‘Gücümüzü birleştirmeliyiz’

14

Günde ortalama 5 kadının ‘aldatma’, ‘boşanma’, ‘aşk’, ‘namus’ gibi gerekçelerle öldürüldüğü Türkiye’de, kadın cinayetleri en yakıcı sorun olarak gündemdeki yerini koruyor.

Kadınların katledildiği ya da intihara zorlandığı ülkede yeterli yasal düzenlemeleri yapma konusunda „öldürüleceğim, beni koruyun“ çığlıkları atan kadınlara karşı devlet kulaklarını tıkayarak, onları cellatlarına teslim etmeye devam ederken, ‘cilveli baktı’, ‘başka erkekle çekilmiş fotoğrafı vardı’, ‘namusunu lekeledi’ gerekçeleriyle ‘haksız tahrik indirimi’ uygulayan yargı ise, adeta aklayıcı rolü oynamayı sürdürüyor. 2011 yılının ilk 6 ayında kayıtlara geçen 130 kadın cinayeti ise, yaşananları „cins kırımı“ olarak değerlendiren kadın örgütlerini haklı çıkarıyor.

‘Yapay çözümler kadın yaşamına mal oluyor’

Cinayetlere karşı toplumda var olan sessizliğin bozulması için kadına karşı toplumsal bilinçaltının yenilenmesi gerektiğini belirten Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Kadın ve Aile Şube Müdürü Türkan Turan, önemli bir güvenlik sistemine sahip olan devletin kadınların bilinçli bir şekilde katledilmesine seyirci kaldığının altını çizdi. Türkan Turan, kadın cinayetlerine karşı toplumda yaşanan sessizliğe dikkat çekerek, „Bu sessizlik ‘hak etti’ düşüncesinin toplumsal bir bilinçaltına dönüştürülmesinden kaynaklanıyor“ dedi. Fatma Şahin’in elektronik buton ve kolyelerle, mevcut sistemin önüne geçilebileceği açıklamasının çocuk düşündürücü olduğunu söyleyen Turan, „Bunun için öncesinde çağrı merkezlerinin oluşturulması gerekiyor. Çağrı merkezlerinde sosyal operatörlerin olması gerekiyor. Bu sosyal operatörler nasıl cevap verecek? Nasıl iletişime geçecek? Nasıl ulaşılacak? Bir sosyal politika olmadığı sürece bunlar yapay kalacaktır. Bu yapaylık da gün be gün kadınların yaşamlarına mal oluyor“ dedi.

‘Caydırıcı yasal düzenlemeler yapılmalı’

Kadın intiharlarının aslında bir isyanın sesi olduğunu belirten Turan, „İntiharlardan çıkan seslere gerçekten kulaklarımızı tıkamış durumdayız, vicdanlarımızı sorgulamıyoruz“ şeklinde konuştu. Turan, kadın cinayeti ve teşebbüsüne karşı hükümetin bir an önce caydırıcı yasal düzenlemeler yapması gerektiğini belirterek, televizyon programlarının yarattığı tahribatın önüne geçilmesi gerektiğini kaydetti. Kadını en fazla yaralayan konulardan olan erken yaşta evlilik ve dini nikahların önlenmesi gerektiğini belirten Turan, bu konuda özellikle Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile medyaya fazla iş düştüğünü söyledi.

‘Yüzeysel çalışmalarla sorunun üstesinden gelemeyiz’

„Kadına karşı toplumsal bilinçaltının tekrardan yenilenmesi gerekiyor“ diyen Turan, şunları aktardı: „Bu yenileme olmadığı sürece kadın kurumları olarak üstesinden gelemeyiz. Her gün yükümüzün biraz daha ağırlaştığını ve enerjimizin parçalanıp bölündüğünü hissediyoruz. Yüzeysel çalışmalarla bunun üstesinden gelemeyiz.“
Demokratik Özgür Kadın Hareketi (DÖKH) tarafından sürdürülen ‘Kadın kırımına hayır’ kampanyasına değinen Turan, bu kampanya ile toplumda var olan sessizliği bozmak istediklerini, ancak seslerini toplumun tüm kesimlerine duyuramadıklarını ve kendi bölgeleriyle sınırlı kalabildiklerini söyledi. Türkiye’deki bütün kadın kurumlarının bir araya gelerek, güçlü bir ses çıkarması bölgesel yürüyüş ve etkinliklerin yapılması gerektiğini belirten Turan, herkesin kendi çapında bir şeyler yaptığını ancak bunun yetmediğini, ortak projelerle gerekirse günlerce alanlarda sürecek etkinlikler yapılması gerektiğini söyledi.

PINAR URAL – DİHA/AMED

 YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

SIMILAR ARTICLES