Bir halk sanatıyla özgürleşir

97

stanbul Kürt Kültür ve Sanat Günleri etkinlikleri start aldı. Program oldukça kapsamlı ve sanatın bütün renklerini halkla buluşturacak niteliğe sahip. Resim sergisinden tiyatroya, müzikten dansa, şiir dinletisinden söyleşiye kadar olan etkinlikler İstanbul’un birçok ilçesinde sanatseverlerle buluşmaya başladı. Kültür sanat günleri Veysi Altay’ın ‘Rojava’ adlı fotoğraf sergisiyle start aldı.

Fotoğraf sergisinin akabinde yönetmen İbrahim Yıldırım’ın “Welatê me Kurdistane” adlı belgeselini izledik. Belgesel Kürt kaval ustası Êgidê Cimo’nun hayatını konu edinmişti. Belgeselin bir kısmı Ermenistan bir kısmı da Kürdistan da çekilmiş. Belgeseli izlerken herkes bir kez daha sürgünün, ülkesizliğin, ülke hasretinin acısını en derin hissiyatını yaşadı. Belgeselde Êgidê Cimo şöyle diyordu “bir halkın sanatı varsa o halk mutlaka özgürlüğe ulaşacak”. Bu söz aynı zamanda İstanbul’da yapılan Kürt kültür sanat günlerinin de temel amacını ifade ediyordu. İlk günün ikinci etkinliği olan açılış konseri kenter tiyatrosundaydı. İstanbul’da bir ilk olarak gerçekleştirilen Kürt kültür ve sanat günlerinin önemine dair MKM sanatçılarıyla sohbet ettim. Sanatçılardan biri MKM’nin mücadelesinin önemine değinerek “MKM asimilasyon ve soykırıma karşı kurumsal olarak ciddi bir örgütlü mücadele yürüttü. Bu mücadele sayesinde bugün bu sanat etkinliğini düzenliyoruz” diye belirtti. Diğer bir sanatçı yeni jenerasyonun kültür sanat mücadelesine olan ilgisinin zayıf olmasından ve kültür sanatı modernist bir ruhla yapmasını eleştirerek “MKM’nin ilk yıllarında yurtseverlik duyguları, toprağa bağlılık, özgürlük aşkı, mücadele ruhu oldukça güçlüydü. Kültürel kırıma karşı mücadelemizi yıllardır bu inançla yürüttük. Bunun için yeni jenerasyonun mutlak suretle MKM’nin geçmişine denk bir bilinç ve ruha ulaşması gerekmektedir” dedi. Diğer bir sanatçı ise İstanbul gibi bir metropolde Kürt sanatçılarının tarihsel ve güncel durumu üzerinde duruyordu.

Kenter tiyatrosu sahnesine iki kaval ustası çağrıldı. Önce Ertan Tekin sahneye çıktı. Anadolu halklarının acıklı, hüzünlü melodileri salondaki herkesi etkiledi. Sonra Êgidê Cimo sahneye davet edildi. Egidê Cimo elinde düdüğü, kavalı, mey ve zurnasıyla sahneye çıkınca bütün salon birden ayağa kalktı. 83 yaşındaki kaval ustası bu büyük saygıyı hak etmişti. Çünkü 70 yıla yakındır bu sanat çınarı nefesiyle kendi toprağına, halkına, geleceğine can veriyordu. Salondaki herkes bunun farkındaydı. Bu manzara karşısında Egidê Cimo da duygulanmıştı. Sandalyesine oturup düdüğü eline aldığında ruhu bedenini terk edip başka yerlere gitmişti. Ruhu Elegez zozanlarının, Ararat’ın doruklarının, Amed surlarının, Botan Dağlarının, Dicle ve Fırat kıyılarının, Muş ovasının bütün güzelliklerinin arasında bir yolculuğa çıkmıştı. Onunla birlikte bir nebze de olsa salondaki herkes o büyülü yolculuğa çıktı. Böylece iki kardeş coğrafya olan Kürdistan ve Anadolu’nun nefesleri bir kez daha buluştu.

Bu iki kaval ustasının büyüleyici dinletisinden sonra Şahiya Stranan Korosu sahneye çıktı. Yaklaşık on yıl önce oluşan Şahiya Stranan korosu asimile edilen ve Türkçeleştirilen Kürt müziğini orjinalitesiyle buluşturma amacıyla kurulmuştu. Bu süre içerisinde çıkardığı üç albümle unutturulmaya çalışılan Kürt müziğini yeniden halkla buluşturarak büyük bir başarı sağlamıştı. Sahneye çıkan Şahiya Stranan Kürt otantik müziğinin o heyecan, coşku, hüzün yüklü rengini böylece bir kez daha dinleyicilerle buluşturdu. Geç saatlerde biten konserden ayrılan herkes büyük bir sevinci yaşıyordu. Kültür günlerinin geriye kalan etkinliklerinin de bu denli güzel ve anlamlı geçeceği görülmektedir. Bu nedenle tüm sanat severleri bir hafta boyunca sürecek olan Kürt kültür ve sanat günleriyle oluşan bu heyecanı yaşamaya çağırıyorum.

 

Erol BALCI

SIMILAR ARTICLES