‘Uğursuz’luklara karşı bir ezgi Bêyom

87

Sessiz sedasız sürdürdüğü müzikal yaşantısına iki albüm sığdıran Siya Şevê üçüncü albümü ‘Bêyom’ ile sevenlerinin karşısına çıkacak. Grup; katliam, tutuklama ve asimilasyonun dünyada bir halkın başına gelebilecek en uğursuz şeyler olduğunu düşündüğünden albüme ‘Bêyom’ ismini veriyor.

Siya Şevê on yılı aşkın bir zamandır görünmeyen bir mecrada müziğini icra ediyor. Görünmeyen bir mecrada müziklerini sürdürmek istemeseler de müziğin piyasalaşma süreci onları bu tavrı takınmaya itmiş. Bağrından çıktıkları Kürt halkı gibi yer altında yaşadıklarından müziklerini de yer altı müziği olarak tanımlıyorlar. Kürt müziği içinden ama farklı bir şeyler söyleme iddiası ile bir araya geldiklerini belirtiyorlar. Siya Şevê’nin kullandığı enstrümanlar batı müziğine ait olsa da duygu ve gırtlak olarak Kürt müziğinin içinden sesleniyorlar dinleyicilerine. Daha çok kentlerde yaşayan Kürtlere seslendiklerini belirten grup, Kürtlerin içinde bulunduğu sosyal, siyasal ve kültürel sorunları şarkılarında dile getiriyor.
Siya Şevê sessiz sedasız sürdürdüğü müzikal yaşantısına iki albüm sığdırdı. Kapaktan kayıta albümlerinin bütün aşamalarını kendileri oluşturuyor. Şimdilerde ise üçüncü albümü „Bêyom’u (Uğursuz)“ yayınlamaya hazırlanıyorlar. Albüme „Bêyom“ adını koymalarının nedeni, Kürt halkının içinde yaşadığı koşulların uğursuzluğunu ifade etmek. 5 kişiden oluşan grubun içinde Êlîh Belediye Başkan Vekili Serhat Temel de bulunuyor. Grubun müzikal anlayışı ve son albümü „Bêyom“a ilişkin Serhat Temel ve Gökçe Selim ile konuştuk.

Farklı pencereden deneysel müzik
Serhat Temel, grubun 2001 yılında üniversitede bir araya geldiğini ve o dönemde Kürt müziğinin göreceli olarak bir duraklama dönemine girdiğini belirtiyor. Bu durumdan hareketle bir araya gelme zorunluluğunu kendilerinde hissettiklerini kaydeden Temel, „Bizdeki ruh hali, Kürt müziğini ilerletme noktasında, Kürt müziğinin var olan gerçekliğini yozlaştırmadan ama bir şeyler ekleyerek devam ettirme düşüncesiydi“ diyor. Temel, var olan bir şeyin devamı niteliğinde değil farklı bir pencereden, deneysel denilebilecek bir müzik tarzını oluşturmaya çalıştıklarına dikkat çekiyor. Grubun tamamen kolektif bir çalışma esası içinde olduğunu kaydeden Temel, bütün çalışmaları bireysel kaygılara düşmeden kollektif bilinçle sürdürdüklerini ifade ediyor.

Kapak cinsiyetçiliğe dikkat çekiyor
Albümlerinin adını „Bêyom“ koymaya karar verdiklerini belirten Temel, bu adı neden seçtiklerine ilişkin, „Kürtlerin yaşadığı katliam, baskı, tutuklama, asimilasyon ve bir bütünüyle direnmekten kaynaklı reva görülen tüm uygulamaların hepsi kendi içinde bir uğursuzluk taşıyor. Bir halkın başına dünyada gelebilecek en uğursuz şeylerden biridir asimilasyon. Buradan hareketle böyle bir ismi uygun bulduk“ değerlendirmesini yapıyor. „Bêyom“un kapağını Kürtlerin hiç ısınamadığı nüfus kağıdını, kadın siluetine büründürerek tasarladıklarını vurgulayan Temel, „Kürtlerin halk olarak yaşadığı sorunların yanında Kürt kadınlarının cinsiyetçi politikalardan dolayı yaşadığı mağduriyet de var. Biz buna da dikkat çekmek istedik“ diyor.

Kentli müzik yapıyoruz
Müziğin, toplumla birlikte varolmaya çalışan bir sanatsal olgu olduğunu kaydeden Temel, sözlerine şunları ekliyor: „Kürtlerin sosyolojik yapısı şu an çok farklı. Yapılan son istatistiklere göre Kürtlerin çoğunluğu kentlerde yaşıyor. Göçten ve çatışma durumundan kaynaklı metropollerde çok farklı bir kuşak yetişti. Buradan hareketle Kürtlerin bu kentleşme serüvenine denk gelen bir müzikalite ortaya koymaya çalışıyoruz. Kürtlerin yaşadığı sorunları anlatmaya çalışan bir kentli müziği. Aslında biz biraz da batı formlarıyla Kürt müziğini sentezlemek istiyoruz. Hiçbir şey yapamazsak bile hiç olmazsa bizden sonra gelen kuşağa bir altyapı, emare bırakırız.“

Sesimizi yeraltından duyuruyoruz

Grubun solisti Gökçe Selim ise, Kürtlerin bu ülkede yok sayıldığı için sürekli yeraltında yaşamak zorunda bırakıldığını ve kendilerinin de halkının bu gerçekliğinden yola çıkarak yeraltı müziği yaptıklarını ifade ediyor. Selim, bu coğrafyada Kürtlerin ötekinin ötekisi olarak görüldüğünü kendilerinin bu ötekileştirme durumunu ve ezilen bir halkın sesini yeraltından rock müzikle duyurmaya çalıştıklarını kaydediyor. „İnsan içindeki gerçek duyguları gerçek bir şekilde ifade edebiliyorsa isterse bir ıslıkla ifade etsin, isterse senfoniye dönüştürsün sonuçta bu coğrafyayı anlatır“ diyen Selim sözlerine şöyle devam ediyor: „Geleneksel enstrümanları kullanabilirsiniz ama kendi kimliğinizden uzaksınızdır bu da sahte bir durumdur. Müziğin özünü kendi kültürel değerlerle yoğrulmuş duygu ve düşünceler belirler. Bir enstrümana ya da yoruma bağlı değildir“

İçimizden gelen sesi yansıtacağız

Selim, Şiya Şevê’nin en büyük özgünlüklerinden birini kayıttan kapağa kadar bütün çalışmaları kendilerinin yapması olarak tanımlıyor. Selim, bütün çalışmalarını kendilerinin yapmalarının nedenlerini ise, albümlerini ticari bir meta haline getirmemek ve piyasa koşullarının, içlerinden gelen sesi değiştirmesine izin vermemek şeklinde sıralıyor. Selim, sözlerini şöyle sürdürüyor: „İçeriğinde bize yansıtmayan, aranjörlerin, stüdyo sahiplerinin birebir müdahale ettiği, şekilden şekile koyduğu bir albüm istemiyoruz. Bu nedenle yayınlanmakta olan bir albümü de ihtar çekerek engelledik. Albümün bir özgürlük alanı açması ve bu alanın yarattığı maneviyatla halkımıza ulaşmayı hedefliyoruz.“

Kendi imkanlarıyla dağıtacaklar
„Bêyom“da politik şarkılar ile birlikte aşk şarkılarının da yer aldığına dikkat çeken Selim, çalışmalarında yer alan şarkıların söz ve müziklerinin çoğunun gruba ait olduğunu söylüyor. Küçükken annesinden dinlediği geleneksel ezgiyi walkmene kaydedip klamın yeni yorumuna albümde yer veren Selim, sokak gösterisinde bir gencin duygusunu, Newroz’un yarattığı heyecanı ve Kürtlerin yaşadığı göç sorununu anlatan şarkıların da albümde yer aldığını ifade ediyor. Albümde dokuz şarkının olduğunu belirten Selim, önümüzdeki günlerde çıkacak albümü kendi imkanlarıyla dağıtacaklarını da ifade ediyor.

ÖNDER ELALDI