olan sebrê ve otantik olan ‘le bûkê parçalurıyla bu projede yer aldı.Yine Harbiye açık havada ‘bêje / söyle’ projesiyle yer almıştır.

Diyarbakır festivalinde şevberka dengbêja oturumunda parçalar seslendirdi.Yine Diyarbakır da kadın ağıtları adlı projede sanatçı arkadaşı Ayfer ile programlarını sunmuşlardır.

MEDYA

Roj Tv de bir çok canlı yayın programına katılmıştır.

Kürt sanatçılar girişimini tanıtmak amacıyla Nilüfer Akbal ile cnntürk te 5n1k adlı programda kürt sanatçılarının sorunlarını dile getirmek için katıldı.

Yine Cnntürk’te te Diyarbakır Keçiburcunda yapılan kadına şiddet programında canlı yayında bir parçayla katılmıştır.

Cnntürk’te yapılan Ortadoğu Belgeselinde Rojdayla bütünleşen Helimcan parçasını bu belgeselde fon olarak kullanmıştır. Kanal D’de başrollerini Tuba Ünsal ve Zuhal Olcay’ın da yer aldığı ‘Seni Çok Özledim’ adlı dizide Tuba Ünsal’ın seslendireceği Rojda’ya ait olan ‘Rûkena min’ ve otantik olan ‘Evdo’ parçalarını Tuba Ünsal ile çalışarak okumasına yardımcı olmuştur.

Flaş Tv’de yapılan dizilerde Rojda’nın seslendirdiği Helimcan ve diğer parçalarını fon müziği olarak kullanmışlardır.

Ayrıca Yaşam Radyo, Antalya Fm ,Mersin Radyo Ses , Bingöl Fm, Mezopotamya Radyo ve İngiltere yerel radyo da programlara katılmıştır. Ayrıca yerel televizyonlardan olan Diyarbakır’da yayın yapan Can Tv, Tv 21’in canlı programlarında yer almıştır.

12

1966 yılının 16 Temmuzunda İzmir’de doğdu. 6 kardeşten en küçüğü olan Yıldız Tilbe, Gültepe Lisesi’nde okurken eğitimini yarıda bırakarak evlendi. Bu evlilikten Sezen adında bir kızı oldu. Eşinden ayrıldıktan sonra ailesine ve kızına bakabilmek için şarkı söylemeye başladı.

Bir gece çalıştığı kulübe gelen Sezen Aksu ile tanıştı ve onun daveti üzerine İstanbul’a gelerek vokalisti oldu. İstanbul’da bir süre barlarda çalıştı ve Aydın Oskay’la anlaşarak “Delikanlım” isimli şarkısı ve aynı ismi taşıyan albümüyle müzik piyasasına oldukça iyi bir giriş yaptı. Bu sıralarda yaşam öyküsü neredeyse medyanın tamamı tarafından yayınlandı.
İlk klibini Cenk Torun’la birlikte oynadığı “Delikanlım” adlı parçaya çekti. Sonraki albümlerinde da başarılı çıkışlar yaptıysa da, ilk albümünde yakaladığı popülariteyi yakalayamadı. Bu süreçte adı daha farklı nedenlerle anıldı. Yıldız ise söz konusu süreci ve bunun müziğine yansımalarını,”Yaşadıklarımla anıldığım için, şarkılarım dikkate alınmadı” şeklinde yorumluyor.

Yaşadığı her kötü olaydan bir ders çıkarttığını ve müzikle ilgili olan herşeyin kendisine büyük mutluluk verdiğini söyleyen Yıldız, hedefinin ileride de işini iyi yapan bir sanatçı olmak olduğunu ve ömrünün yettiği yere kadar da müzik yapacağını belirtiyor. Tarkan ve Deniz Seki gibi pek çok ünlü şarkıcıya şarkı sözleri veren Yıldız, müzik piyasasının üst sıralarında olmasına rağmen, bir şekilde “farklı” durmayı başararak kendine özgü bir yer ve denge tutturmuş durumda. Toplumun değişik kesimleri tarafından bu kadar çok seviliyor olmasını belki de bu durumuna yormak gerekiyor.

Kendi deyimiyle, “kara kuru, 45 kiloluk birisi” olan Yıldız’ın sözlerinde ki derin anlamları yakalamak ve notalarında, ondaki insancıllığı duymak, o içten gülüşündeki gerçekliği görmek, okadar da zor değil.

Yıldız Tilbe, doğal insancıl ve yaptıklarından gerektiği zaman pişmanlık duyabilen biri. “Delikanlım” albümünden sonra yayınladığı “Dillere Destan” (1995) albümü de iyi eleştiriler aldı ve çok satan bir albüm oldu. Yıldız Tilbe ilerleyen yıllarda sırasıyla “Aşkperest” (1996), “Salla Gitsin Dertleri” (1998), “Gülüm” (2001), “Haberi Olsun” (2002), “Yürü Anca Gidersin” (2003) “Yıldız’dan Türküler” (2004) ve yine 2004 yılında “Sevdiğime Hiç Pişman Olmadım” isimli albümleri çıkardı.

17

1972 yılında Bingöl-Kiğı’da doğdu. 1992’de MKM (Mezopotamya Kültür Merkezi) bünyesinde müzik faaliyetlerine başladı. Agirê Jiyan adlı müzik grubunun kurucuları arasında yer aldı. 1993’de Evrensel Sanatlar Merkezi’nde armoni ve piyano eğitimi, 1997’de Timur Selçuk’tan doğu müziği armonisi ve piyano; Oğuz Abadan’dan bas gitar ve solfej dersleri aldı.1996 yılında Agirê Jiyan’ın Adarê albümünün aranjörlüğünü yaptı.

Bireysel çalışmalarına başladığı 1998 yılından itibaren Stüdyo Sound’da tonmayster olarak çeşitli albümlerin kayıt ve mikslerini gerçekleştirdi.

Aynur Doğan’ın Kêçe Kurdan adlı albümünde Hêjîrokê; Nûpel adlı albümünde ise Can Weza ve Ez Keç im adlı şarkıların aranjörlüğünü yaptı. Gülbahar’ın Musikar adlı albümünün aranjörlüğü ve müzik yönetmenliğini Cem Tuncer ile üstlendi. Mem Ü Zin dans gösterisinin müziklerini Ahmet Tabar ile yaptı.

Handan İpekçi’nin yönettiği ve Mazlum Çimen’in müziklerini yaptığı Büyük Adam Küçük Aşk film müziklerinin kayıt ve mikslerini gerçekleştirdi. Hilmi Yarayıcı ile birlikte Seher Vakti (dizi film), Aşk Yolu (TV filmi), Kasaba(Dizi Film), Asi (Dizi Film),Ihlamurlar Altında(Dizi Film),Gece Sesleri (Dizi Film),Acı(Tv Filmi),Dilberin Sekiz Günü (Tv Filmi),Ali’nin Sekiz Günü (Tv Filmi),Vali (Tv Filmi),Sonsuz(Tv Filmi),Sır Gibi (Dizi Film),Rüzgar (Dizi Film)ve Esir Kalpler (Dizi Film)adlı yapımların müziklerine imza attı.

11

Mikail Aslan 1972 de Dersim (Hozat) de doğdu.On yaşına geldiğinde ailesi ile birlikte Kayseri’ye zorunlu olarak göç etti. Lise öğrenimini burada tamamladıktan sonra Malatya İnönü Üniversitesinde Matematik okumaya başladı (1991).     

İki yıllık bir eğitimden sonra politik nedenlerden dolayı okuldan uzaklaştırılınca, hayatına profösyonel anlamda müzik ile yön vermeye karar verdi. Çocukluk yıllarından beri Bağlama ile uğraşan Mikail Aslan, İlk bestelerini Malatya da okuduğu dönemlerde yazar. Yeni kuşak dersimliler belleğinde kaybolan bir hafızanın tekrardan canlanmasında anahtar rolü oynayan Dayika ma,Şuwara Dersımİ vb. besteleri ilk olarak sanatçının kurulus döneminde de içinde bulunduğu Grup Munzur ve Grup Tohum gibi gruplarda seslendirildi. 1995 yılında zorunlu olarak Almanya ya yerleşti. 1999 da yıllardan beridir kendi ana dilinde solo bir albüm yapma arzusu Agereyis (Dönüş) ile hayat buldu.

2000 yılında kendi müziğini avrupa sahnelerine taşımak için jazz geleneğinden gelen iki Alman müzisyen Michael Weil ve Dieter Schmalzried ile beraber Mikail Aslan Ensemle sini kurdu. Daha sonra aynı müzisyenler Klänge Von Euphrat (Fırat dan Tınılar) projesini hayata geçirerek Avrupa nın çeşitli kentlerinde sahneledi. Projenin otantik yönünü güçlendirmek içinde Cemil Koçgün (Bağlama), Yasin Boyraz (Kaval), Zafer Küçük (Mey) gibi yeni müzisyenler topluluğa ilave edildi. Sanatçı bu proje ile otantik müziğini yeniden işleyip orjinal dokuyu temel alarak özellile enstrümantal anlamda sınırları genişletmeye çalıştı.Remayise Munzuri eseri böyle bir arayış sonucunda ortaya çıktı.

2001 Mainz kentinde İki yıllık hazırlıkdan sonra Peter Cornelius Konservatorium da sınavı kazanarak Klasik Gitar öğretmenliğini okumaya başlayan Mikail Aslan, yan ensrtrument olarak da Saksafonu seçti.

Agerayis ile yönünü belirledikten sonra geldigi coğrafyanın tarih, mitoloji ve kimliğini işleyen Kilite Kou (Dağların Anahtarı) albümünü 2003 yılında çıkardı. Bu Albüm Dersim Otantik Müziği açısından önemli bir noktayı temsil ediyordu.

2005 Nisan ayında uzun zamandır hayalini kurduğu, otantik müziğini Senfoni Orkestrası ile buluşturma fikrini hayata geçirdi. Connections – Remayıse Munzuri adlı eser Alman Komponist Gerhard Fischer-Münster ile beraber işlenip, Beethoven ve Bach ın eserleri ile beraber sergilendi. Alman basınında büyük ilgi gören bu eser, çeşitli Radio ve TV de de yayınlandı. Bu dönemlerde okuduğu okuldan mezun olan Mikail Aslan, Temmuz ayında Miraz (Maya) adlı albümünü tamamladı. Geçmiş kuşaklardan otantik dokusunu miras olarak alıp bunu diger müzik gelenekleriyle bağlantısını kuran Mikail Aslan, her ne akımdan olursa olsun bireysel bir kimlik oluşumundan sonra dünyanın bütün muzikal tınılarının yanyana işlenebileceğini gösteriyor bu albümünde.

Bu çalışmaları dışında ayrıca iki belgesel filmin de müziğini yaptı. Barbara Trottnow tarafından yapılan bu filmler ZDF, arte, 3sat gibi TV lerde yayınlandı. Kadir – der Baumwollbauer (2003) ve Emine aus İncesu (2005).

VIDEO